Çocuk Terbiyesi ve Motivasyon (2)

Kısa Özet

Bu sohbette çocukları okul/meslek seçiminde "zihinsel olarak korkutmanın" ne anlama geldiği, rahat şartların bazı çocuklarda motivasyonu düşürebileceği ve bir öğretmenin başarısız bir öğrenciyle yaptığı yüzleşme örneği üzerinden farkındalık yaratmanın önemi konuşuluyor. Ardından katılımcılar kendi geçmişlerinden yola çıkarak kaygı, teşvik ve sosyal çevrenin başarı üzerindeki etkisini tartışıyor.

Öne Çıkan Vurgular

  • Çocuğu "korkutmak" bir tehdit değil, ona seçenekleri ve sonuçlarını net biçimde göstererek karar almasını sağlamak anlamında kullanılıyor.
  • Çok rahat şartlar sağlanan bazı çocuklarda teşvik yerine tembellik oluşabiliyor.
  • Bir öğrenciyle yapılan yüzleşmede amaç onu kötülemek değil, gerçek durumunun farkına vardırmak ve hafif bir kaygı oluşturmak.
  • Kaygı bazı kişilerde ömür boyu süren bir motivasyon kaynağı olabiliyor; bazılarında ise iyi bir arkadaş çevresi veya kendine koyduğu hedef bu işlevi görüyor.

Çocuğu "Korkutmak" Ne Anlama Gelir?

Bu arada çocuk şu an yedi-altıncı sınıfta. "Korkutacaksın mesela biraz, korkutmak lazım değil mi? Biraz korksun." Daha küçükken korkutmak kolay ama belli bir yaşa geldiğinde korkutmakta zorlanıyorsun. Şu anlamda korkutacaksın: "bak oğlum, diyelim ki ortaokulu bitirip okumak istemiyorsun, git o zaman bir mesleğe gir, gitsin bir denesin, mesela bir sene kaporta işinde çalışsın."

Bizim tanıdığımız bir öğrenciyi sanayiye vermişlerdi; sonra "gidin bir bakın, çocuk pişman olmuş mu" diye sormuşlar. Arkadaş gitmiş, çocuğun çok yorulduğunu, işin zor olduğunu sormuşlar: "artık okumanın önemini anladın mı?" diye. Çocuk demiş ki: "ya abi, zor, ağır ama kafan rahat be." İşte burada kastettiğimiz "korkutmak" bir tehdit anlamında değil; "zihinsel olarak korkutmak" lazım. "Bak evladım, mesleğe de girebilirsin, onun da kendine göre avantajları, dezavantajları var; okulun da avantajları, dezavantajları var. Bir dene, sen karar ver." Bu şekilde, anlıyor musun, sen karar ver.

Ama çocuklarda böyle bir şey de var; sanayiye verdiğinizde o riski göze alacaksınız, kimisi orada kalıyor. Tabii, yapısı yatkınsa kalsın, bir mahsuru yok; zaten öbür tarafta da bir şey yapamayacaktır. Bunu illa okusun diye bir problem de yok zaten.

Rahat Şartların Motivasyonu Azaltması

Doğru söylüyorsunuz ama illa okusun denen bazı yedi numara çocuklar var; bir de bunlara aman teşvik ederim diye rahatlık verilince, sanki daha da teşvik olacağı zannedilir. Hâlbuki bir yedi numara çocuğa çok rahatlık verirse şunu düşünür: "babamın zaten parası var, şu an çalışmamı gerektirecek bir durum yok."

İsmail Bey anlatıyor: bugün bir grup rehberlik seansında başarısız öğrencileri dokuzuncu sınıfa çağırmış; iki-üç zayıfı olanlar arasında bir tanesi yedi zayıf almış, ama hiç umursamıyormuş, herkesle konuşurken bile öyle rahatmış. "Sen nasıl oldun böyle?" diye sormuş; çocuk o kadar lakayt ki farkında bile değil. "Bak, olur böyle şeyler, farkında mısın en fazla zayıfı olan sensin, asıl senin durman lazım" demiş. Çocuğa sormuş: "sence öğretmenin senin hakkında ne düşünüyor?" Çocuk "bilmiyorum, düşünmedim" demiş. "Tamam, arkadaşlarına sor" demiş; hepsi olumsuz şeyler söylemiş. İlk başta çocuk gülüyormuş ama sonra birden değişmiş; "farkında mısın ne kadar olumsuz göründüğünü" demiş, "bunu başka bir çocuğa yapmam, âdeta işkence gibi ama şu anda bence en kötü durumda olan sensin; belki buradaki diğerleri bu durumu düzeltebilir ama senin biraz zor gibi geliyor bana."

