Sahte Benlikler ve Sahih İlişki

Kısa Özet

Sohbette, insanların ilişkilerde yaşadığı çatışma ve mutsuzlukların temel nedeninin gerçek kendilik bilincini tamamlamadan, sahte benlikler üzerinden ilişkikurmaya çalışmak olduğu anlatılıyor. "Mutlu olmak için bir ilişkin olmasın, mutluysan bir ilişkin olsun" ilkesi ve Hz. Hatice-Hz. Muhammed ilişkisi örnek gösterilerek, gerçek sevginin ve "dini nikahın" aslında bir bilinç meselesi olduğu; kişinin kendi varlığını ve karşısındakinin varlığını Allah'tan bilmesiyle mümkün olduğu vurgulanıyor. Sonuç olarak ilişkilerden önce kendini bilme ve bulmanın gerekliliği tekrar hatırlatılıyor.

Öne Çıkan Vurgular

  • Mutluysan bir ilişkin olsun; mutlu olmak için bir ilişkin olmasın. Mutsuzluğunu gidermek için birinin sevgisine, değerine ihtiyaç duyan bir ilişki temelden problemlidir.
  • İlişkiler, kişinin kendilik bilincinin nerede durduğunu gösteren çok güçlü bir "turnusol kağıdıdır"; biri bizi hayal kırıklığına uğrattığında ortaya çıkan öfke, sarsılma ya da yıkılma hissi, aslında karşımızdaki kişiden çok kendi sahte benliğimiz hakkında bilgi verir.
  • Dini nikah, imamın kıydığı bir merasim değil; kişinin kendi varlığının ve karşısındakinin varlığının Allah'tan geldiğini bilmesi ve bu bilinçle birbirine karşı sorumluluk taşımasıdır.

Giriş: İlişkilerde Sahte Benlikler

Hoş geldiniz arkadaşlar. Evet, bugün konuşmak istediğim konu ilişkiler ve ilişkilerde niye bu kadar insanlar zorlanıyor? İlişkiler niye insanların önemli bir problem alanı haline gelmiş? Aslında burada da her zaman konuştuğumuz bir noktaya tekrar dönmüş oluyoruz. O da nedir? Sahte benlikler üzerinden ilişkilerimizi yaşıyoruz. Yanigerçek kendilik bilincini tamamlamadan, o bilinci tam olarak idrak etmeden, yarım yamalak bir algıyla, bir düşünüşle, bir benlik algısıyla ilişkilerimizi yaşamaya çalışıyoruz.

Bu neye sebep oluyor? Bu maalesef birçok iletişim problemine, bu iletişim problemlerine bağlı olarak birçok çatışmaya ve kişilerin kendilerini veya muhataplarını mutsuz etmesine yol açıyor. Neden böyle bir durum söz konusu? Çünkü varlık bilincimizi tamamlamadan, yani varlık bilincimizin tam olarak farkına varmadan ilişkiler yaşıyoruz. Örneğin "biri beni mutlu etsin" diye bir arayış içindeyim. Bu ilişkilerien geniş anlamda da değerlendirebilirsiniz -- arkadaşlar, dostluk ilişkileri de bunun içindedir.

"Bu İlişkiyi Kurmak İsteyen Sen Kimsin?"

Bütün bunlar nasıl yaşanabilir öyleyse? Yani o zaman ne durumda biz ilişkileri yerliyerine oturtabiliriz? Bu nasıl mümkün olabilir? Benim her zaman sormaya dikkat ettiğim bazı sorular vardır. Örneğin insanlar eşinden, dostundan, arkadaşından yana bir mutsuzluk yaşıyorsa, veya diyelim kiişte bir evlenmeyi düşünüyorsa, hep şu soruyu sorarım: bu ilişkiyi kurmak isteyen sen kimsin? Sen nasıl birisin? Yani bu ilişkiyi kurmak isteyen sen nasıl biri?

Tabii genellikle bu sorunun cevabı çok açık olmuyor. Neden? Çünkü biz bunu düşünmüyoruz. Ya ben nasıl biriyim? Yani ben kendim derken, ben derken, benim varlığım derken neyi kastediyorum? Ben nasıl bir varlığım? Nasıl bir varlık bilinciiçindeyim? Bunun farkında mıyım? Hayır. Dolayısıyla büyük ihtimalle muhatabım olan insan da öyle değil. Dolayısıyla aslında ne oluyor? Bir yığın sahte benlik, o sahte benliklerin arzuları, beklentileri, korkuları, hayalleri üzerinden bir etkileşim yaşanıyor.

Mesela biri kendini bugüne kadar değerli hissetmemiş, birisi kendisini bugüne kadar dikkate alınmış hissetmemiş; kendisini dikkate alacak, değer verecek, onu olduğu gibikabul edecek birini arıyor. Peki bunu bulursa ne olacak? Mutlu olacağını düşünüyor.

Peki bunun ölçüsü var mı? Aslında bunun ölçüsü de yok yani. Ne olursa kendinideğerli hissedeceksin, bunun sınırı da yok, ölçüsü de yok, kriteri de yok. Bu bir yana, bunu yeterince bulamadığını düşündüğünde de ne olacak? Mutsuz olacak. Peki bu mutsuz olan insan kendini nasıl hissedecek? Kendini çok kötü hissedecek. Kendiniçok değersiz hissedecek. Kendini dikkate alınmayacak nitelikte bir varlıkmış gibihissedecek.

O zaman nereye geldik? Hikayenin başına geldik. Hikayenin başı aslında sahte benlikler tarafından örülmüş bir varlık algısı taşıyoruz. Peki böyle bir varlık algısıyla nasıl ilişki kurabiliriz? Yani böyle bir varlık algısı kendini bile doğru tanıyamazken,

üstelik de birçok sahte benlik tarafından kuşatılmışken, nasıl bir başkasıyla bir ilişkikuracak?

Değerli miyim, Değersiz miyim? Bir Çelişkinin İçinde Yaşamak

Dikkat edin, ilişkilerimizde yaşadığımız birçok mutsuzluğun, tepkiselliğin, tartışmanın, çatışmanın, kendimizi veya muhatabımızı mutsuz etmenin nedeni aslında budur. Bir insan niye mutsuz olsun? Anlaşamazsın, bırakırsın mesela, yani. Dersin ki "biz birbirimizi anlamıyoruz." Ama ben niye öyle bir durumda aşırı mutsuz oluyorum?

Kendimi çok kötü hissediyorum? "E öyle hocam, işte kendimi kötü hissediyorum." Hani en başa dönüyoruz dedik ya, o "kendimi kötü hissediyorum" diyoruz ya -- işte ben o en başta o soruyu sormak istiyorum: sen kendin nasıl bir varlıksın? Yani sen "ben" dediğinde, "kendim" dediğinde nasıl bir varlıksın ve bu varlığın nitelikleri nasıl bir şeydir? Bunu fark etmek durumundasın.

Neden? Çünkü nihayetinde, ilişkilerinde o kendine -- ki buna biz sahte kendilik diyeceğiz -- o kendine defalarca döneceksin. Mesela kendini değersiz biri olarak hissediyorsun ama ilişki kurarak değerli olmak istiyorsun. Mesela hayatta çok defa bana soruluş: "hocam" diyor, "eşim bana kendimi değersiz hissettiriyor." Ben diyorum ki tamam, peki sen değersiz misin? "Yok hocam" diyor, "değersiz değilim." O zaman diyorum sorun ne? Sorun ne o zaman? Tabii afallıyor orada, çünkü aslında bir çelişkinin içinde olduğunu görmesi gerekiyor. Yani değerliysen biri sana nasıl kendinideğersiz hissettiriyor? Eğer değerliysen kendini nasıl değersiz hissediyorsun? Bu nasıl bir çelişkidir? İşte bu, sahte bir benlik üzerinden hayatımızı, ilişkilerimizi yürütmenin ortaya koyduğu bir problemdir.

