Kendine Sahitlik

Kısa Özet

Bu sohbette, Allah'ın kendinden başka ilah olmadığına bizzat şahit olduğunu bildiren ayetten yola çıkılarak, insanın da kendi varlığına ve değerine "şahit" olabilme yeteneğiyle donatıldığı anlatılıyor. İlişkilerde yaşanan "değer verilmiyorum, görülmüyorum, sevilmiyorum" gibi acı verici hikayelerin aslında karşıdaki kişinin davranışından değil, kişinin kendi kendine şahitliğindeki zayıflıktan kaynaklandığı; Hazreti Asiye, Hazreti Nuh ve Peygamber örnekleri üzerinden, gerçek varlık ve değerin başkasının onayına muhtaç olmadan idrak edilebileceği vurgulanıyor.

Öne Çıkan Vurgular

  • İlişkilerde yaşanan "değersizlik, görülmeme, sevilmeme" hissi aslında karşıdaki kişinin davranışından değil, kişinin kendi varlığına ve değerine yeterince şahit olamamasından kaynaklanır.
  • Başkalarının şahitliğine (takdirine, sevgisine, onayına) açık olmakla, buna muhtaç olmak birbirinden farklıdır; muhtaçlık, içimizdeki "yalancı şahitlerin" ürettiği bir tuzaktır.
  • Hazreti Asiye, Hazreti Nuh ve Peygamber örnekleri, kendine ve Allah'a şahitliği tam olan bir insanın, en zor ilişkisel koşullarda bile mağduriyet, öfke veya "hayatım mahvoldu" hikayesi üretmediğini gösterir.

Ali İmran 18. Ayet: Allah'ın Kendine Şahitliği

Evet, hoş geldiniz. Bugün insanların ilişkilerinde işleyen bir dinamiği konuşmaya çalışacağız. İlişkilerimizde ne oluyor ve biz ilişkilerimize nereden baktığımızda ne oluyor? Hangi yaklaşımlar ne gibi sonuçlar üretiyor? İlişkilerimizde kendi varlığımızı anlamakla ilgili ne tür bir boşluk oluşuyor ve bu boşluk nelere mal oluyor? Bunları konuşacağız. Bunları konuşurken de aslında iki ayete vurgu yaparak konuşmak istiyorum. Tabiiilk başta ilgisiz gibi gözükecek. Çünkü biz bazı şeyleri ayrıntılandırarak, bağlamlarını derinleştirerek kavramak yerine görünürdeki anlamıyla yetiniyoruz.

Mesela bir ayet şu: Ali İmran Suresi 18. ayet. Ayet şöyle diyor: Allah kendinden başka bir ilah olmadığına şahittir. Melekler, ilim sahipleri ve adaleti ayakta tutan veya adalet üzere olanlar da buna şahittir diyor. Şimdi diyeceksiniz ki bizim ilişkilerimizle ne gibibir ilgisi olabilir değil mi bu ayetin? Dikkat edin, burada Allah'ın kendinden başka ilah olmadığına şahit olması söz konusu değil mi? Böyle bir şeyle başlıyor ayet. YaniAllah kendisi kendisine şahittir.

Peki buradan bizim, bize dönük olarak, çıkarmamız gereken şey nedir? Soru şu o zaman: Sen kendi varlığına ne kadar şahitsin? Kendi varlığına dair şahitliğin ne kadar? Eğer kendi varlığımıza dair şahitliğimiz tam olursa, o zaman ilişkilerimizde biz bizden yana herhangi bir sorun yaşamayız.

Kendi Kendimize Şahit Olmak Ne Demektir?

Mesela günümüzde en çok ilişkilerde ne tür sorunlar yaşanıyor? İşte kıymetimizin bilinmediği, önemsenmediğimiz, dikkate alınmadığımız, hak etmediğimiz şeylere muhatap olduğumuz gibi birçok hikaye ilişkilerimizde bir problem gibi algılanıyor. Pekiaslında niye bu problem olarak algılanıyor? Aslında nedeni gayet açık: kendi kendimize şahit değiliz.

Mesela işte en bariz bir örnek olarak vereceğim bunu -birçok alana yansıtabilirsiniz yani, sadece o cümleyle sınırlı algılamayalım bunu. Mesela işte diyelim ki eşim, veya çocuğum, veya işte babam, neyse -ilişkili olduğum kim varsa, arkadaşım dostum- "bana değer vermiyor, kendimi çok değersiz hissediyorum." Şimdi bu cümle görünürde çok doğal gibi görünen bir cümle. Halbuki aslında temel bir yanlışın sonucunda ortaya çıkan bir şey. Nedir o yanlış? Kişi kendi varlığına ve kendi varlığında var olan değere şahit değil. Ona şahit olmadığı için ve o şahitlik çok zayıf olduğu için "kendimi değersiz hissediyorum" diyor. Ve buna inanıyor. Veya bundan rahatsız oluyor. Yaniikisi de problematiktir. Gerçekten "ben değersizim" desem de problemdir. Ama "kendimi değersiz hissediyorum, bu beni rahatsız ediyor" desem de bir problemdir aslında. Ve ikisi de bizim kendi kendimize şahit olamayışımızdan kaynaklanıyor.

Şimdi ayetle bağlantısını kurabildik zannediyorum. Yani niye Allah burada "ben kendime şahidim" diyor? Çünkü Allah aynı zamanda şunu demiş oluyor bize de: eğer -tırnak içinde- yani Allah olarak ben insanların, yarattığım varlıkların şahitliğine bağlı

olarak kendimi değerlendirsem, biri beniinkâr eder, kendimi yok hissediyorum diye kendimi kötü hissederim değil mi? Allah der ki "ya insanlar beniinkâr ediyor, beni yok sayıyor ve o kadar peygamber gönderiyorum, hiçbiri tınmıyor, umursamıyor, kendimiçok değersiz hissediyorum, kendimi çok önemsenmemiş hissediyorum" diye bir tuzağa düşerdi. Değil mi?

Peki Allah tabii ki niye böyle bir tuzağa düşsün, kendisi kendine şahit olarak? Diyeceksiniz ki "ben Allah değilim ki." Tamam, sen Allah değilsin ama Allah sana bir nitelik, bir özellik vermiş. Nedir o? Kendi kendine şahit olabilme özelliği. İnsan kendikendine şahit olabilen bir varlıktır. Değil mi? Peki sen bu kendi kendine şahitliği fark edebiliyor musun? Bunu gerçekten yaşayabiliyor musun? Bunun ayırdına varabiliyor musun?