Böyle söylerken kendi içinden, bunu bilinçli olarak yaptığını biliyormuş; çocuğun babası doktormuş ve muhtemelen bu güvene dayanarak çok rahat davranıyormuş. "Seninle tanışmak istiyorum" demiş, "diğerleriyle şu anda tanışmak istemiyorum, seninkini istiyorum." Çocuk "çalışmayı bıraktım ama gidiyorum, kasıt olarak çok gidiyorum çünkü ancak o zaman not alacağımı biliyorum" demiş. "Peki hemen çalışmaya başlar mısın?" demiş; "bak bu kadar olumsuzluk var, farkında mısın?" Çocuk "evet, böyle düşünüyorum, hâlâ düşünüyorum" demiş. İki hafta sonra tekrar toplanıp görüşleri bir daha alacaklarmış. O yüzsüz, umursamaz ifadesi gitmiş; çünkü ona iyi niyetle yaklaşmak o an işe yaramıyor, biraz kopması, biraz kaygılanması lazımmış. O kaygı, öğretmeni rahatlatmış.

Bir başka örnekte, A6 tipi bir öğrenciye de aynı şekilde yaklaşıldığında farklı sonuç veriyor; çünkü o gerçek anlamda kötü durumda olduğunu bilmiyor, sadece "üç-dört zayıf getirdim" diye düşünüyor ama olumsuzluğun kendisine ait olduğunu, sadece etrafında dönüp durduğunu, doğrudan temas etmediğini fark etmiyor.

"Yedilere karşı acımasız da davranıyorum bazen" diyor İsmail Bey, "böyle yapmayı doğru buluyorum, çünkü onun ihtiyacı bu; yoksa ona kızdığımız için ya da damarımıza dokunduğu için değil. Onun buna ihtiyacı var: korkmaya, biraz kaygı duymaya, geleceğe biraz odaklanmaya ihtiyacı var."

Annenin Baskısı ve Kontrafobik Tavır

Bir başka örnekte, bir yedi numaranın annesi çocukların ve babanın üzerine çok gitmiş; baba iflas etmiş bir işe girmiş, anne "ben erkek olacaktım, size gösterecektim, siz ne biçim erkeksiniz" diyerek hem eşine hem çocuklarına yüklenmiş. Bu durumda çocuk kontrafobik bir altı ya da yedi olabilir; "öyle bir gayretli olayım ki böyle bir duruma düşmeyeyim" diye bir tavır geliştirmiş olabilir.

Bir kadın anlatıyor: hayatı boyunca geride kalmaktan çok kaygılanmış, sınıfın en tembeli ya da en kuyrukta kalanlardan biri olmamış ama çok da çalışkan olmamış; "hep biraz öne yakın olmaya çalıştım, o kaygı beni diri tuttu" diyor. Çocuğu şimdi Amerika'da doçent oluyor; askeri okula gitmiş ama askeri disiplin onu hiç etkilememiş, sürekli o eski travma onu diri tutmuş. "Hiçbir zaman geride kalan, tembel, küçümsenen, dışlanan, yetersiz görülen, aptal biri olmayacağım" diye kendine söylemiş. "Bunları öğrenseydim annemin otuz yaşına düşmezdim" diyor sonradan; ama iyi düşmüş sonuçta, yedilerin dövülmesi mi gerekiyor yani?

Bazı yedi-altılar bu dünyaya keyif için, rahat için gelmediklerini içgüdüsel olarak bilirler; "rahatım yerinde, babam doktordu, para istediğim zaman geliyordu" diyen biri neden kendini zorlasın ki? Zorlamak için bir sebep bulamaz. O yüzden çok çalışkan yedi-altılar da görülür; ya orada bir korku faktörü vardır ya da çok iyi bir yönlendirme ve teşvik.

Kendi Başarı Motivasyonunu Anlamak

"Ben ortaokulda çok başarılıydım" diyor İsmail Bey, "bunu neye bağlıyorum? Arkadaşlarımı çok iyi seçiyordum; o iyi arkadaş grubunun içinde ben de iyi olmak zorundaydım. Ailemden kaynaklanan bir baskı değildi; aileme çok inanıyordum, her şeyi bana bırakmıştı, kendime ispat derdim yoktu, korku da yoktu. Ama şu vardı: o grubun içinde ben de iyi olmak zorundayım hissi. Sınavın ilk ikisi üçüncüsü arkadaşımsa, ben de öyle olmalıyım diye kendimi motive ediyordum."

Kendine bir alan, bir sosyal çevre belirleyip onun dışında kalmamaya çalışmak da bir motivasyon kaynağı olabiliyor. "Oğlum şöyle demiş, bunlar önemli değil" diye başarısını anlatan biri geldiğinde bile bazen rahatsız oluyorum; çünkü o zaman bu beklenti sürekli hale geliyor, bir yük gibi geliyor. Enteresan bir şey: kendime odaklı olarak o başarıyı istiyordum, dışarıdan gelen övgü beklentisi değil. Bu, kişi için iyi bir şekilde işlemiş bir motivasyon örneği.

Geçen Ayetler

Not (tahmini / editör): Yok --- ---