"Mutluysan Bir İlişkin Olsun, Mutlu Olmak İçin Değil"

O yüzden dikkat edin: mutluysanız bir ilişkiniz olsun. Bunu her türlü düzeyde söylüyorum -- arkadaşlık olsun, dostluk olsun, ikiliilişkiler olsun, bütün ilişkiler için böyledir. Mutluysan bir ilişkin olsun. Mutlu olmak için bir ilişkin olmasın. Biraz ters migeliyor? Yani "mutsuzum, mutlu olmak için bir ilişkiye ihtiyacım var. Mutsuzum, mutlu olmak için birinin beni sevmesine ihtiyacım var. Mutsuzum, mutlu olmak için birinden değer görmeye ihtiyacım var." Böyle bir ilişki problemlidir. Böyle bir ilişki olmamalıdır.

Ha tabii ki "ben olmamalıdır" deyince olmuyor mu? Oluyor. Ben teorik olarak konuşuyorum. Olmamalıdır ama olmaktadır. Zaten olunca ne oluyor? Olunca problemler oluyor. İnsanlar ne yapıyorlar? Stratejiler üretiyorlar. "Bana değer vermesiiçin ne yapayım? Bazen biraz geri çekileyim, bazen kendimi naza çekeyim, bazen şunu yapayım, böyle çok da değer verdiğimi hissettirmeyeyim" falan. Türlü türlü hikayelerle, türlü türlü manipülasyonlarla, türlü türlü sahte benlik stratejileriyle süreciyönetmeye çalışıyoruz.

İlişkiler: Sahte Benliği Görmenin Turnusol Kağıdı

Ve dikkat edin, insanın varlık bilincinin en çok ortaya çıktığı durumlar ilişkileridir. Mesela diyelim ki çok samimi bir dostluğunuz var, otuz yıllık, kırk yıllık bir dostluğunuz

var. O ilişkide o muhatabınız, o otuz kırk yıllık dostunuz size büyük bir hayal kırıklığı yaşattı. Bir bakın, sendeliyor musunuz, sarsılıyor musunuz? Ne oluyor? İnsanlara güveniniz mi kayboluyor? Atıyorum, dostluk ve vefa ile ilgili bir düşünce sarsıntısı mı yaşıyorsunuz? Bir bakın. Ne oluyor? Öfke mi hissediyorsunuz? Nefret mi hissediyorsunuz? Tırnak içinde kendinizi kandırılmış mı hissediyorsunuz? Ne hissediyorsunuz? Bir bakın oraya. Sakince orayı gözlemleyin.

Onun üzerinden bir şeyleri keşfedeceksiniz aslında. Kendiniz dediğiniz şeyin aslında ne olduğunu fark edeceksiniz. Eğer biraz daha dikkat ederseniz onun kendiniz olmadığını da anlayacaksınız. Onun kendiniz olmadığını anladığınızda da gerçek kendinizi keşfetmeye bir yol bulmaya da kapı aralamış olacaksınız. Hayat size her bakımdan aslında sahte benliklerinizi görme imkanı verir. Her düzeyde size bu imkanı verir. Aslında bu doğal bir şeydir, yani bu kasıtlı bir şey değildir. Hayat size her durumda -- alındığınız, gücendiğiniz, öfkelendiğiniz, kendinizi yıkılmış hissettiğiniz, olumsuz duygu durumlarına girdiğiniz, bir şeyleriinkar etmeye çalıştığınız her durumda -- aslında sahte benliklerinizin sizin önünüze çıktığını görebilirsiniz.

Bir şey olduğunda şunu kendinize sorun: bu hangi sahte benlik tarafından benim başıma geliyor? Yani hangi sahte benliğin tuzağı içindeyim? Örneğin diyelim ki "hiç kimse beni umursamıyor" dediğimde, burada bir sahte benlik var mı? Kesin var, yanivar olduğunu görebilirsiniz. Mesela "hiç kimse bana değer vermiyor." E vermiyor. Allah'a da hiç kimse gerçek değeri vermiyor. Mesela Allah Kur'an'da diyor, hani "siz Allah'ı gereği gibi takdir edemediniz." Peki Allah bundan rahatsız oluyor mu? Kimse benim kıymetimi takdir etmiyor diye bir problem var mı Allah'a?

Senin niye öyle bir problemin var? Allah sana kendi ruhundan üflemiş, kendisiyle var etmiş, var kılmış, tam kılmış, kemale erdirmiş. Ama sen diyorsun ki "kimse bana değer vermiyor." E tamam, vermiyor. Ne olacak? Ama bak dikkat et, sen de kendine değer vermiyorsun. İşin kötü tarafı orası zaten. Kimsenin sana değer vermemesi bir problem değil ki. Sen kendine değer vermiyorsun. Daha doğrusu sen kendindekideğeri fark etmiyorsun. Sen kendindeki değerin, varlığın değerinin farkında değilsin.

Kendiniilişkilerin üzerinden tanımlıyorsun. "Kim bana değer verecek? Kim benionaylayacak? Kim beni anlayacak" hikayesi üzerinden hayata yaklaşıyorsun. Ve bunu da normal karşılıyorsun. Ve bunu da istatistik üzerinden değerlendirip, "hocam az çok herkes öyle değil midir" deyip işi paketliyorsun ve sanki doğruymuş gibi lanse ediyorsun.

Hani geçen hafta konuştuk, modern psikoloji neye dayanır? İstatistiklere dayanır. "İnsanların çoğu öyleyse, öyledir yani, insan ötekiyle vardır, öyle mi, bakıyoruz öyle görünüyor" -- o zaman insan öyledir diyorsun. Gerçekte öyle olup olmadığını bilmiyorsun. Dolayısıyla ilişkiler kendilik bilincimizin nerede durduğunu idrak etmemiz için çok önemli bir turnusol kağıdıdır. Çok çok önemli bir şeydir.

Kendine mi Bakıyorsun, Karşındakine mi?

Ama dikkat edin, biz ilişkilerimizde içimizde ortaya çıkan veya içimizde yıllardır beslediğimiz bu sahte benliklere bakmıyoruz, karşımızdakine bakıyoruz. Bu şu demek değil: yani karşımızdaki her insan mükemmel, çok iyi, eksiksiz, biz problemliyiz. Bunu kastetmiyoruz. Bak, hatta defalarca bu konuda böyle bir geribildirim alıyorum. _(Bir katılımcı): Hocam, bir tek ben mi hatalıyım?_ Ben başkalarının hatalarından bahsetmiyorum. Söylediğim şey budur: başkalarının hatalarıyla o kadar fazla meşgul olmayın. O ilişkiler içinde ortaya çıkan kendi benliklerinizi keşfetmeye çalışın. Bunlar hangi benlikler? Bunlar bir ilişkinin üzerinden ne arıyor? Bir ilişkinin üzerinden neyi devşirmeye çalışıyor? Neyi elde etmeye çalışıyor? Eğer onu elde etmeye çalışıyorsan, o zaman sende o yok demektir.

"Ben Değersizim" Cümlesini Kabul Edebiliyor musun?

Mesela ben evlendim, eşimin bana değer vermesiniistiyorum. Vermedi. Eee, ne oldu? Eee, çok mutsuzum. O zaman makul ve rasyonel cevap nedir biliyor musunuz? Sen o zaman değersizsin demektir. Yani aslında bunu dememiz lazım. Eğer bu sahte benliği rasyonel kabul edeceksek, yani sen değer görmek için evlendiysen, karşındaki de sana değer vermiyorsa, demek ki değersizsin. Bunu kabul ediyor musun? Etmiyorsun. Etmiyorsun ama değerli olduğunun da bilincinde değilsin. "Biribana değer versin" istiyorsun. Ne değersiz olduğunu kabul ediyorsun ne değerliolduğunu kabul ediyorsun. Ne yapacağız bu durumda? Bir yerde bir terslik yok mu? O tersliği keşfetmek durumundayız.

Peki terslik karşı tarafta mı? İşte orayla ilgilenmiyoruz, ilgilenmemeliyiz manasında söylüyorum. Yani o benim alanım değil. Ben bu durumda kendiiçimde keşfetmem gereken sahte bir benlik hikayesi var. Yani ben kendimi tanımıyorum, Türkçesiyle.