İlişkilerde "Değer Verilmiyorum" Hikayesi

Bakın ayet sonra devamında diyor ki melekler de, ilim sahipleri de, adalet üzere olanlar da buna şahittir. Ama en asli olan şey nedir? Allah kendinden başka bir ilah olmadığına kendisi şahittir. Peki şunu kendinize sorun: hayatta bütün ilişkilerinizde -ta anne babanızdan tutun, kardeşlik ilişkilerinize geçin, arkadaşlık ilişkilerinize geçin, ikiliilişkilerinize geçin- bütün ilişkilerinize bakın. Nerede sorun yaşadınız ve o sorun yaşadığınız durumda acaba kendi kendinize şahit miydiniz? Kendi kendinizin şahidiolabildiniz mi? Olabiliyor muydunuz?

Eğer kendi kendimize hakikaten şahit olursak, orada biz muhatap olduğumuz insanlar yanlış davranabilir, hatalı olabilir, bizi görmezden gelebilir, bizi yok sayabilir, biziküçümseyebilir -her şey olabilir. Bu başka bir dosyadır. Yani o benim kendimi kötü hissetmemi gerektirecek bir dosya değildir. Bu muhatabımın yanlışıdır.

Münafikun Suresi 1. Ayet: Yalan Şahitlik ve Peygamberin Sükûneti

Bakın size bir ayet daha okuyayım, bu da Münafikun Suresi'ndeki birinci ayet. Onlar sana gelip -yani o içlerinde nifak olan- nifak birkaç türlüdür. Bir tanesi kişide bir ikilem vardır, sürekli bir ikilem vardır: "Hz. Muhammed peygamber mi değil mi, bazen bana peygamber gibi geliyor, bazen de alelade bir insan gibi geliyor, bazen de böyle 'peygamber olmaz' diyorum falan" -böyle kafamda ikilemler oluyor. Böyle bir nifak damarı vardır, insanoğlunda olabilir. Bir de kişiiki yüzlüdür. Yani gerçekten Hz.

Muhammed'in peygamber olduğuna inanmıyordur ama ona "sen peygambersin" diyordur. Bir de böyle bir nifak eğilimi vardır.

O nifak içinde olanlar senin yanına gelip "sen Allah'ın Resulüsün" diye tanıklık ediyorlar. Dikkat edin, ne güzel değil mi? Demesini mi bekliyoruz? Allah öyle demiyor. Diyor ki: Allah elbette senin kendisinin Resulü olduğunu biliyor ve buna şahit. Fakat onlar yalan söylüyorlar. Bakın burada da hani yukarıda bahsettiğim birinci ayette, Allah kendisine şahitti; melekler, ilim ehli ve adaleti ayakta tutan veya adalet üzere şahit olanlar da Allah'ın tek ilah olduğuna şahitti. Yani bir şehadet, başkalarının şehadetiyle eş güdümlü gidiyor diyebiliriz. Yani Allah kendisinden başka ilah

olmadığına şahittir; melekler de, hakikiilim sahipleri de, her şeye adalet üzerinden bakanlar da buna şahittir. Yaniiki şahitlik eş güdümlü gidiyor.

Öbür ayette ise zıtlaşıyor. Yani Allah senin Resulü olduğuna şahittir, ama onlar -şöyle diyelim- senin Allah'ın Resulü olduğuna şahit oldukları halde, aslında içlerinde bunu hakiki manada taşımadıkları için onlar aslında yalan söylüyorlar. Peki bundan dolayı rahatsız olmanı gerektirecek bir şey var mı? Hayır. Yani bir nevi Allah peygamberine şunu söylüyor: sen kendine şahitsen, ki ben de senin Resulüm olduğuna şahidim, o zaman bir problem yok.

Karşındakinin Şahitliği Seni Eksiltmez, Arttırmaz

Pekiinsanların bu gerçeğe uyumlu bir şahitlik yapmaları veya yapmamaları senin açından herhangi bir problem oluşturur mu? Buna bak, buna dikkat et. Aslında oluşturmaması lazım. Yani diyelim ki Allah kendisinden başka ilah olmadığına şahit. Peki melekler şahit olmasa ne olur? Bu Allah'ta bir eksiklik oluşturur mu? Oluşturmaz. Bu sadece meleklerin doğru şahitlik ettiğini, yani olana tam şahit olduklarını gösterir.

İlim ehlinin tam şahit olduğunu gösterir. Yoksa bu Allah'a bir şey katmaz. Ama o melekler veya o ilim ehlinin bir şeyi doğru olduğu gibi gördüğüne işaret eder.

Çünkü bakın dikkat edin, öbür ayette de insanlar inanmadıkları halde yalan söyleyip "biz senin Allah'ın Resulü olduğuna şahidiz" diyorlar. Ama Allah neye işaret ediyor? Diyor ki: dikkat et, asli ve hakiki şahit benim, sen de kendine şahitsin. O zaman bu merkezden kendine ve hayata bak. Birisiilim ehlidir, melek gibidir, doğru adil bir yerden bakıyordur; sana bir geri bildirimde bulunabilir, sana dair bir şahitlikte bulunabilir. Eğer onun şahitliği doğruysa, senin kendine şahitliğine ve Allah'ın sana şahitliğine eş güdümlü bir şahitlik olur o. Yoksa bak, sende bir şeyi arttırmaz bu. Pekiyanlış şahitlik ederse, bu onun sorunudur, bu onun problemidir.

Fark Edilme İhtiyacı ve Yalancı Şahitler

Senin adil olduğuna, samimi olduğuna, içten olduğuna inanmıyor, veya senin varlığında içkin olan değerlerini fark etmiyor -değil mi böyle- bizde modern psikolojinin de etkisiyle sürekli böyle bir "fark edilmek istiyorum" hali vardır. Neden aslında insan bu kadar fark edilmek ister? Çünkü kendine şahit değildir. Ben kendime gerçekten şahit olursam, fark edilmek sadece bir deneyim anlamına gelir. Ha bak, o da fark ediyor, o da bunu görebiliyor -bu güzel bir şey, hoş bir şey. Ama "fark edilmiyorum, bu çok kötü bir şey" bunu dediğin zaman sen kendine şahit değilsin. "Fark edilmiyorum, çok üzülüyorum" -bu problematik bir durum. Ama problem, senin kendine şahitliğinde var olan bir problem.

Karşındaki yanlış düşünebilir, tırnak içinde saçmalayabilir, ilgisiz davranabilir, senin varlık ve değerinin farkında olmayabilir -herhangi bir nedenle olmayabilir.

