Çocukluk Yaşantımız 2 - Yanlış Benlik Algıları ve Ruhsal Farkındalık

Açılış: Sorular ve Eğitim Kaynakları Hakkında

Şeyine takıldık. En son İsmail abi örnek veriyordu: Diyelim ki ebeveynimiz sağır ve biz de güzel şarkı söyleyebilen şen şakrak bir insanız. Yani böyle bir kıymet, böyle bir yetenek var ama onlara duyacak kulak yok. Bununla ilgili bir örneği vardı İsmail abinin, onu anlatırken yayın bitti. Şu an abi istek gönderirseniz kabul edeceğim.

Arkadaşlar, bu arada sorulara da baktım. "Tip 6'yım", "tip 5'im" falan gibi sorular olduğu için, çok konuyla alakalı gitmediği için soramadım; o akışı başka bir tarafa kaydırmış olacaktı diye. Ne yazık ki isterseniz özelden sorun hocaya. Ama yol yöntemlere dair birçok ders var, Telegram grubunda, arşivde birçok örnek var. Onun haricinde eğer almak isteyen varsa eğitimler var. Cihan hâlâ devam ediyor mu bilmiyorum, dördüncü yol eğitimleri var, birçok şey var. Bakalım, yani eğer onlara katılırsanız onların da bayağı faydası olacağını düşünüyorum. Zaten kadim bilgelikten buraya gelen herhangi bir yol ya da yöntemin işe yaramadığı görülmemiş. Mutlaka işe yarıyor ama size en uygun olan, size en kolay olan hangisiyse onu bulmak, oraya doğru yönelmek, onu elde etmek daha verimli olacak muhtemelen. O yüzden verebileceğim tavsiye şu anda bu.

Hocam, sağır bir ebeveynle şen şakrak kaldığımız yerden devam edelim. Abi hoş geldiniz, sesimizi duyuyor musunuz?

Evet, duyuyorum.

Tamam. Evet, sözlerimizi istersen tamamlayalım.

Sağır Ebeveyn Örneği: Çocuklukta Oluşan Yanlış Algılar

Yani burada dediğim gibi, hani kulakları duymayan bir ebeveynimiz olsa ve bizim de çok güzel, mükemmel bir sesimiz olsa, bu durumda ne olur? Anne babamız bizim o güzel sesimizi duyamaz, onu takdir edemez, onun farkına varamaz. Veya biz ona seslendiğimizde eğer bizi o an gözüyle görmüyorsa dönüp bize bakamaz. Peki bu durumda ben dikkate alınmıyorum, ben yok sayılıyorum, ben çok güzel bir sese sahip olduğum halde anne babam beni hiç duymuyor; demek ki ben sesi duyulmaya değmeyen biriyim, benim sesim demek ki duyulmuyor diyebilir miyim? Böyle dediğimde bu objektif bir yaklaşım mıdır? Değildir.

İşte biz çocukluğumuzda bunun gibi birçok yanlış algı oluşturuyoruz. Mesela çok insan der ki: İşte çocukluğumda sevilmedim veya istenmeyen bir çocuktum. Yani istenmeyen bir çocuk olman seninle ilgili değil ki, istenmeyen bir çocuk olman ebeveyninle ilgili. Yani istenmeyen bir çocuk olman senin istenmeye değmeyecek bir kişi olduğunu göstermez; senin değersiz biri olduğunu göstermez; senin yük olan biri olduğunu göstermez; senin kendini sürekli gizlemen gerektiğini göstermez.

Ben desem ki "çocukluğumda istenmeyen çocuktum, o yüzden hep kendimi gizlemeye çalışıyordum, görünmemeye çalışıyordum, keşke yok olsam diyordum, insanlara yük olduğumu hissediyordum" — işte bana istenmeyen bir çocuk olduğumu çok hissettirdikleri için, hep böyle bir yük müyüm, hep böyle kendimi gizleme, kendimi ifade etmekten kaçınma, sevilmeye değmeyecek olan biri olduğumu hissetme gibi duygular hissettim.