Ben kendimi tanımıyorum. Ben kendi varlığımın farkında değilim. Ben kendivarlığımın değerinden haberdar değilim. Eğer bunu kabul edersem oradan bir yol almam mümkün olabilir.

İlişki Üzerinden Var Olmak: Bir Kabul Meselesi

Bakın insanlar görüyoruz değil mi? Otuz yıl olmuş, kırk yıl olmuş, veya yirmi yıl, on yıl, fark etmez yani. Bütün hayatı "eşim bana değer vermedi" diyerek geçmiş. "Ben işte birini çok seviyordum ama beni bıraktı." Ben öyle çok insan tanıyorum. Öyle bir ego yarası almış ki ve o ego yarasıyla ömür boyu yaşıyor. Bir türlü de uyanma şansı yok o kafayla. Ama karşımızdakiinsanın -- "ya beni niye bıraktı, belki bencilliğinden bırakmıştır, belki kibrinden bırakmıştır, belki başka bir nedenle bırakmıştır" -- soru şu bakın: onun bırakması karşısında bende ne oluyor? Bende ne tür bir şey oluyor? Ben niye sarsılıyorum? Ben niye mutsuz oluyorum? Ben niye travmatize oluyorum? Ben niye bu kadar acı çekiyorum? Neden? Çünkü ben var değildim. Birinin sevgisiüzerinden var olduğumu zannettim. Onun beni bırakması üzerinden de yok oldum. Türkçesi bu.

Bunu aslında ya kabul edeceğiz -- "ben var olan biri değilim, biri gerçekten bana ilgi, sevgi, şefkat, duyarlılık gösterirse var olduğumu hissederim, böyle olmadığında da

ben yokum" -- bunu kabul ediyor muyum? Ya diyeceğim ki "ben böyle biriyim, bunu da kabul ediyorum, insan da budur, öyle yol alacağım." Artık yolda hangi kazaya uğrarım? Kim beni sevdiğini söyler, kim üç gün sonra sevdiğiniinkar edip beniöylesine bırakıverir, kim şunu yapar, kim bunu yapar -- artık o, hani İstanbul'daki trafik gibidir yani. Kimin çarpacağı, kimin seni kaldırımda deyim yerindeyse ezeceği bellideğildir. Eğer böyle bir kabule sahipsen -- "ben ilişkilerimle varım, ilişkilerim üzerinden değer hissediyorum, onun dışında ben yokum" -- bunu kabul ediyorsan, o kazaları, o acıları da kabul etmek durumundasın.

Veyahut da ya insan böyle bir varlık olmayabilir, insan farklı bir varlık olabilir. Benim bunun üzerinde düşünmeye ihtiyacım var. İnsan böyle bir varlık olmamalı. İnsan ilişkileri üzerinden varlık hisseden, ilişkileri üzerinden tamamlanmışlık hisseden, ilişkileri üzerinden mutlu olan, ilişkileri üzerinden mutsuz olacak olan bir varlık olmasa gerektir.

Bakın burada ilişkileri çok genelde ele alıyorum. Yani biraz ikiliilişkilere odaklı konuşuyorum ama bütün ilişkilerinizi düşünebilirsiniz. Örneğin sosyal itibarı çok yüksek bir bilim adamı olabilirsiniz. Bir gün gelir kimse size itibar etmez. Sosyal itibarı çok yüksek olan bir sivil toplum örgütünde olabilirsiniz, bir gün o itibarınız başkalarının itibarı nedeniyle gölgede kalabilir ve siz kendinizi kötü hissedebilirsiniz.

Yani bahsettiğim şey bütün ilişkiler için söz konusudur. Kimisiikiliilişkilere o kadar odaklı değildir, sosyal ilişkilere odaklıdır -- o da sosyal ilişkiler üzerinden dayak yer.

Kimisiikiliilişkiler üzerinden daha fazla dayak yer. Dolayısıyla arada bir fark yoktur.

O yüzden burada kastettiğim ilişkiler kavramını çok geniş planda ele almamız gerekiyor. Neden? Çünkü ilişkiler sahte benliklerin çokça kullandığı bir enstrümandır.

Yani bazı benlikler, bazı sahte benlikler ilişkiler üzerinden var olurlar, ilişkiler üzerinden mutlu olurlar, yine ilişkiler üzerinden mutsuz olurlar. Onların hayatı ilişkidir. Ben öyle çok insana denk gelmişimdir; iyi kötü bir ilişkisi olsun istiyor. Dediğim gibi bu sadece karşı cinsle de ilgili değil. Bir bakıyorsunuz ki mesela annesiyle veya babasıyla sürekli kavga ediyor. "Ya bırak, bak baban annen seni anlamıyor, sen de onları pek anlamıyorsun; iyisi mi sakin olun, birbirinizden biraz böyle belli bir mesafeyitutturarak bu işi yürütün." "Yok hayır, illa ya kavga edecek ya çok iyi anlaşacak.

Başka bir yolu yok." Anlaşamıyorsa kavga etmek zorunda. Çünkü neden? Çünkü o benlik bununla yaşıyor. Onun için ya anlaşacağız ya kavga edeceğiz, başka bir yolu yok. Ve görüyorsunuz o yaklaşım sürekli bir soruna yol açıyor. Neden? Çünkü aslında içimizde ilişkiler üzerinden var olduğunu, var olacağını zanneden bir sahte benlik var. Ve siz o sahte benlikten şüphe etmediğiniz müddetçe o sizde bir şekilde hakimiyetinigösterecektir, bir şekilde hakimiyetini hissettirecektir.

Bazen de ne diyeceksiniz? "Ya işte insanlar bana iyi gelmiyor, ben en iyisi insanlardan uzak duruyorum." Hayır, insanlar sana iyi gelmiyor değil. Senin sahte benliğin sana iyi gelmiyor. Senin problemin insanlar değil, senin problemin sahte benliğin. Sen o sahte benliğin istediği şeyi bulamayınca bu sefer öfkeleniyorsun. "İnsanların canı cehenneme" diyorsun. Neden? Çünkü o sahte benlik istediğini elde

edemiyor. Bu sefer ne yapıyor? Tam zıttı istikamette reaksiyon gösteriyor. "İnsanları sevmiyorum" diyorsun. Aslında insanları sevmiyor değilsin. Arzu ettiğin geri bildirimialamadığın için öfkeleniyorsun.

Peki hani, çok Mesnevi'de de geçen bir şey zannediyorum: bir adamın annesi var, annesi de kötü yolda bir kadınmış. O da sürekli annesinin beraber olduğu adamları öldürüyor -- annesinin namusunu güya korumak için annesinin beraber olduğu kişileri. Bir gün akıllı biri diyor ki: "ya, sen niye bu kadar insan kanına giriyorsun?" "E ne yapayım" diyor. "Anneni koru" diyor, "ya" diyor, "anneni öldür" diyor. Bunu yanlış anlamayın, konu burada anne değil yani. İşte burada anlattığın şey benim bahsettiğim nokta: yani sen sahte benliğini öldür. Sen sahte benliğin yüzünden herkesle kavga ediyorsun. Sahte benliğin yüzünden bir sürü tartışmaya, çatışmaya, gerilime giriyorsun. "Bana kimse değer vermiyor, ben onlara çok değer veriyorum, kimse bana değer vermiyor." E ne yapıyorsun ondan sonra? Herkesle kavga ediyorsun. Ben de sana diyorum ki sahte benliğini öldür.

Senin başında bu kadar belayı açan şey senin sahte benliğindir. Senin o "bana değer vermelisiniz" diyen, "bana değer verin" diyen, "ben bunu hak ediyorum" diyen, "senin için neler yaptım, bunu hak ediyorum" diyen -- o benliğini öldür. O benliğini tasfiye et yani. O benliğinden özgürleş. Yoksa ömrün boyunca bu çatışmaları yaşayacaksın.