Bilinçsizliğinden olmayabilir, şuursuzluğundan olmayabilir, ilgisiz ve duyarsız olmasından dolayı senin farkında olmayabilir, art niyetli bir şekilde olmayabilir. Yaniher türlü neden olabilir. Bu başka bir konudur, başka bir pakettir bu. Bu başka bir dosya olarak analiz edilebilir. Mesela "birisi beni niye yok sayıyor" -ne kadar ilginç bir

durum. Yani sadece ona ilginç bir durum olarak bakıp onu irdeleyebilirim. Ama "niye beni yok sayıyor?"

Şimdi ben bazen "bu senin sorunun" dediğim zaman, bazen yanlış anlaşılmayı da göze alarak bunu yine söylemeye devam ediyorum. Diyorum ki: insanlar seni görmezden geliyor diye rahatsız oluyorsan, bu senin sorunundur diyorum. Çünkü gerçekten senin sorunundur. Ama nasıl senin sorunun? İşte bu nedenle senin sorunun, çünkü sen kendine şahit değilsin. Sen kendine şahit olmadığın için görmezden gelinmekten dolayı rahatsız oluyorsun. Ama sonra da şöyle yanlış eklemeler yaparak o yanlış veya eksik algını normalleştirmeye çalışıyorsun. Diyorsun ki "ama insan görülmek istiyor, insan takdir edilmek istiyor, insan fark edilmek istiyor." Yok kardeşim, böyle bir şey insan doğasının özünde yok yani. O, bizim doğamızın bir yerde unutulmasından kaynaklanıyor. Ben birinin bana duyarsız olmasından rahatsız oluyorsam, kendime dair bir eksiklik var demektir.

Ama bakın bunu da değerlendirirken, bunu kendimizi suçlamak için yapmıyoruz. "Ya şimdi bütün hata bende mi, yani gene fatura bana mı kesildi" diye düşünmeyeceksiniz. İyi ki fatura size kesildi, çünkü o faturayı -deyim yerindeyse- ödeyebilecek potansiyel koymuş Allah içinize. Yani kendi kendinize şahit olabilme potansiyeli koymuş Allah içinize. Tabii ki ben faturayı sana keseceğim, çünkü sen o faturayı kat kat ödeyebilecek bir zenginliktesin. Ne yapayım, ben sana şunu mu öneriyim: "ya bak seni gören, seni fark eden, senin kıymetini bilen birini bul." Sonra da millet birbirini eleştirmeye başlıyor değil mi? Veya Atilla İlhan'ın dediği gibi "ne kadınlar sevdim, onlar yoktular" diyor. Tabii erkek-kadın ilişkilerinde mesela bunu çok yaşıyoruz değil mi arkadaşlar? Kadın erkeğe, erkek kadına -çünkü karşıdakinin şahitliğini bekliyorsun.

Bakın "karşıdakinin şahitliğini beklemek" demeyelim de, "karşıdakinin şahitliğine açık olmakta" bir sorun yok. Çünkü o da bir bilinç, o da bir şuur. Bakın ne dedi Allah?

"Allah kendinden başka bir ilah olmadığına şahittir." Ayetin devamı şöyle gelmiyor: "bunun gerisi umurumda değil." Böyle demiyor Allah. Diyor ki melekler de şahit, ilim sahipleri de şahit, adalet üzere hakikate bakanlar da buna şahit. Yani Allah kendisine şahit olunmasına da açık. Yoksa "ben kendi kendime şahidim, gerisi umurumda değil" demiyor. Kendine şahit ama başkalarının şahitliğine de açık. Ama kendisine hakikat üzere şahit olamayanlardan da etkilenmiyor değil mi? Neden etkilenmiyor? Çünkü kendisi kendisine bizzat şahit. O şahitliğini hiçbir yanlış şehadet gölgeleyemez. Hiçbir yanlış şehadet orayı karartamaz, orayı ortadan kaldıramaz.

O yüzden bu, Allah'ın insanoğluna verdiği çok kıymetli bir şeydir. Allah iyi ki bizi bu bakımdan birbirimize mahkûm hale getirmemiş değil mi? Ben mesela varlığımı hissetmek için birine muhtacım, hadi ara bul yani -değil mi, ne kadar berbat bir şey olurdu. İkizini bulurken öküzünü bulursun artık, başına bela yani değil mi? Bu sefer o ikizin öküzlülüğünü görürsün, o öküzün gözünü çıkarmaya çalışırsın: "neden sana olduğu gibi bakmıyor" falan filan dersin.

Dolayısıyla arkadaşlar, dikkat edin, bu çok önemli bir şeydir. Allah varlığımızın ve değerimizin ne olup olmadığını başkasının şahitliğine bağlamamış. Kendisi zaten şahit, aynı zamanda kendi kendimizi de buna şahit olabilme yeteneğiyle donatmış.

Bu çok kıymetli, çok önemli bir şeydir. Bu aynı zamanda muhataplarımıza da bir hediyedir. Neden? Çünkü onlara da bu yükü yüklemiyorsun. Yani Allah sana diyor ki: bak, ben sana şahidim, sen de kendine şahit ol, sana bu kabiliyeti verdim. Dolayısıyla başkalarına bunu yükleyerek veya başkalarından bunu talep ederek de kendini de yorma, onlara da aşırı yüklenme, çünkü onun kendine göre bir süreci var. Diyelim kibiri vardır, çocukluğunda o kadar yanlış anlaşılmış, yargılanmış, suçlanmıştır kikimseye duyarlı değil, bencilleşmiş; "o da ben de bir tek kendimi düşüneceğim" demiş, veya başka bir hikayesi var. Sen ondan sana objektif şahitlik bekliyorsun.

Veyahut da bir insana nasıl duyarlı olabileceğini, nasıl onun bütün fıtratının bütün niteliklerini tam olarak görebileceğiniidrak edebilecek bir farkındalıkta değil. Ne yapacaksın? Onun şahitliğini mi bekleyeceksin?

Çocukluktan Gelen Yalancı Şahitler

Sana şahitlik etmesini mi bekleyecek? O zaten kendi kendine şahitliği unutmuş aslında. Kendi kendinin tam farkında değil. Kendi fıtratının niteliklerini tam olarak fark etmiyor. Zaten onları fark etse hem kendine şahit olacak hem sana şahit olacak. O zaman sen hangi bilinçtesin? Doğal, varoluşsal bilincindesin. Kendine şahitsin. Allah sana şahit. Ve insanların şahitliğine de açıksın. Yani dışlayıcı da değilsin -"aman umurumda değil, ben kendi kendime yeterim, zaten ben kendi kendime şahidim" diye reaksiyonel, tepkisel, dışlayıcı da değilsin. İnsanların zaman zaman yanlış şahitliğiolabilir, olabilir, anlayışlısın. O yanlış şahitlik bir gün doğru şahitliğe geçebilir. Onu da görürsün ve ona da kıymet verirsin. Bu ne kadar kıymetli bir şeydir. Ve Allah bu ikiayette bunu çok net bir biçimde aslında bize anlatmış oluyor.