Tamam, çocukluğunda bunu hissedersin, hissedebilirsin ama yetişkin hale geldiğinde artık bu duyguları şöyle bir masaya yatırıp, gerçekten "ben görünmemesi gereken, dikkat çekmemesi gereken, kendini ifade etmemesi gereken, sevilmeye değmeyecek biri miyim?" diye sormalısın. Böyle biri miyim? Ama çocukluğumda bunu çok hissettim, olabilir. Şu anda sen, şu bilincinle baktığında, böyle biri misin? Değilsin. "E peki çocukluğumda bunu hissettim, ne yapalım?" O hissi bırak, bu kadar basit. Çünkü o his, o çocukluk çağında, o çocukluk çağının şartları çerçevesinde hissettiğim bir duyguydu. O olayı böyle yorumlayabilirdin, o olayı başka türlü yorumlama şansına sahip değildin.

Peki, anki bilincine gelelim. Anki bilinçle farz edelim ki annen baban tarafından istenmeyen bir çocuktun diyelim; şu an ne hissedersin, olayı nasıl yorumlarsın? Başka türlü yorumlarız. Deriz ki: "Anne babamın biraz böyle hayata karşı çok kötümser bir bakışı var. İşte ne yapacağız, ne edeceğiz, işte böyle hayatta ayakta kalabilmek için ekonomik şartlarımız ne olur ne biter diye beni biraz yük olarak görüyorlar." Veya işte tek çocuklarıydım ama keşke erkek çocuğu olsun istiyorlardı, o yüzden de pek de böyle kendi mentaliteleri, arzuları noktasında beni pek istemediler, pek böyle sahiplenemediler. Ama bu onların algısı, çok doğru değil. Ben bir anne baba olsam asla böyle yaklaşmam, çünkü bu yanlış bir yaklaşımdır, derim. Ama kendi üzerime ben istenmeyen bir çocuğum yaftasını yapıştırmam, değil mi? Şu bilincimde olduğumda o yaftayı yapıştırmam.

Yaftalarla Hesaplaşmak

Dolayısıyla bakın, bizim çocukluk yaşantılarımızda kendimize yapıştırdığımız birçok yafta vardır. Kendi kendimizi orada damgalamışızdır. Kendi kendimizle ilgili birçok yanlış algı ve duygu oluşturmuş ve bunları bir yargıya dönüştürmüşüz. İşte bundan da hesaplaşmamız gerekiyor. Bunlarla hesaplaşmak demek, geçmişle hesaplaşmak değil, geçmişteki insanlarla hesaplaşmak değil; kendi içimizde gereksiz, faydasız, sahte ve artık bize yük olan benliklerle hesaplaşmak. O benlikleri bırakırız. Artık ben o duyguyu onaylamıyorum, o duyguyu hissetmem gerekmiyor. O duygu ve o his bana gelse bile onu onaylamam gerekmiyor. Bunu anlamamız gerekiyor.

Soru: Doğum Öncesi Korkular ve "İstenmeyen Çocuk" Hissi

Evet, buyurun.

Abi, bu hani şey cümleleri vardır ya, işte: "Biz aslında seni çok düşünmemiştik, sen yanlışlıkla oldun" ya da işte atıyorum "kürtajla almak istedik" falan gibi. Bizim böyle çok okuyan eden bir arkadaşımızın, sağ olsun, böyle bir hikâyesi var. Hani "ben istenmeyen çocukmuşum, abimi çok istemişler, çok beklemişlerdi, ben hemen ardına yanlışlıkla olmuşum" falan gibi, hani beklenmeyen bir gebelik. Bir ara böyle bir şey izliyoruz işte belgeselde, spermler böyle koşuyor, bir yumurtanın böyle etrafını sarıyor işte falan filan. "Bak işte ben böyle koşmuşum" dedi, "ben böyle koşmuşum, içeriye girmişim, tam böyle oluşmuşum, beni öldüreceklermiş" falan diye. Hani biraz manevi bilimci de olan bir insan, dedim ki: "Sen o beden misin?" dedim, orada böyle bir durdu ya. Şimdi oraya karıştırma falan gibi. Mesela istenmeyen çocuklar; ailem beni erkek diye düşünüyorlardı, güzel bir şekilde bir bedene düşmüş oluyoruz.

Bu dünyaya gelmen onlara biraz yük gibi gelmiş; bu onların düşüncesi. Benim kendimi yük olarak görmem, ayrı bir şey. Şunu bilmemiz gereken nokta bu: Karşıdaki seni yük olarak görebilir ama sen bir yük olmadığını bil. Bu da onların ayıbıdır.

İzlediğiniz için teşekkür ederim. Bu dizinin betimlemesi için teşekkür ederim.