Ömrün boyunca insanlardan şikayet edeceksin. Dikkat edin arkadaşlar, hayatta en çok kimden şikayet ediyorsunuz? Neyden şikayet ediyorsunuz? Onun arkasında yatan bir şey vardır. Orayı bulmaya çalışın.

Herkesi Düzeltme Tuzağı

Mesela herkesi düzeltmek istiyorsunuzdur. Böyle bir sahte benliğiniz vardır. Çok da matah görünen bir benlik: herkesi düzeltmek, değil mi? Güzel bir şey yani, insanları düzeltelim. Herkesi düzeltmek -- herkesle de problem yaşarsınız. Dersiniz ki "ben ne kadar iyi niyetliyim, düzeltmeye çalışıyorum, iyiliğine çalışıyorum, insanların iyiliğiniistiyorum." Ama işte herkesle de kavga ediyorum. Neden? Çünkü içinde "ben herkesidüzelteceğim" diyen, "herkes doğruyu bulacak" diyen, "bulmalı" diyen, "bulmazsa da gözüne sokacağım" diyen bir benliğin var. Sen bu benlikle ne yapabilirsin? Mutlaka kavga edeceksin.

Bak Allah bile peygamberleri bu konuda uyarıyor yani. Ki peygamberler neyi anlatıyor? İnsanlar için kurtuluş ve necatı anlatıyor. Ama ne diyor Allah? "Sen örnek ol" diyor. "Eğer dinlerse fayda vereceğini tahmin ediyorsan anlat. Onun dışında sen sorumlu değilsin." Şimdi bir peygamber düşünün, sürekli böyle herkese anlatmaya çalışıyor, milletle sürekli dalaşıyor ve o peygamber Allah'a diyecek ki mesela şöyle düşünün, işte "ya Rabbi ben insanlara doğruyu anlatıyorum ama kimse anlamak istemiyor, herkesle de kavga ediyorum." Allah ne der böyle bir peygambere? Hanihayal kurar, ne der? "Aferin, iyi yapıyorsun, anlat" mı der? Yoksa "senin içinde sahte bir benlik var, bununla uğraş" mı der? Anlatabildim mi?

Yaniilişkiler sahte benlikleri çok iyi gösteren, çok mükemmel bir şekilde gösteren süreçlerdir bizim için. Eğer iyi görebilirsek. "Ya ben her şeyimi feda ettim, elimden gelen her şeyi yapıyorum, bir türlü kendimi beğendiremedim." E problem sende, diyorum. Böyle kontra soru sormak için. "Problem nasıl ben de hocam" diyor. "Burada da mı suçlu benim" diyor. Evet, diyorum, suçlu sensin. Suçun ne? Suçun kendinibeğendirmeye çalışmak. Beğenilir biri olursan var olacağını, beğenilir biri olursan, takdir edilir biri olursan tam olacağını zannediyorsun. Senin suçun bu. Sen bu tuzağın içine düşmüşsün.

Kendini Beğendirme Tuzağı

Sen kendini beğendirme, kendini onaylatma, kendini sevdirme tuzağına düşmüşsün. Bu tuzaktan özgürleşmelisin. Bu tuzaktan özgürleştiğinde ne olur? İnsanların canı cehenneme mi diyeceksin? Hayır. Üzerine düşen insani sorumluluğunu, göreviniyapacaksın kendi ölçülerin içinde. Beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez. O onların alanıdır. Senin alanın kendiinsani alanındır. Senin alanın kendi fıtratının kriterleriyle, ölçüleriyle hareket etmektir.

Bak, burada kastettiğim -- ya o zaman benim mutlu olmak için ilişkiye ihtiyacım yok, huzurlu olmak için ilişkiye ihtiyacım yok, o zaman insanların canı cehenneme, umurumda değil mi diyeceğiz? Bunu mu kastediyoruz? Asla bunu kastetmiyoruz. Kastettiğim şey şu: mutlu olmak için, huzurlu olmak için, kendini bulmak için, kendideğerini fark etmek için bir ilişkiye girilmez. Bu yanlış bir şeydir, bu sahte bir hikayedir.

Ayrılık Karşısında Yaşanan Trajedi: "Ben Nasıl Bir Varlığım?"

Bakın bu yüzden insanlar ne facialar yaşıyor. Adam öldüren var, intihar eden var. Yaniatıyorum, eşi terk ettiğiiçin intihar eden var. Eşi terk ettiğiiçin eşini öldürüp sonra kendini öldüren var. Düşünebiliyor musunuz? Sahte benlik ne kadar etkili. Adam ayrılmak isteyen eşini öldürüyor, sonra kendini öldürüyor. Bunun kadını erkeği de yok, fark etmiyor yani bu. Peki bu nasıl bir şeydir? Bu çok ilginç bir şey aslında, dikkat edin: içeride ne kadar sahte bir benlik var ki, ona bir ayrılığı varlık-yokluk hikayesine döndürmüş. Yani varsın veya yoksun, böyle bir yol ayrımındasın. Halbuki anlaşamamışsındır, ayrılıyorsundur. Veya sen ayrılmak istemiyorsun da karşındakiayrılmak istiyor. Ne var bunda? Sende bu kadar niye büyük bir reaksiyon var, bu kadar niye büyük trajik bir durum var?

"Yani ne bileyim hocam, var." E tamam, ben de diyorum ki bak var, onu irdele, onun üzerinde çalış. Bu sahte bir şey. "Ya o bana sahte gibi gelmiyor." E zaten onu konuşuyoruz aylardır. Hiçbir sahte benlik sahte gibi görünmez ki. Zaten sahte olduğu apaçık belli olsaydı sen de ben de görecektik onu zaten. Apaçık görünür bir şey olsaydı çok rahatlardı. Hani atıyorum, vardır ya bazı plastik bardaklar. Gerçek bir cam bardak değil, öyle plastikten oyuncak bardaktır -- elini aldığında hemen fark edersin.

Ama bu benlikler öyle değil ki. Bu benlikler çok gerçek gibi görünüyor. Öyle hissediyorsun, tırnak içinde söylüyorum, öyle hissettiriyor sana.

Peki bunun için ne yapman gerekiyor? Bunun için çok dikkatli olman gerekiyor. Çok sakin ama çok dikkatli, çok ince eleyip sık dokuyan bir bilince sahip olman gerekiyor. Bu nasıl bir benlik? Atıyorum, üç ay evvel tanıştığım birini çok sevdim, sonra beni terk etti, şimdiintihar etmek istiyorum. Ya bir düşün sen, tırnak içinde söylüyorum: sen nasıl bir malsın? Bir düşün. Oradan başla yola. Ya ben nasıl bir malım yani? Bir düşün yani. Bunu ciddi söylüyorum, bu çok ciddi bir sorgulama.

"Ya hocam, alay ediyorsunuz benimle" diyor. Ya ben seninle alay etmiyorum, bak sana ne diyorum: üç ay evvel tanımadığın birini tanıdın, "seviyorum" dedin. O ayrı bir konu, oraya şimdi girmiyorum. Sonra diyelim ki muhatabın ayrıldı ve sen yıkıldın, ölmek istiyorsun. Ya bu nasıl bir şey? Bir oturup bunun bir muhasebesini yap ya. Bu nasıl bir şeydir? Bak ben sana demiyorum ki "sen beni kandırıyorsun, beni manipüle ediyorsun." Ama bak burada büyük bir trajik durum var yani. Bu nasıl bir şey yani? Bir dur, bir bak yani, bu nasıl bir şeydir? Ben nasıl bir varlığım? Asıl soru bu ama. Yani ya ben nasıl bir varlığım ki böyle bir olayda bu kadar yıkılıyorum veya öfkeleniyorum veya kendimi berbat hissediyorum falan filan, her neyse. Yani nasıl bir varlığım ben? Demek ki ya ben kurguyum, ben gerçek bir varlık değilim bu hikayede.