Yoksa aksi takdirde ilişkilerimiz kendimize şahit arama serüveni olur. Kendimize şahit aramaya çalıştığımızda, üstelik dikkat edin, kim olarak kendime şahit arıyorum?

Kendime şahit olmayan biri olarak kendime şahit arıyorum. Bu ne kadar zor bir şeydir. "Beni seviyor mu, beni anlıyor mu, bana kıymet veriyor mu" -bunu kim olarak arıyorum, kim olarak bu soruları soruyorum? Kendini gerçekten sevmeyen biri olarak.

Kendinin sevilebilir olup olmadığını bilmeyen biri olarak. Kendi varlığının farkında olmayan biri olarak. Varlığındaki değerlerin farkında olmayan biri olarak. Veya egonun başka bir tuzağı: "ya ben değerliyim ama birileri de bunu görsün" -ama niye? Yani sen varlığının değerinden, varlığından ve varlığının değerinden emin değil misin yani? Emin sen değil mi?

Ha, dediğim gibi, başkalarının şahitliğine açığız. Ama o şahitlik olmadığında bir eksiklik hissim varsa, demek ki kendimin kendime şahitliğinde bir boşluk var demektir. Bir zaaf noktası var demektir. O yüzden bütün ilişkilerde kendimin kendime şahitliğine dikkat etmeliyim. Ve burayı güçlendirmeliyim. Buranın ayırdında olmalıyım. Bu bir egoizm, bir bencillik, bir ben-merkezlilik değildir. Başkalarını dışlamakla hiçbir ilişkisi

yoktur. Bu en doğal anlamıyla söylüyorum: kendimin kendime şahitliğidir. Kendim kendime şahidim.

Bakın burada bir kasma olayı yok. "İşte kendini değerli gör" -hayır. Kendimi değerligörmüyorum, kendimin değerini görüyorum. Kendimi değerli görmeye çalışmıyorum, kendimi değerli kılmaya çalışmıyorum. Varlığıma Yaradan tarafından konulmuş varlık ve değeri fark etmeye çalışıyorum. Tabii ki bazen buna engel olan ne vardır -tırnak içinde söylüyorum- içimizde yalancı şahitler vardır. Bunu nereden edinmişizdir? Belkibunu bazen çocukluk hikayemizden edinmişiz. İşte ebeveynimiz bizi biraz küçümsemiş, veya işte bir şey yapabilirken "sen yapamazsın" demiş, "dur ben senin yerine yapayım" derken sen kendini orada sanki beceriksiz, yetersiz hissetmişsin.

Çocukluğunda bazen görmezden gelindiğini hissetmişsin, sana ilgi gösterilmediğinihissetmişsin. Bu sefer içinde ne oluyor? "Ben değersizim. Değerli olsaydım, değer görürdüm. Ben var değilim, yok gibiyim, varla yok arası bir şeyim. Neden? Çünkü kimse varlığımı fark etmedi."

Bak, bu sefer ne oldu? İçimizde yalancı şahitler oluştu. Kendimize dair yalancı şahitler. Bir de bunlar devreye girince ne oluyor? Zaten o hakiki şahitlik iyice unutuluyor. Aksi takdirde o şahitlik olsaydı, o yalancı şahitler de üremeyecekti. Velev ki annen baban seni görmesin, seni küçümsüyor olsun, seni yok sayıyor olsun, senin farkında olmuyor olsun, kendi psikolojik kaosuna öyle gömülmüş ki senin farkında değil -olabilir yani. Ama sen kendine şahit olsan, evvela şunu diyebilirsin: "ebeveynim benim varlık ve değerimi fark etmek ve buna şahit olmak konusunda şu an yeterince becerikli değil." Bakın, kendinizden şüphe etmezdiniz. Ama tabii ki biz çocuk yaşımızda ebeveynimiz bizi görmediğinde kendimizden şüphe edebiliyoruz. Veya o utancı hissedip bu sefer arkasından öfkeyle reaksiyon gösterebiliyoruz. Gibi birçok hikaye üretiyoruz. Bütün bunlar aldatıcıdır. Ve eğer bu yalancı, sahte şahitlikleriiçimizde tutmaya devam edersek, asla kendi kendimize şahit olamayız. Çünkü yalancı bir şahitlik var. Çok derinde "ben kendimi sevmiyorum ki, ben kendimi var hissetmiyorum ki" gibi bir hikayenin hipnozundayızdır. Ve sürekli bunun böyle olmadığını dışarıdan duymaya ihtiyaç duyarız: "beni seviyorsun değil mi, ben güzelim değil mi, ben yakışıklıyım değil mi, ben değerliyim değil mi?"

Bir Arkadaşlık Örneği: "Beni Takdir Etmiyorsun"

Bir gün böyle bir arkadaşım vardı. Arkadaşım dediğim 25-30 yaşlarında bir arkadaş. "Sen" dedi, "beni hiç takdir etmiyorsun, biliyor musun" dedi. Ben de hiç öyle bir şeyin farkında değilim, öyle bir kavramım da yok yani, öyle bir mevzu da benim dünyamda yok yani -birini takdir etmek etmemek gibi böyle. "Ediyor muyum, dur edeyim" falan kionunla da bu konuları çokça konuşuyoruz, yabancı biri değil yani. Ama demek ki öyle bir içinde yalancı bir şahit var ki, benim anlattığım o şeylerin hiçbiri onun içine işlememiş yani.

"Sen" dedi, "beni takdir etmiyorsun." Sonra da ben ne yapayım? Yani gerçeği söyledim, yalan bir şey değil. Yani takdir edilesi özelliklerini söyledim. "Ya bak" dedim, "bu yönün var, şu yönün var, şu yönün var." Ama benim aslında anlatmak istediğim

şuydu: Sen kendi kendine şahit olmadığın için, dikkat et, başkalarının şahitliğinibekliyorsun. Tabii orada bazen insan seçici olur: "ben herkesin şahitliğini beklemiyorum, senin şahitliğini bekliyorum." Farz et ki ben cahil biriyim, farz et ki ben objektif göremedim, farz et ki ben yanılarak baktım, belki benim bakışımda bir problem var ve sana objektif bir şahitlik yapmadım diyelim. Ne yapacaksın? Kendinin kendine şahitliği noktasında hangi tuzağa düşeceksin? İçindeki yalancı şahitlerin üzerinden mi kendine bakacaksın? Ya da "bak İsmail abi beni takdir etmedi" diye kendine yazıklanacak mısın? Ya da başka ne yapacaksın? Ya da "Allah bana şahit, ben kendime şahidim" noktasında merkezlenecek misin?