İnsan, kaçışı olmayan bir varlık olarak hayata gelir. Ebeveynimizi bu yüzden suçlayabilir miyim? Peki hatalı mı? Tabii ki hatalı. Bizim ayrıştırmamız gereken nokta şu: hatalı olmakla suçlamak ayrı şeylerdir. Bir insan hatalı olabilir ama onu suçlamamız gerekmez.

Geçmişin Gölgesinde Yaşamamak

İnsana her an, her gün yeniden verilen bir zaman var, taptaze bir imkân var, taptaze bir ihtimal var. Yaradan bana güzel, sevimli bir mutluluk, bir huzur vermişse, ben bunun kıymetini bilerek, hikâyesini düşünerek iyi görmek istiyorum. Diyelim ki mutluyum, diyelim ki zihnimin hatıra deposuna şöyle bir şey geldi: Bak, ebeveynin veya çocukluğunda şöyle bir şey yaşamışsın. Ne yapar, o şu anki huzurumu, neşemi gölgelemeye mi çalışır? Tabii ki de diyeceğim ki, bu geçmişte kaldı. Ben bugün huzurluyum, mutluyum, dinginim; geçmiş, geçmişte kaldı. "Keşke"nin tuzağına düşmeyiz, "şöyle olsaydı, böyle olmasaydı"nın tuzağına asla düşmeyiz. O yüzden hayat bize sürekli taptaze bir zaman verir, taptaze bir bilinç verir, taptaze bir farkındalık imkânı verir; yeter ki biz onu geçmişin gölgeleriyle veya geleceğe dair korkularla gölgelemeyelim. O yüzden geçmişin olumsuz olayları bizim için acı vermez; o olumsuz olaylara yüklediğimiz anlam ve ondan ürettiğimiz mağduriyet hikâyeleri bize acı verir.

Doğmadan Önceki Travmalara İki Örnek: Kimlik ve Görünüş

Ben iki tane daha, doğmadan edinilen travmaya dair örnek vereceğim, siz değerlendirirsiniz. Bir Ermeni arkadaşım vardı. Onun cümlesi... tabii o gün bayağı duygusal bir hâle girmiştim o cümlesinden sonra. "Ailem şunu çekmiş, şunu çekmiş" falan anlattı. En son dedi ki: "Zaten benim dertlerim ortadaymış, ben o dertleri yerden alıp üstüme taşımak için doğmuşum sanki. Doğdum, işte Ermeni'yim zaten, direkt kötü diye gösterilen bir kişiyim" falan. İstanbul'da doğmuş bir arkadaş.

Bir de... şimdi size, yani böyle estetik anlamda çok güzel diyemeyeceğiniz bir arkadaş. Hani babasının suratını olduğu gibi almış, ailesi de kısa boylu falan. "Hani oğlum, zaten böylesiniz, niye çocuk yapıyorsunuz" falan diye. İşte "hiç güzel bir kız çocuğumuz olmaz" diye düşünmüşler, işte "o ileride beğenilmeyecek" diye düşünmüşler diye. Böyle iki tane arkadaşımın örneği; kabul etmem gereken bir durum var ama çaresiz bir yüzle de duruyorsun karşısında, yani bir şey söyleyemiyorsun. Ben bu iki örneği bir şekilde sunmuş olayım abiye, son olarak da: İşte burada, mesela verdiğin örnek üzerinden bir analiz yaparsak...

Kimlik, Beden ve Öz Değer Üzerine

Yani Ermeni olmak bir kökensel bir şey. Ermeni'yim, çok şükür insanım, hangi milletten olursam olayım. Toplumda belki Ermenilere biraz soğuk bakılabilir; bu da benimle ilgili değil. Birtakım yanlış konumlanmalardan dolayı içinde bulunduğu toplum bir kısım Ermenilere olumsuz bakıyorsa, bu benimle ilgili bir problem değil, bu insanlarla ilgili bir problem. Ki herkes öyle bakmıyor, dolayısıyla öyle bakan da var, böyle bakmayan da var. Dolayısıyla ben kendimi en başta bir insan olarak, insani değerlere sahip bir varlık olarak tanımlıyorum, sonra Ermeni olarak tanımlıyorum. Bunda bir problem var mı? Yok. Ama şimdi "gerçi beni olduğum gibi kabul etsinler, niye bana biraz soğuk bakıyorlar, niye böyle Ermeni'yim dediğimde akıllarına birtakım olumsuz tarihî olaylar gelip benim hakkımda olumsuz düşünceler oluşturuyorlar" dememe gerekiyor. Bu benim alanım değil. Dolayısıyla ben bundan dolayı herhangi bir negativite hissetmiyorum. Ben kendi varlığımı kabul ediyorum, kendi varlığımın farkındayım ve insan olmaklık bakımından bu değerlere sahibim. Dolayısıyla benim bundan dolayı üzerime alınacağım bir şey yok.