Biri bana dedi ki "seni çok seviyorum." Ben de o an uçtum. Sonra çekildi. Hani kartal bazı hayvanları böyle alır, yükseltir, yükseltir, yükseltir, sonra bırakır; avı parçalanır, sonra onu yer. Biri seni almış, yükseltmiş, yükseltmiş, yükseltmiş. Sonra bırakmış, serbest bırakmış ve sen parça parça olmuşsun. Sen nasıl bir varlıksın? Otur, düşün. Eğer bu bensem, oturup ben bunu düşünmem lazım: ben nasıl bir varlığım? Bir kere, ben varlık değilim -- önce bunu kavramam lazım. Ben kurguyum, ben orada.

Kurgu mu, Gerçek mi? Çocuğun Oyuncak Mutfağı

Biri bana "sen çok değerlisin" diyor. Ben de kendimi değerli hissettim. Bu kurgu mu, gerçek mi? Eğer gerçek olsaydı, "ben artık sana değer vermiyorum" dediğinde benim değerim değişmezdi. Ama ben kurguyum. Biri bana "çok değerlisin" diyor, sonra paçavra gibi atıyor. Ve ilk önce diyorum ki ben kendimi çok iyi hissediyordum, sonra da paçavra gibi fırlatıldım ve yıkıldım. Şimdi buradakiinsan, bir düşünün: gerçek bir varlık mı, kurgusal bir varlık mı?

Hani bak, kurgusal ne demek: hani bazen çocuklar oyun oynar ya mesela, der kiişte oyuncak mutfağı vardır, der ki "şimdi ben bununla köfte yapacağım, işte bu fırınım, işte bu fırına yemek koyacağım" -- değil mi, orada da yemek var mı? Yok, ama bakın ne yapıyor çocuk? Kuruyor yani, diyor ki "bu masa, bu da fırın." Şimdi diyor "fırına köfte koyacağım, pişireceğim," kapatıyor, "tamam" diyor, "şimdi pişti," çıkarıyor, "çok güzel oldu" diyor, sana sunuyor değil mi? Bazen çocuklar sizinle oynarken böyle oynar. Ben de bir gün öyle bir çocuk benimle oynuyordu, bana çorba yaptı öyle oyuncaktan. "İşte al" dedi, "amca iç" dedi. Ben de bilincini tartmak için dedim ki"bunda çorba var mı?" "İç iç" dedi. Yani aslında şunu demek istiyor: "ben de biliyorum bunun kurgu olduğunu, sen şimdi kurguyu bozma" diyor yani. Yoksa "ben aptal değilim" yani.

Ama biz, biz aptalız arkadaşlar ya. Biz aptalız yani. Birinin bana şey demesinibekliyorum: "benim için her şeysin, sana çok değer veriyorum, sen olmasan yapamam." Ben uçmaya başlıyorum. Sonra bir yerde düşüvereceğim. Peki bu kurgu mu değil mi? Ama diyeceksiniz ki hocam hepimiz kurgu ile yaşıyoruz. Evet, maalesef çoğumuz kurgu ile yaşıyoruz.

*Din: Kurgudan Kurtuluş*

İşte din seni kurgudan kurtarıyor. Din sana diyor ki senin asli bir gerçeğin var. Bu asligerçeğin nedir? Allah var ve onunla sen varsın, onun sayesinde sen varsın. Bu asla değişmez, bu asla bozulmaz ve bu bir kurgu değildir. Bak insanlar sana öyle veya böyle diyebilirler. Hatta bakın insanların doğru olup da aslında kurguyla söylediklerişeyler bile vardı. Mesela diyor ki bir adam kendi zihinsel yorumuyla Hz. Muhammed'e "sen peygambersin" diyor, üç gün sonra da dönüyor, irtidat ediyor, "sen peygamber değilsin" diyor. Allah ne diyor? "Onlara inanma" diyor, "sen Allah'ın Resulüsün" diyor. Yani bir insan hakikaten seni görüyorsa, hakikaten senin farkındaysa, o zaman onun söylediği gerçektir. O zaman o gerçektir ve o gerçek hakikatle zaten aynı şeydir.

Ama bir insan kuruyor zihninde: "sen benim için her şeysin" diyor -- o kuruyor. Sen de onun kurgusuna giriveriyorsun. Çünkü o kurgu senin o sahte benliğine güzel geliyor.

Çünkü senin sahte benliğin böyle bir şey arıyor. Senin sahte benliğin biriiçin özel olmak istiyor. Çünkü o sahte benlik "kimin için özelim, kimin için ayrıcalıklıyım, kim bana özel bir önem veriyor" diyor. Şimdi böyle bir sahte benliğin varsa, sen kaza dan kaza, beğen kendine böyle bir kurguya sahip bir başkasıyla karşılaşırsın. O da senihayatının merkezi zanneder. Ki hatta senin için intihar bile edebilir. Bakın böyle şeyler de olur. Bunların hepsi kurgudur ama, dikkat edin, hepsi kurgudur. Çünkü burada bir farkındalık yoktur, bir bilinç yoktur. Kişi ne kendini tanımaktadır ne karşısındakinitanımaktadır.

Hz. Hatice ve Hz. Muhammed: Bilinçli Bir Sevgi

Bakın Hz. Hatice'ye ve Hz. Muhammed'in ilişkisine ve evliliğine -- ne kadar bilinçli, ne kadar farkındalıklı bir şey değil mi? Yani haşa, Hz. Hatice böyle kör kütük, ehlidünyanın zannettiği gibi bir aşık halinde miydi? Yok. Çok şuurlu, çok bilinçli, kendinibilen, kendindekiilahi kaynağı bilen ve o bilinçle seven bir kadındı. Peygamber o yüzden diyor, "Hatice'nin sevgisi benim rızkımdır." Bakın, "Hatice'nin sevgisi benim rızkımdır." Rızık nereden gelir? Rızkın kaynağı nedir? Allah'tır. O zaman Hatice'nin sevgisi Allah'ın sevgisidir. Allah'ın o kalbe indirdiği, o kalbe koyduğu bir sevgidir. O yüzden peygamber Hz. Hatice için böyle diyor: "Hatice'nin sevgisi benim rızkımdır" diyor.

Ve Hz. Hatice peygamberi olduğu gibi görüyor. Onu hakikatiyle görüyor. Öyle şöyle demiyor yani: "Muhammed böyle beni çok seviyor, beni çok önemsiyor, işte bana çok değer veriyor" -- böyle değil. "Muhammed hakiki bir insan" diyor. "Sen merhametli, dürüst, anlayışlı, kendini bilen birisin" diyor. O yüzden ona o sevgiyi duyuyor. Ve o sevgisini de kendine mal etmiyor. Şunu demiyor: "ben seni sevemesem senin halin

niceydi" falan öyle bir şey demiyor. Biz olsak biz öyle diyoruz değil mi? "Senisevemesem halin niceydi" diyoruz birbirimize. Neden? Çünkü sevgiyi kendimizden zannediyoruz.

Kirlenen Irmak Metaforu

Ha, gerçek sevgi kendinden değildir ama Allah'tan gelen sevgiyi de -- hani su tertemiz akar ya, daha sonra işte bir fabrikanın kiri bulaşır, işte öbürünün atık suyu bulaşır. En son ne olur o ırmak? Mahvolur değil mi? Ama aslında onun gerçek kaynağı nedir? Gerçek kaynağı tertemizdir. Şimdi biz de bunun gibiyiz. Allah'tan gelen sevgiyi egomuzla, egomuzun kirli atıklarıyla birleştiriyoruz. E sonra, tırnak içinde söylüyorum, problemli bir sevgi ortaya çıkıyor: onu sahiplendiğini hissettiğin, "benim sevgim" diye gasp ettiğin, "ben sevmesem senin halin nice olur" diye tehdit dili kullandığın bir sevgiye dönüşüyor.