Eğer bunu insan idrak etmezse arkadaşlar, bütün ilişkiler insanı yorar, çok yorar. Şahsen ben artık öyle bir şey yaşadığım için kendi kendime böyle 12-13 yaşlarında bu şeyi fark etmiştim. Yani bak, annen de, baban da, kardeşlerin de seni olduğun gibigöremeyebilir yani. Kimsede de bir kötü niyet olmadığını gördüm yani. Baktım herkesin kendine göre bir bakış açısı var, kendine göre bir algısı var ve ona göre sana bakıyor, ona göre sana muamele ediyor, ona göre seninle iletişim kuruyor. Bazen seni fark etmiyor, bazen fark ediyor. Baktım aslında burada çok bilinçli bir şey yok ve herkes kendi seviyesinde, kendi düzeyinde bunu yapıyor. O zaman benim kendime, onların gözünden bakmamın esprisi olabilir mi yani? Hani biz bakın, dikkat edin, bazen bu tuzaklara düşer değil miyiz? İşte atıyorum, "babam beni hiç takdir etmedi, annem bana hiç sevdiğini söylemedi, belki de hiç böyle eşimle olan ilişkimde kendimi değerli hissedemedim." Olabilir. Ne kadar ilginç bir deneyim bu yani. Bu kadar, daha fazlası değil yani -sadece ilginç bir deneyimden öte değildir.

Peygamberin Münafığa Yaklaşımı: Yanlış Yapan Kendine Yapar

Bak Kur'an ne diyor? İnsanlar senin hakkında yanlış şeyler söylüyorlar sana. Yani az da, senin Allah'ın Resulü olduğuna inanmadıkları halde "sen Allah'ın Resulüsün" diyorlar. Senin için problem olmamalı. Neden? Çünkü ben sana şahidim, sen de kendine şahitsin. Onların söylemleri kendilerine aittir. Seni olduğun gibi görüyorlarsa bu onlar adına güzel bir kazanımdır -fark ediyorlar, demek ki doğal bir farkındalıkları var, demek ki objektif bakabiliyorlar. Bazısı da bakamıyor. Bazısı da kibrinden, hırsından dolayı seni görmek istemiyor.

Peki bunlar senin için problem mi? Eğer problemdir diyorsan dönüp içeriye bakman gerekir. Bunu bana problem olarak gördüren şey nedir? Benim kendi kendime şahitliğim yetmiyor mu acaba? Allah'ın şahitliği bana yetmiyor mu? Neden birilerinin beni algılaması, onaylaması, takdir etmesi -"bravo sen iyisin, iyi yapıyorsun, sen mükemmelsin, sen sevilir birisin, seni çok seviyorum"- yani niye bunları bu kadar fazla duymak isteyen bir şey var? Ne o? O nedir? İşte o sendeki yalancı şahittir aslında. Mesela "sevilirsen sen sevilebilir bir varlık olduğunu kabul edeceksin" diyen yalancı bir odaktır o. "Eğer iyi olsaydın takdir edilirdin, eğer şöyle olsaydın sana şöyle muamele edilirdi, demek ki değilsin" -yanlış bir mentalite var orada. Yanlış bir değerlendirme, yanlış bir muhakeme kalıbı var orada.

Eğer sen onunla bilinçli olarak hesaplaşmazsan -bu hesaplaşma bir kavga değildir, bu hesaplaşma sakince bakıp "ya yıllarca ömrümü yemiş bir hikaye var burada yani, ömrümü yemiş yani, olsun, sıkıntı değil, Allah'ın verdiği hayat sonsuzdur, sonsuzun içinde otuz senem gitmiş ne önemi var değil mi" bakın oraya da dikkat edin, hiç önemli değil. Ya otuz senem gitti, hiç önemli değil. Şimdi görüyor musun?

Görüyorsun. Tamam. Şimdi fark et ve ondan özgürleş. Yüzleşmek budur. Bir şeyden özgürleşebilirsin. Her an özgürleşebiliriz. Hiçbir şey biziilelebet esir edemez. Ondan temizlenebilirsin, ondan arınabilirsin, ondan özgürleşebilirsin. Ama bu neye bağlı? Kendinin kendine şahit olmasına bağlı.

Yoksa öbür türlü ne olur? "Allah hepsinin belasını versin, nefret ediyorum insanlardan" hikayesine düşersin. Neden? Çünkü sana şahitlik etmiyorlar, senigörmezden geliyorlar, dikkate almıyorlar gibi geliyor sana. O zaman ne oluyor? Bu sefer kızgınlık ve öfke oluyor.

Halbuki bakın dikkat edin, çok ilginç bir şeydir, onu da hatırlatmış olayım: Peygamber münafıklara hiçbir zaman "siz münafıksınız" dememiştir. Hatta çok önemli, böyle başı çeken bir münafık vefat ediyor. Peygamberimiz onun kabrine gidiyor ve onun için Rabbinden mağfiret diliyor. Ve bir rivayette kendi örtüsünü, üzerine aldığı bir şeyi, onun üzerine örtüyor. Bu derece! Bakın münafık olduğunu biliyor. Neden? Çünkü peygamberin içinde ona karşı hiçbir hikaye yok. Bir kurgu kurmam ona karşı, neden kurmam? Onun iki yüzlülüğünü falan bilmiyor mu peygamber? Biliyor. "Ben kendime şahidim, Rabbim de bana şahit" diyor. Dolayısıyla onun ikiyüzlülüğü veya gel-gitlerionun hikayesi. Gönül isterdi ki böyle olmasın, kâmil bir imana sahip olsun. Ve peygamber onun ölüm sonrası süreciiçin Rabbine dua ediyor. Ve ayet diyor ki sen ona yetmiş defa mağfiret etsen de bir işe yaramaz. Peygamber de diyor ki "yetmişten fazla istiğfar edeceğim, onun affına dua edeceğim." Bu çok manidar bir şeydir, çok kıymetli bir şeydir.

Bu şudur arkadaşlar: sizinle olan ilişkisinde yanlış yapan bir insan aslında kendine yanlış yapar. Dolayısıyla bundan dolayı sizin içinizde oluşabilecek hiçbir hikaye aslında yoktur. Eğer hikaye üretiyorsanız o sizin üzerinde çalışmanız gereken bir şeydir.