Bedensel güzellik, yakışıklılık mevzusuna gelince, orada da ben bir beden değilim; ruhsal bir varlığım ve dolayısıyla da şu bedeni kullanıyorum. Şu veya bu bedeni kullanmak benim maddi bir değer veya kimlikle tanımlanmamı doğurmaz. Yani diyelim ki ben çok iyi bir insanım ama 30 yıllık, çok köhne bir Renault 12'ye biniyorum. Diyorum ki: "Keşke son model bir Mercedes'e binsem, o zaman kendimi daha iyi hissedeceğim." Şimdi böyle demek doğru bir şey mi? Değil. Sen 30 yıllık köhne bir Renault 12'ye binsen de sensin, son model bir BMW veya Mercedes'e binsen de sensin.

Bedeni de böyle görmekteyiz: beden, bizim taşıdığımız, kullandığımız bir aygıttır. Onun üzerinden kendimizi ne iyi görmemiz ne kötü görmemiz gerekir; bu bir yanılgıdır. Buna karşı insan dikkatli olursa, bahsettiğimiz yanlış benliklerin tuzağına düşmemiş olur. O yüzden kendimizi ne ile tanımladığımıza dikkat edelim. Kendimizi bir "ben" olarak tanımlayıp tanımlamadığımıza dikkat edelim. Kendimizi yanlış yargılarla tanımlayıp tanımlamadığımıza dikkat edelim: İşte "ben sevilmeyen biriyim", "ben beceriksiz biriyim", "ben yetersiz biriyim", "ben kendimi sürekli ispat etmek zorunda kalan biriyim", "başarılı olmazsam sevilmeyecek biriyim", "ben sürekli baskın ve otoriter olmazsam var olamam", "hiçbir insana güvenemem" veya "hiçbir insan gerçekten beni etkilemez" gibi, kendimizle ve hayatla ilgili sürekli yanlış algıları sakince bir masaya koyup ayrıştırmalıyız.

Pirinç ile Taş Metaforu

Nasıl pirinç aldığımızda taşla pirinci ayırt ediyorsak, bizim de psikolojik bohçamızdaki işlevsiz, faydasız, yararsız, hatta zararlı şeyleri ayırt etmemiz gerekiyor. Yani pirinçle taşı ayırmak zorundayız; kendi psikolojik bünyemizdeki pirinçlerle taşları ayırmak zorundayız. Bunu ayırt ettikçe göreceğiz ki... ama o taşları ayırt etmezsek, o pilavı pişirdiğimizde ikide bir ağzımıza taş gelecek. Buna dikkat ediyoruz.

Evet hocam. Son sorayım mı, kapatalım mı?

Son varsa sor, aklına ne kaldıysa.

Soru: Ailevi/Genetik Huylar, Ruh-Beden-Psikoloji İlişkisi

Yani ben bu şekilde duyalım diye biraz daha çanak soru gibi olacak, daha önce konuşmuştuk sizinle ama... Mesela benim dedemde de var bu, şizoaktif bir birey böyle, şizofreniye daha yakın olan bir şey. Bu birçok ailede... mesela ben kendim okuldayken de görmüştüm; dedesinde, nenesinde bir huy var, bir karakter var, bir yapı var; bu hem genetikle hem de çevre etkisiyle bir şekilde torunlarda falan çıkabiliyor. Ben o güne kadar böyle, işte ruh dediğim şey psikolojidir diye düşünüyordum, bir de bedeni vardır diye. Benim genetiğimde bu ikisi arasında bir geri besleme sağladığı için, hani işte sinirlendiğimde, öfkelendiğimde, sıkıntılı şeyler yaşadığımda, bu genetik yerler aktif olacak ve ben bir şekilde dedeme benzeyeceğim ya da diğer hastalar için söylüyorum, işte aileme çekeceğim falan gibi bir şey duyuyorduk.