Bazı böyle tasavvufla ilgilenen insanlar da şey der ya, "bütün sevgiler Allah'tandır." E tabii ki Allah'tandır da, sen araya neler karıştırmışsın onu görmüyorsun. Bulaştırdığın şeylere bak. O bulaştırdığın şeyler yüzünden, bak, düşün: o tertemiz diyelim ki bir ırmak, ne oluyor? Şehirden geçiyor. Şehirden geçerken türlü türlü kirlerle, pisliklerle, atıklarla ne hale geliyor? Kurbağalı dereye dönüyor. Bak bakalım kurbağalı derenin kaynağı kurbağalı mı? Kötülük mü akıyor? Şimdi Allah'tan geldiği şekilde biz o sevgiyive diğer şeyleri muhafaza edebilsek, o ne kadar muazzam bir şeydir. Ama onu ne yapıyoruz? Egomuzla, sahte benliklerimizle kirletiyoruz.

Bakıyorsun anneye sonsuz bir sevgi, şefkat ve koruyuculuk gelmiş ama anne bencilleşmiş. "Ben olmasam sana kim bakardı" diyor. "Sütümü helal etmem" diyor. E Allah da sana sütünü helal etmezse ne olacak? Bir düşün bakalım. Sen o sütü nereden buldun acaba, nereden elde ettin? Ama ne yapıyorsun? Bak, Allah'ın sana verdiği sütü gasp ediyorsun. Allah'ın sana verdiği sevgiyi gasp ediyorsun. Geniş çaplı düşündüğünüzde her şey için bu böyledir.

O zaman ne yapacağım? Temiz bir... o temiz bir... o zaman bakacağımız hiçbir problem olmayacak. Ama kendimi hatırlamaya ihtiyacım var. Hatta o yüzden çok ilginçtir: bazı böyle doğuda veya bizim geleneğimizde bazen manevi bir yola giren bir insan, eğer evliyse boşanması istenmez ama evli değilse kendini bulduktan sonra evlenmesi tavsiye edilir. Neden? Çünkü arada sen doğru düzgün bir evlilik yapamazsın ki, yani problematik bir şey olur o. Ne şartla? "Ya ben kendimi şu an tam bilmiyorum, kendimi tanıma sürecindeyim. Sen de muhtemelen kendini tanıma sürecinin bir safhasındasın. Biz bu konuda birbirimize yardımcı olmaya söz verirsek" -- olabilir, değil mi? İnsan o zaman evlenebilir. Bu niyetle, bu mantıkla. Bu makul bir şeydir. Çünkü ben karşımdan bir şey beklentisiiçinde değilim, o da bir şey beklentiiçinde değildir.

Ego Sarayında Kıyılan Nikah

Ama diyeceksiniz ki böyle bir şey olur mu? E olmuyor tabii, çoğunlukla olmuyor. Herkes birbirinden bir şey bekliyor. Bir şey beklemekle de kalmıyor, verdiği ufacık bir

şeyi "ben sana çok şeyler verdim" diye bir de abartıyor. Bir gün bir arkadaş vardı böyle çok egosu yüksek bir erkek arkadaştı. Hanımına demiş ki "ya sen şükret kibenle evlendim." Karısı da altta kalmamış: "asıl sen şükret, ben seni kabul ettim diye." Egolarını yarıştırıyorlar. Neden? Çünkü kendilerini tanımıyorlar ki.

Biri bana böyle dese mesela, değil mi, atıyorum evlisin, biri sana dedi ki, eşin sana dedi ki "ya şükret ki seni aldım." Sen ona sakince durup demen lazım ki "Allah razı olsun, bu senin insaniyetindir, bundan dolayı teşekkür ederim, ben de sana buna karşı insaniyetimle karşılık vermeye çalışıyorum." Diyebilir misin? Böyle bir cevap verebilir misin? Veremezsin. Sen de egonla ne diyeceksin? "Ben altta mı kalacağım? Asıl ben seni kabul etmekle sen şanslısın" diye egonu öne çıkaracaksın. O zaman ne olacak? İkiinsan ilişkisinden mi bahsedeceğiz burada, yoksa iki egonun ilişkisinden ve savaşından mı bahsedeceğiz?

İşte bakın o yüzden aslında, tırnak içinde söylüyorum, hani evlilikler dini bir atmosfer içinde yapılırdı. Yani bunun mantığı nedir biliyor musunuz? Bunun tabii kaybolmuş anlamı da bu yani, aslını söylüyoruz. Bu şu demektir: ikiinsan, tırnak içinde söylüyorum, ancak Tanrı'nın evinde evlenir. Yani Tanrı'nın atmosferinde evlenirsen o bir sahih ilişkidir. Yoksa senin egondan onun egosu bazı yerlerde buluşacaktır, bazı yerlerde çatışacaktır. Biri diyecek ki "seni ben daha çok sevdim." "Yok, ben seni daha çok sevdim." "Sen bana daha çok değer vermelisin." "Yok hayır, sen vermelisin." Bu evlilik nerede kıyılmış olabilir? Belediyeyi de suçlamamak lazım. Bu evlilik ego sarayında kıyılmıştır yani. Bu evliliğin muhatapları da egodur, şahitleri de egodur, kıyıldığı sarayın adı da Ego Sarayı'dır. Böyle bir evliliğin mantığı ancak bu çerçevede yürür.

Dini Nikah Aslında Nedir?

Şimdiinsanlar tartışıyor: dini nikah mı? "Hocam dini nikah olmasa olmuyor mu?" Maalesef arkadaşlar, zamanımızda böyle dini konular böyle ucuz seviyelerde tartışılıyor. "İşte dini nikah olmazsa nikah sayılmaz mı?" Abi ben sana bir anlatsam sen de diyeceksin ki "sayılmaz" diyeceksin ama deyim yerindeyse -- ama hakikianlamından bahsedersem öyle olacak. Yoksa konu ne dini nikahtır, ne belediye nikahıdır, ne işte memurun kıydığı nikahtır, ne imam nikahıdır. Bu bir bilinç meselesidir, bu bir farkındalık meselesidir.

Sen kendini Tanrı'dan kabul ediyor musun? "Ben Tanrı'dayım, Tanrı'danım" -- bu bilinç içinde misin? Karşındakiinsanı da Tanrı'dan ve Tanrı'da kabul ediyor musun? Böyle kabul ediyorsan, ister belediyede nikahını kıy, ister hiç kimse yokken bir adada iki kişi olun, Allah'ı şahit kılarak nikahınızı kıyın -- o gerçek bir nikahtır. Ama sen bir imam değil yüz tane imam getirsen, diyanet işleri başkanına kıydırsan, arkasından yüz tane hatim de indirsen, bu bahsettiğim bilince sahip değilsen sen gerçek anlamda evlenmiyorsun demektir. Gerçek anlamda bir ilişki hakikatine varmıyorsun demektir.

O yüzden şunu şöyle tamamlayalım arkadaşlar. Her türlü ilişki -- bakın bir arkadaşlık ilişkisi de olabilir. Diyelim ki ben bir arkadaşlık ilişkisiiçinde biri arkadaş olmak istiyor, bir insan. Bakın düşünün Mevlana ile Şems, o bilinçteydiler. İkisi de Tanrı'da oldukları bilinciyle arkadaş oldular, dost oldular. Bizim cahil adamlar da "ya işte bunlar nasıl birbirlerine aşık olmuşlar" -- yani aşık olmayı kadın erkek arasındaki bir şey olarak zannediyorlar. Tabii o kafayla üretmedikleri cehalet yok, Allah ıslah etsin.

Gerçek anlamda sen kendini Tanrı'da ve Tanrı'dan kabul ediyor musun? "Ben Tanrı'ya aidim ve benim varlığım ondan geliyor, onun varlığıyla varım ve ona olan bir sorumluluğa sahibim." Bu bilince sahip olacaksın. "Benim varlığımın kaynağı Allah'tır, o beni var etmiş, değerli kılmış, bana insani bir donanım bahşetmiş, ben böyle bir varlığım." Karşımdakiinsan da öyle. İster bu eşim olsun, arkadaşım olsun, dostum olsun veya sokaktaki bir insan olsun. Bu bilinçle baktığında o zaman o ilişki sahih bir ilişkidir.