Mesela birisi bir gün gelse size dese ki "ya sen biliyor musun, o senin arkadaşındır işte, birbirinizi seversiniz diyorsun ya, senin hakkında şöyle şöyle şöyle dedi" -sizin için de "ulan vay be, ne adammış, Allah kahretsin, boşuna şey yaptım" falan diyorsanız bir probleminiz var demektir. Öyle demiş olsun, öyle mi dedi, "Allah selamet versin" diyebilmelisin. Neden? Çünkü senin bir hikayen yok orada, onun şahitliğine dair böyle bir beklentin yok. En fazla dersin ki "ya onun adına gerçekten üzüldüm, keşke böyle demese, o böyle demese, o fıtratının farkına varsa." Mesela işte geldi sana biri dedi ki "belki onu bir kaşık suda boğacağım ama fırsatını kolluyorum" öyle mi diyor? "Allah selamet versin, niye böyle benden nefret ediyor ki? Benden nefret edecek ne var? Keşke gönlü böyle fıtratına açık olsa da bu öfkeden, kızgınlıktan, nefretten kendini kurtarsa" diyebilirsin. Bu insan diyebilir mi? Evet

diyebilir. İnsan böyle bir potansiyele sahip midir? Evet sahiptir. Fıtratımız böyle bir şeydir.

Bak peygamber hayatında bunu sana gösteriyor. Çünkü yanlış yapan temelde kendine yanlış yapıyor. Seni görmeyen, görme konusunda bir problemi olduğu için seni görmüyor. Seni anlamayan, anlama konusunda bir sıkıntısı olduğu için senianlamıyor. Bundan başka söylenebilecek bir şey yoktur, çünkü bu böyle bir şeydir.

Bunu insan idrak ettiğinde özgürleşmiş olur. İlişkisini özgür bir biçimde yaşar, beklentisiz yaşar, hesap yapmadan yaşar. Zihnindeki tüm hikayelerden özgürleşir.

Bütün hikayeler boşa düşer. O hikayeler artık sizde tutunacak bir şey bulamaz.

Neden? Çünkü siz kendi kendinize şahitsiniz. Kendine şahit olduğunda sizin varoluşunuza dair farkındalığınız tamamlanmıştır. Artık o, birinin şahitliğiyle tamamlanan bir şey değildir. Başkalarının şahitliği güzel bir deneyimdir, güzel bir farkındalıktır onların adına. Siz de o farkındalıktan hoşnut olursunuz, "ne kadar güzel" diyebilirsiniz. Ama o, yani başkalarının şahitliği, sizi tamamlayan bir şey değildir. Siz tamsınız, varlık ve tamlık noktasında hiçbir eksiğimiz yok.

Muhtaçlık Hikayelerinden Özgürleşmek

Başta dediğim gibi Allah insanı bu anlamda başka insana mahkûm etmemiştir. Yanivarlığını fark etmek konusunda başkasına muhtaç değiliz. Değerini fark etmek konusunda başkasına muhtaç değiliz. Değerli ve sevilebilir olduğunu idrak etmek için başkasına muhtaç değiliz. İyi ki muhtaç değiliz. Allah iyi ki bizi muhtaçlık içinde yaratmamış. O yüzden "sevilmeye muhtaç olduğumuzu" düşünmek aşılması gereken bir tuzaktır.

Bakın sevilmeye açık olmak başka bir şeydir. Ama sevilmeye muhtaç olmak, "biri benisevmeli" veya "biri beni anlamalı" -bunları genişletebilirsiniz- yani başkaları üzerinden ürettiğimiz bütün hikayeler, muhtaçlık manasında ürettiğimiz bütün hikayeler aldatıcıdır. "Biri beni sevmeli, biri beni anlamalı, biri beni takdir etmeli, biri benigörmeli" -buna muhtaç değilsin. Yok, bak öyle bir şey yok. Ama birinin seni anlamasına açık ol, birinin seni sevmesine açık ol, birinin seni takdir etmesine açık ol. İnsanlardan gelen geri bildirimlere açık ol; gerçekçi bir şey varsa onu fark et.

Gerçek Geri Bildirime Açık Olmak: Süzgeçten Geçirmek

Mesela diyelim kiizafi düzeyimizde hatalarımız olabilir değil mi? Burada bahsettiğimiz şey, hani hatan olur, izafi düzeyde biri sana söyler, senin bundan istifade etmen gerekir, ama bu süzgeçten geçirmem gereken bir şeydir. Yani karşındaki senin kendinde göremediğin bir eksiğe, bir hataya işaret edebilir. Bu teorik olarak mümkündür değil mi? Birbirimize açık olmalıyız o konuda. Ama bunu yaparken de otomatik pilota bağlamamalıyız. "Biri bana hatalısın dedi, çok üzüldüm" -bir dur bakalım, gerçekten öyle bir hata var mı sende? Diyelim ki aşikâr. Ne güzel, bak sendeki o hatayı görmüş, sana göstermiş, sen de bunu fark ettin, ne kadar güzel bir şey. Orada da kalkıp "onu ilgilendirmez" demen gerekmiyor yani. "Allah'a şükür kigördü, gösterdi, elhamdülillah" dersin.

Ben şöyle, onun hata dediği şey sende yoksa, bundan da rahatsız olmana gerek yok.

Dersin ki "o öyle görüyor ama yanlış algılıyor." Mesela ben kendi hayatımda çok önemli: "beni yargılıyorsun" diyor. Halbuki ben bakıyorum, gerçekten yargılamıyorum ama bir şey sormuş -hatası konusunda veya neye dikkat etmesi konusunda bir şey sormuş, ben de söylemişim. Bu bir yargılama değil. İçimde de bir yargılayıcılık var mı? Bakıyorum, yargılayıcılık yok. Ama onu yargılayıcılık olarak algılayabilir. Bu da onun sürecidir. Ama gerçekten baktım, evet bende çok yargılayıcı bir taraf var, "teşekkür ederim, evet söylediğim doğru bile olsa yargılayıcı bir üslupta söyledim, beni bu konuda uyardığın için teşekkür ederim" diyebilmeliyim. Bakın bunları da birbiriyle karıştırmayın. Ama şunu unutmayın: gerçek varlığımız ve değerimiz bizim kendi öz şahitliğimizle idrak edilir, başkasının şahitliği üzerinden değil.

Hazreti Asiye ve Hazreti Nuh: Mağduriyetsiz Bir Bilinç

Saat kaç? 45 mi? 45. Bakın, birinci ayette kendi şahitliğimizin tam ve eksiksiz olması durumunda biz nasıl bir halde oluyoruz? Doğal, mutmain, kendi varlığının farkında, bunun için ekstra bir şey aramayan, ne diyelim, bir eksiklik barındırmayan bir noktadasın. Çünkü Allah'ın üflediği ruhu taşıyorsun. O yönünle hiçbir eksiklik, hiçbir arıza, hiçbir problem taşımıyorsun. Dikkat edin, böyle bir şuurla ilişkilerimizi yaşasak insanlara laf dokundurur muyuz? Dokundurmayız. İnsanlara alttan alta laf sokar mıyız? Sokmayız. Gereksiz yere kırılıp alınma, gücenme, öfke, ya "ömrümü yediler," ya "hayatımı mahvettiler," ya "beni tükettiler" hikayemiz olur mu? Olmaz. Neden? Çünkü öyle biri değilsin yani. Ömrü tüketilecek biri değilsin. "Hayatımı mahvettiler" -öyle bir hayatın yok ki senin. Yani hayatı mahvedilebilecek bir hayata sahip değilsin ki. O kurgusal bir şey yani.

Yani dedik ya içimizde çok yalancı şahitler var. Mesela bir tanesi de bu gibi hikayelerdir: "ömrümü bitirdiler, hayatımı bitirdiler." Senin hayatın Allah'ın Hay ismiyle ezelî ve ebedî; ondan gelip ona dönüyorsun. Kim bu hayatı bozabilir, mahvedebilir?

Böyle bir şey olabilir mi? Ama bak içinde yalancı bir şahit var, sana diyor ki "hayatı böyle yaşarsan o zaman hayatı yaşamış olursun, ama şöyle şöyle olursa hayatın mahvolmuş olur." Ya da işte "yaşım bu noktaya geldi, kimse beni anlamadı" -eee buradan ne çıkarıyorsun? "Ben boşa yaşadım, çok kötü yaşadım, çok mutsuz yaşadım." Niye böyle düşünüyorsun? Veya niye böyle bir yalancı şahit var içinde? Çünkü gerçek şahitliği unutmuşsun. Ben Allah'ın Hay ismiyle varım. Benim varlığım Allah'ın varlığından kaynaklanıyor. Kim benim hayatımı, kim benim varlığımı mahvedebilir? Kim beni tüketebilir? Ben sahte bir benliğin üzerinden kendimitükenmiş hissediyorum. Yoksa ben doğru yerden bakabilsem kendime, varlığıma, değerime doğru bir şahitlik yapsam var mı?

Kur'an-ı Kerim'de öyle bir ayet var mı? Bakın ne peygamberler gelmiş, işte başta Hazreti Yusuf değil mi? Hiç söz konusu geçiyor mu ayette "hayatımı mahvettiler, bitirdiler" var mı öyle bir şey? Zerresi yok. Hazreti Asiye, kocası Firavun -var mı böyle bir hikaye? Yok. "Ne kadar kötü bir adama denk geldi, benim de kaderim bu" var mı öyle bir laf bile? Yok yani. Diyor ki "ya Rabbi beni onun amelinden muhafaza et" -yani

ona temayül etmeyeyim, onun yanlışlarını yapmayayım manasında- "ve bana kendikatında bir ev yap" -deyim yerindeyse yani o manevi bir şeydir, yoksa hani cennet köşkü falan değildir. O, "senin kalbindeki yerimi ben istiyorum, benim için en güzel şey bu" demektir. Yoksa "ben eşimin kalbinde işte prensesler gibi bir tahtta oturayım" derdi yok yani. "Senin kalbinde olan yerini arıyorum" -bu kadın için de öyledir, erkek için de öyledir. Sendeki kendimi arıyorum. Bu ne kadar hakikatli, ne kadar gerçek bir şey değil mi arkadaşlar?

Bakın Kur'an bize nasıl bir perspektif öneriyor, nasıl bir bakış açısı? Ve bunlar birilerinin tarihteki hikayesi değil. Hazreti Asiye senin hikayendir, Hz. Nuh senin hikayendir. Ben bazı insanlar görüyorum, bazı erkekler kendince karısından beklediğişeyi bulamamış, mutsuz olmuş, ayrılmış, gene kafayı takmış: "30 yıl boşa gitti, öyle birine denk geldim, hayatımın önemli bir kısmı boşa gitti" gibi algılıyor. Nerede kaldı senin Hazreti Asiye gibi, Hazreti Nuh gibi bilincin? Allah seni o bilinçle yaratmış, o şuur üzere yaratmış. Ama içindeki yalancı şahitler seni ne yapıyor? Seni başka hikayelerin tuzağına düşürüyor.

Bak bakalım Hazreti Asiye'de "kötü kader" diye bir hikayesi var mı? Bizim de "ne yapalım, böyle yazılmış" diye bir kader hikayemiz var mı? Bak bakalım. Niye yok?

Çünkü o hakiki manada kendine şahit. O zaman benim dikkat edeceğim şey budur: ben kendime şahitlikte derinleşmeliyim. Kendime şahitlikte derinleşirsem, o zaman hayat benim için en güzel şekilde akıyor demektir. Hiçbir zaman, hiçbir ilişkimde abartılı bir algım, yorumlamam, acım, kederim söz konusu olmaz -hiçbirinde olmaz. Ama bunun tek ve asli şartı vardır: kendine şahit olacaksın. Kendine şahit olmanın da üzerinde ne var? Allah'ın şahitliği var. İki şahit yetmiyor mu değil mi? Dinde iki şahit yeter. Allah sana şahit, sen de kendine şahitsin. O zaman hiçbir açıdan senin için hiçbir problem yoktur.

Peygamberin Eşleriyle İlişkisi: Esneklik ve Sükûnet

Bakın peygamber mesela eşleriyle bir boşanma durumu olmuş, ne onlara kızmış, ne onlara karşı herhangi bir negatif söz söylemiş, sadece hatırlatmış bazı şeyleri, ve çok hayati bir noktada onun peygamberlik misyonuna uymayan talepleri olmuş. O zaman demiş ki "sizi güzellikle salıvereyim." Yani "inşallah benden iyisini bulmazsınız" falan bir şey dememiş yani. "Güzellikle salıvereyim" demiş, "özgürsünüz" -madem benim misyonuma uymayan şeyler talep ediyor. Ki peygamber öbür konularda çok esnek yani. Mesela bir eşi demiş ki "senin şu meyveden yapılan şerbetiiçmeniistemiyorum, kokusu hoşuma gitmiyor." "Olur" demiş, "hanım, içmem yani, hatta yemin ediyorum bir daha içmeyeceğim, kendimi haram ediyorum" demiş yani. Neden? Benim için problem değil yani. Hatta Allah diyor ki "niye Allah'ın helal kıldığı bir şeyi kendine haram ediyorsun" diye Allah uyarıyor. Ama bakın oradakiincelik de ne? "Ya hanımımın memnuniyetiiçin şunu içmesem ne olur yani" -atıyorum, sen naneli bir çayı çok seviyorsun, hanımın da naneden hoşlanmıyor, e tamam içmeyivereyim, ölür müyüm yani? Bakın ne kadar esnek o konuda.