Hz. Yusuf'un Kardeşlerine Bakışı

Diyelim ki karşındakiinsan nefsine uyup vefasızlık yaptı. Sen bundan dolayı yıkılır mısın? Yok. Dersin ki tıpkı Hz. Yusuf'un dediği gibi. Bakın hep dikkatinizi çekmek istiyorum: ne diyor Hz. Yusuf kardeşleriiçin, onu kuyuya atan kardeşleriiçin? Diyor ki"şeytan yaptığınız şeyi nefsinize hoş gösterdi, hata yaptınız, şimdi Allah'a tövbe istiğfar edin" diyor. Demiyor ki "beni yıktınız, beni mahvettiniz, hayatımın yirmi yılını aldınız" -- var mı öyle bir şey? Peki bizde niye var, bizde niye var? E var işte, var işte, orayı peki.

Allah sana niye "nefsimi temizle" diyor, niye bu kadar ısrar ediyor? "Nefsimi temizle," temizlersen o zaman fıtratında olursun, fıtratın üzerinden yaşarsın. Ama savunmaya kalkarsan, eğer işte ne bileyim işte öyleyim, eğer işte anne babanı suçlarsan, yaşadığın hayatı, yaşadığın insanları, içinde olduğun toplumu suçlarsan, eğer işte "insanız hocam, böyleyiz, ne yapalım" dersen, o zaman yapılacak bir şey yoktur.

Senin de yapabileceğin bir şey yoktur. Çünkü dediğim gibi, yani bir insan bir ilişkisinde "ben ilişkimde değer görmek istiyorum" diyorsa o zaman Türkçesi şu demektir: ben değersizim, birinin bana değer vermesiniistiyorum. Bunu demişim. Bunu kabul ediyor musun? E bunu da etmiyorsun. E böyle bir şey olur mu?

Bak kendi kendini kandıran bir mekanizma var içeride. O sahte benliklere sorun. "Ben değer görmek istiyorum" diyen sahte benliğe sorun: senin değerin yok mu ki değer arıyorsun? O diyecek ki "ne alakası var." Yani sen sahtekar mısın? Hem "ben değerliyim" diyorsun hem "bana değer vermiyor" diye şikayet ediyorsun. Bak, münafık bir benlik var içinde, ona karşı uyanman lazım. O seni kandırıyor. O hem sana diyor ki "ben değerliyim" diye trip atıyor, kim bana değer verecek diye de fellik fellik arıyor. E bu nasıl bir üçkağıtçı benliktir ya? Sen böyle bir münafık benlikle arkadaş olmak ister misin? Kim münafık bir arkadaşla arkadaşlık etmek ister? Değil mi? Ama bak sen yıllardır bununla arkadaşlık yapıyorsun.

O yüzden Allah diyor ki: biz insana nefsinin neyi fısıldadığını biliriz. Sen de bil. Bak Allah diyor ki nefsinin sana ne fısıldadığını ben biliyorum, sen de bil. Sen de buna karşı uyanık ol, bunun farkında ol, o benliklerin tuzağına düşme, o benliklerin ikiyüzlülüğüne kendini kaptırma. Onların farkına var ve onları izale et, onlardan özgürleş. Din budur, maneviyat budur, hakikat budur. Dini nikah da budur. Yani dininikah nasıl -- işte bir imam olacak, iki tane de şahit olacak, yani bununla mı dini nikah oluyor? Böyle bir şey olur mu? Dini nikah bir bilinçtir. Kendinin Allah'tan geldiğinibilen, muhatabının da Allah'tan geldiğini bilen ve kendi nefsindeki benliklere karşı da uyanık olmaya söz veren -- "ya bak ben dikkat edeceğim, bazen nefsim böyle sahte şeylere girebilir, ben bunlara karşı uyanık olmaya çalışacağım, uyanık olmadığım durumda da sen beni uyar" -- neden? Çünkü mümin kadınlar ve erkekler birbirinin velisidir. Yoksa "ya işte bak o benim açığımı buluyor, ben de onun açığını bulacağım" -- sen nasıl bir ilişkiye sahipsin? Böyle bir ilişki olur mu?

"Hatalarım var ama ben çaktırmıyorum hocam, hiç hatam yokmuş gibi davranıyorum." Mübarek olsun, devam et o zaman. Bu nasıl bir evliliktir? Sen Kabe'nin içinde bu nikahı kıysan, o nikah boş bir nikahtır. Sen bir şeyi unutmuşsun, bir şeyi fark edememişsin.

Ne demektir? İkiinsan -- bunu dediğim gibi bütün ilişkiler için söylüyor, biriyle bir arkadaşlık dostluk ilişkiniz var -- diyeceksin ki "ben varlığı Allah'tan gelen, Allah'la var olan biriyim. Karşımdakiinsan da öyle, bilse de bilmese de öyledir. Onun hataları olduğunda ben onun hataları karşısında onu uyandırmaya çalışırım. Benim hatalarımı gördüğünde ve söylediğinde bunları dikkatle dinler, değerlendiririm. Bazen de yanılabilir, derim ki bu konuda yanılıyor olabilirsin." Yoksa işte "bak o benim hatalarımı söyledi ya, aslında ben onun hatalarının yüz katını biliyorum ama yüzüne vurmuyorum" -- böyle mi konuşacağız birbirimizle? Böyle mi arkadaşlık dostluk ilişkisikuracağız?

Yoksa karşındaki yanlış düşünebilir, nefsine uyabilir, olabilir. Ne yapacaksın bu durumda? Diyeceksin ki "ya benim arkadaşım, kardeşim, dostum, eşim şu an nefsine uyuyor, acaba ona yardım etme imkanım var mı?" Yok diyelim, bütün çabana rağmen yardım edemiyorsun, uyuşamıyorsun da; o zaman "yolun açık olsun" dersin ama ona içinde dua edersin.

Bak Allah ne diyor peygamberine? "Onlara de ki" diyor eşlerine: "eğer siz benim söylediğim noktada benimle yaşamayacağınızı, yaşayamayacağınızı düşünüyorsanız, sizi güzel bir şekilde bırakayım, mutlu olacağınız şekilde sizi güzel bir şekilde bırakayım" diyor. Şunu demiyor: "beni bırakın da belanızı bulun." Böyle demiyor. "Beni bırakıp da kimi bulacaksınız, benden iyisini mi bulacaksınız" demiyor. Ben bazı evliyetlerde bakıyorum, boşanan kişiye diyorum ki, belki diyorum böyle biraz şeyliğine, damarına basıyorum, diyorum ki "belki senden daha iyi, iyi, iyi bir insan bulur." "Bulamaz hocam" diyor, "benden iyisini bulamaz." Ya bu ne, bu kibirdir ya.

Pekiinşallah bulur yani, değil mi? Ama istiyor ki bulmasın ve belasını bulsun yani, benden ayrıldığına pişman olsun. Bu nasıl bir anlayıştır? Bu cehalettir bu.

O yüzden hep şunu hatırlatıyorum: bizim ilişkilerden önce kendimizi bilmeye ve bulmaya ihtiyacımız var. Bizim bir ilişkiye ihtiyacımız yok. Bizim önce kendimizibilmeye ve bulmaya ihtiyacımız var. Ondan sonra ilişkilerimiz daha sağlıklı yürüyebilir, daha sağlıklı bir biçimde ilerleyebilir. Evet, sorusu olan var mı? Buyurun.

Bir Katılımcı Sorusu: Hz. Ayşe ve Tercih Ayeti

_(Bir katılımcının sorusu -- ses kaydında bu bölüm ağır biçimde bozulmuştur;_ _aşağıdaki kurgu yalnızca bağlamdan çıkarılabilen en yakın anlamdır, kelimesi kelimesine güvenilir değildir): İlişki kurulduktan sonra mı kendimizi tanırız peki hocam? Siz önce kendini bil, sonra ilişkiye gir dediniz ama Hz. Ayşe, Hz. Ebu Bekir'in kızı olarak Peygamber Efendimiz'in hayatına çocukluğundan itibaren şahit oluyor, sonra evleniyor. Evlendikten sonraki süreçte "beni nasıl seviyorsun" gibi bir arayışa giriyor, gençliğinin ve güzelliğinin farkında olarak. Daha sonra peygamber eşleri, dünya hayatını mı yoksa Allah ve Resulü'nü mü tercih edecekleri konusunda bir ayetle sınandılar ve hepsi Allah'ı ve Resulü'nü tercih etti. Bu bize göstermiyor mu ki insanlar ilişki içindeyken de birbirini tamamlayabilir, süreç içinde eksiklerini fark edip olgunlaşabilir? Yani mükemmel olmak şart değil, bunun örnekleri var._

İşte aslında o bize neyi gösteriyor? Yani en azından ilişkilerde bu anlamda bir niyet olmalı. Mesela bunun bir örneği Hz. Sevde zannediyorum.