Anlatabildim mi? Ama peygamberlik misyonuyla ilgili olan şey konusunda esnemek zaten ona bırakılmış bir şey de değil. O da o misyon nedeniyle buna dikkat ediyor. Orada da diyor ki "o zaman madem bu konuda uzlaşamıyoruz, güzellikle salıvereyim, inşallah siz aradığınız şeyi de bulursunuz" diyor yani. Demiyor ki "beni bırak, başına bela bulacaksın." Böyle bir şey yok. Dikkat edin, bizde -ben bakıyorum yani- boşanmaların yüzde doksan dokuzunda çok nadir görmüşümdür böyle iki tarafın birbirine mutluluk, huzur dileyerek ayrılabildiğini. Yüzde doksan dokuzu "inşallah benden daha iyisini bulamaz, zaten bulamayacak, inşallah başına bela bulur da benim kıymetimi anlar" diye bir hikayenin içine düşüyor. Niye? Çünkü kendi kıymetine dair şahitliği zayıf. Anlatabiliyor muyum? Kendi varlık ve kıymetine dair şahitliği zayıf.

Sonuç: Kendine Şahitlik Yeter de Artar

O yüzden bu ayet gerçekten bizim için çok önemli bir noktaya işaret ediyor. Kendine şahit misin? Hakikaten şahit misin? Kendi hakikatine şahit misin? Kendi varlığına şahit misin? Allah'ın senin varlığına, fıtratına koyduğu değerlere şahit misin? Ve şunu da ekleyelim: bu şahitlik sana yetiyor mu? Zaten gerçekten şahit olsan sana yeter. "Şahidim ama yetmiyor" diyorsan o şahitlikte bir eksiklik var demektir.

Bunu derinleştirin, bunu unutmayın arkadaşlar. Gerçekten, insan hakikaten bunun kendisine yettiğini, hatta yetip de arttığını idrak eder. Lafın gelişi "yeter de artar" derler ya, tam öyle. Hani varlığının taştığını hissedersin. Allah'ın senin varlığına koyduğu değerin ne kadar yüksek bir şey olduğunu görüp, böyle "ya Rabbim ne kadar insana büyük bir değer vermiş" diye böyle utanırsın yani, dersin ki "ya bu ne kadar büyük bir değer." O yüzden varlığımızın ve değerimizin şahitliği gerçekten yeter. Yetmediğini hissediyorsam, orada içimde sahte bir hikaye var demektir. Yanlış bir yargı, yanlış bir hüküm, yanlış bir algı var demektir. "Ya ben değerliyim ama yetmiyor" -böyle bir şey olmaz. Tabii ki biliyorum değerli olduğumu -bak, biraz biliyorsun. Bilsen, bu konuda hiçbir derdin olmadığını da idrak edeceksin.

İşte bak örnek Asiye yani. Hz. Asiye bak, varlık ve değerini fark etmiş, bak şikayet var mı Firavun'dan? Peki Firavun'un yanlışı yok mu? Var. Bu ayrı bir konu. Ama kendisibundan muzdarip mi? Yok. Bir ızdırap yok, bir eksiklik hissi yok, bir mağduriyet hikayesi yok. "Ömrümü yedi, beni anlamadı" yok öyle bir hikaye, hiç yok ama. Bakın dikkat edin, hiç yok. Şimdi elimizde şöyle bir malzeme de bulamıyoruz bu durumda. Ama o peygamber değildi, bir insandı. Buna ne bulacak acaba egomuz, bilmiyorum, değil mi? Aslında bütün peygamberler insan; insaniyetin en doğal ve mükemmel örnekleri aslında. Bizden bir farkları var: yanlış yaptıklarında uyarılıyorlar yani, otomatik pilotta değiller. Sadece yanlış yaptıklarında uyarılıyorlar çünkü diğer insanlara örnek olacaklar. O yüzden hepsiinsan. Bak Hazreti Asiye fıtri bir insan. Ve Allah bize bu örnekleri gösteriyor, bu örnekleri hatırlatıyor. Hazreti Asiye'yi anlasak mükemmel bir ilişki örneği çıkarabiliriz bundan. Eğer bunda derinleşsek -o nereden bakıyor, kendini nasıl algılıyor, muhatabını nasıl algılıyor- bütün bunlara dair derinliklibir analiz yapsak, ilişkilere dair mükemmel bir örneklik bulacağız. Zaten Allah'ın

bunları örnek olarak vermesinden de maksat bunlardır. Yoksa tarihi şahsiyetler olarak bunlara bakmıyoruz.

Evet, son sözümüz: kendimize şahit olalım, ta ki, evet, bu bana yeter de artar bile. Hakikaten yani yetiyor ve artıyor. Başkasının şahitliğine de tabii ki açığım, başkasının şahitliği de çok kıymetli, ama bu benim varlığımı eksilten veya arttıran bir şey değil.

Onun şahitliği de çok güzel, çok muhteşem, ne kadar güzel bir şahitlik. Bakın Allah kendine şahit ama bizim de şahitliğimiz -deyim yerindeyse- onun hoşuna gidiyor değil mi? Neden? Çünkü bizim şahitliğimiz de kıymetli, anlamlı, değerli bir şey. Ama bu Allah'ı arttıran veya eksilten bir şey olarak değil, bizde bir değer olarak ortaya çıkan bir şahitlik. Evet, teşekkür ederim.

Geçen Ayetler

Not (tahmini / editör): - Ali İmran Suresi: 18. Ayet — "Allah kendinden başka bir ilah olmadığına şahittir. Melekler, ilim sahipleri ve adaleti ayakta tutanlar da buna şahittir" (meal). - Münafikun Suresi: 1. Ayet — Münafıkların, Peygamber'in Allah'ın Resulü olduğuna inanmadıkları halde buna şahitlik ettiklerini söylemeleri ve Allah'ın onların yalancı olduğunu bildirmesi. - **Editöryal not:** Konuşmacı ayrıca münafıklar için "yetmiş defa mağfiret dilesen de fayda etmez" mealindeki ayete de atıfta bulunmuştur; ancak bu ayetin sure/ayet numarası metin içinde belirtilmediğinden, burada kesin bir isnatta bulunulmamış, sadece not olarak bırakılmıştır.