Hz. Sevde Örneği: Dürüstçe Sınırını Bildirmek

Peygamber evlilik teklif ettiğinde Hz. Sevde diyor ki: "ya Resulallah, bende biraz kıskançlık var" diyor. Yani baştan söyleyeyim, sonra şey olmasın. Peygamber de ona diyor ki: sen bu konuda elinden gelen gayreti göster, Allah da sana yardım eder. Yanidemiyor ki "ben kıskancım, beni böyle kabul et." Bakın Hz. Sevde kıskançlığının farkında, bunu onaylamıyor ama dikkat edin, "ben kıskancım" diye bir trip atmıyor yani. Hani bu çok sağlıklı bir şey değil ama bunu hâlâ terk edebilmiş değilim, bu noktada bunu bilmeniistiyorum diyor. Peygamber de ona, sen bu konuda elinden geleni yap, Allah da inşallah sana yardım edecek, diyerek ona o niyetinin çerçevesinde bir yaklaşımda bulunuyor.

Dolayısıyla bu bize neyi gösteriyor? Bu bize, evet arızalarımız -- tırnak içinde, travmalarımız, günümüzün deyimiyle sahte benliklerimiz olabilir. Örneğin, ya bende böyle bazen gereksiz, aşırı bir öfke tuzağı var. Ben öfkelenirim kardeşim, değil bu yanlış bir şey, ben bunu biliyorum ama hâlâ da tam terk edebilmiş değilim, ama terk etmem gerektiğini biliyorum, elimden geleni de yapıyorum. Bu durumlarda eğer ben kazara öfkelenirsem, sen o durumlarda biraz sakin ol, bana o konuda yardımcı ol, diyebilmeliyim yani. Yoksa "ben de böyle, sen de öyle" dersek o zaman artık savaşı kim kazanacak diye bakarız. Yoksa ya ben kendime dair bir bilincim olacak, farkındalığım olacak; iki, muhatabıma karşı farkındalığım olacak ve onun da Allah'ın kulu olduğuna dair bilincim olacak. Onu manipüle etmeyeceğim yani, deyim yerindeyse.

Bahsettiğimiz siyer kaynaklarında aslında biz neyi görüyoruz? Tabii ki orada herkesin kendine göre bir süreci var. Yani orada, hani burada Hz. Ayşe'yi eleştiri masasına yatırmak anlamında değil, ama objektif değerlendirme yaptığımızda Hz. Ayşe'nin kendiiçinde bir tekamül süreci olduğunu görüyoruz. Yani bazı yerlerde, tırnak içinde, hani peygamberimizi ne diyeyim, sıkboğaz etti mi diyeyim, artık bir şey hani zorladığını görüyoruz. Hatta peygamber bazen bunu şakaya alıyor. Mesela bir gece böyle biraz çıkmış, herhalde yürüyüş yapacak veya tefekkür edecek. Bir bakıyor arkasına Hz. Ayşe takılmış, gizliden gizliye, "nereye gidiyor bu" diye. Peygamber de dönüyor, fark ediyor: "Ayşe, sen misin" diyor. "Ha benim" diyor, "öyle dolaşıyordum" diye şeye getiriyor, "öylesine geziyordum" böyle. "Şeytanın da yanında mı" diyor Hz.

Ayşe'ye. Yani bu nedir? İşte bu yine peygamberin merhametinin bir göstergesidir ama, hani orada Hz. Ayşe böyle pür, kâmil biri miydi o süreçte? Tabii ki değildi.

Samimiyet Nedir, Egoizm Nedir?

Ama bize düşen nedir? Kendi üzerimizle çalışmaktır. Yani ben ilişkilerimde olabildiğince dürüst ve samimi olacağım. Ama dürüst ve samimi olmak şu değil: "ya sana kızmam geldi, kızdım, benim içim dışım değildir" -- bu samimiyet değildir, bu başka bir şeydir. "Ağzıma geleni söylüyorum, niye, çok samimiyim çünkü" -- böyle buna samimiyet demiyoruz arkadaşlar, buna egoizm diyoruz.

Dolayısıyla insanlara karşı samimi olmam için önce Allah'a karşı samimi olmalıyım. Yani "bu bana yakışır mı" demeliyim. Bir davranış, bir tutum sergilediğimde kendime sormalıyım: Allah beni böyle mi yarattı? Allah'ın yarattığı kodlar bunlar mı? Bu bana yakışan bir şey mi? Bu benim fıtratıma uyar mı? İnsan samimi olmak istiyorsa önce buradan başlamalı. Buradan yola çık: "bu bana yakışmaz." Ondan sonra hareket et. Ondan sonra içinden ne geçiyorsa söyleyebilirsin. Ama bu barajdan geçtikten sonra bunu söyleyebilirsin. Yoksa içinden öfke geliyor söylüyorsun, kibir geliyor söylüyorsun, aşağılamak geliyor söylüyorsun, sonra da diyorsun ki "ben çok samimiyim, içim dışım birdir" -- bu samimiyet değildir. İnsan önce Allah'a karşı samimiyet noktasında kendini hizalamalıdır. Bu benim fıtratıma yakışıyor mu? Bu benim fıtratıma uygun mu? Değilse ondan kendini korumaya çalışmalı.

*Sonuç: Önce Kendini Bilmek*

O zaman işte ilişkilerimiz sahih olur. İlişkilerimizin sahih olması demek herkesle anlaşacağız demek değildir. Dediğim gibi, biriyle anlaşamazsın, güzel bir şekilde ayrılırsın, problem değildir. Ama en azından sen vicdanen kendine baktığında dersin ki "ya ben gerçekten elimden geleni yaptım, gerçekten kendime, Allah'a ve muhatabıma karşı samimi oldum ama bütün çabama rağmen bu iş yürümedi" diyebilirsin. İşte peygambere Allah demiş, eğer onlar bu konuda seninle aynı noktada anlaşamıyorlarsa onları güzel bir şekilde bırak demiş yani. Ama bakın burada bir hakaret yok, kabalık yok, öfke yok, nefret yok. Karşındakinin mutsuzluğunu istemek yok, karşındakinin canını acıtmak yok. O zaman işte her şey fıtrata uygun olur. Ama hangi şartla? Sen fıtratında olduğun zaman bu fıtrata uygun olur.

Evet, teşekkürler.

Geçen Ayetler

Not (tahmini / editör): Konuşmacı bu sohbette hiçbir ayeti sure adı ve ayet numarasıyla birlikte vermemiştir. Şu ifadeler paraphrase şeklinde geçmiş ama numarasız bırakılmıştır: (1) "Biz insana nefsinin neyi fısıldadığını biliriz" ifadesi (muhtemel karşılığı Kaf Suresi 16. ayet olabilir, numara verilmemiştir); (2) Peygamberin eşlerine "eğer benimle yaşayamayacağınızı düşünüyorsanız sizi güzel bir şekilde bırakayım" dediği "tercih ayeti" (muhtemel karşılığı Ahzâb Suresi 28-29. ayetler olabilir, numara verilmemiştir); bir katılımcının sorusunda da bu ayete dolaylı olarak değinilmiş, yine numara verilmemiştir. Ayrıca "Hatice'nin sevgisi benim rızkımdır" ifadesi bir ayet değil, Peygamber'e atfedilen bir söz (hadis rivayeti) olarak geçmiştir; Kur'an ayeti değildir, ayrıca belirtilir.