Yani beden ve psikolojinin dışında gerçekten ruhu ayrı bir yere koyup, böyle bir imkân olarak varlığından bahsettiğimiz zaman... tamam, ruha dair bir farkındalık bedeni değiştirmiyor ama şunu net bir şekilde sormak için söylüyorum abi: Ruha dair farkındalık, bizim kendimizde ya da bizden öncekilerden alıntı olarak aldığımız, farkına varmadan taşıdığımız psikolojik yapıya yüzde yüz etki eder mi? Daha net sorayım: Benim ruhsal farkındalığım, psikolojik yapımı, aygıtımı kullanmamda yani yüzde yüz etkili midir?

Ruhsal Farkındalığın Gücü

Eğer gerçekten ruhsal özümüzü tam olarak idrak edersek — bunu bir düşünsel kabul anlamında demiyorum, gerçekten ruhu idrak edersek — kesinlikle bizim bir beden ve psikoloji olmadığımızın ayırdına varırız. Bu çok önemli bir şeydir, asıl değişim de oradadır. Yani ben kendimi, bir bedeni ve psikolojiyi kullanan ruhsal bir varlık olarak algılıyorum. Bu farkındalık çok önemlidir. Bu farkındalık psikolojik boyutu da az veya çok etkiler. Bu ayırt etme bilincinde olduğumuzda, bedeni de psikolojiyi de etkileyebilir. Ama sen bir beden de bir psikolojik varlık da değilsin; Yaradan'ın seni ruh olarak var ettiğini anladığında, kendini doğru bir yere konumlandırmış oluyorsun ve bunun da mutlaka psikolojiye bir etkisi var.

Ama psikolojiye etkisi... belki kişinin biyolojik bir defekti olabilir, beyinsel bir problemi, patolojisi olabilir; belki onu görünür anlamda değiştiremez ama sen kendini o psikolojik varlık olarak görmediğin için, sen orada bir içsel değişiklik geçirirsin. Yani bunu şöyle ifade edelim: kendini kullandığın bir aletle, bir aygıtla tanımlamak ile tanımlamamak gibi bir şey. Ben kendimi, diyelim ki sosyal çevremle, itibarımla, giyinip kuşanmamla, bindiğim arabayla tanımlamıyorum. Tanımlamadığında bu çok büyük bir fark oluşturur bende; o bedenin ve psikolojik boyutun etkisi bende minimuma iner ve ben mümkün olan en iyi şekilde o bedeni ve psikolojiyi kullanırım.

Bunu şöyle ayrıştırabiliriz: çok kaygılı bir şekilde araba kullanan bir insanla, tamamen kaygısız, huzurlu, sakin, dingin bir bilinçle arabayı kullanmak arasındaki fark gibi. Genelde insanlar bunu psikolojik yapıya bağlıyor, "genetik" falan diyorlar.

Bir de bir atasözü var, bizi bazen kilitleyen; hani doğal bir gözlem olarak söylenmiş bir şey. Şimdi "ağaç yaşken eğilir" diyor. "E ne yapayım, ben de böyle büyüdüm" diyor. Ben böyle bir arkadaşa, işte "sen o ağaç değilsin" dediğim sırada, "peki neyim?" diye sordu. "Yani ağaca yürüyen bir şey herhalde" dedim. Yani mecburen böyle bir örnek üzerinden bunu vereyim: çünkü "ben böyleyim" kabulü, bizi en çok herhalde sıkan ve kemikleştiren şeylerden bir tanesi.

Evet. Şöyle diyelim, gene basit bir örnek vereceğim. Diyelim ki bizi büyütenler çok yanlış bir beslenme tarzıyla bizi büyütmüştür, yani beden olarak; diyelim ki aşırı obez olmuşuz. Ve geldik yetişkinlik çağımıza; kendi kendimizi besleyebiliriz, tercihte bulunabiliriz. Bu durumda şunu mu diyeceğiz: "Ne yapayım, beni yanlış beslediler, sürekli böyle tatlılar, karbonhidratlar vesaireyle beni böyle beslediler, o yüzden de sağlıksız ve obez bir bedenim var" diye mi bakarız, yoksa "ben şimdi bilinçli ve farkındalıklıyım, ben şu an yanlış beslenme yüzünden bedenimin ne durumda olduğunu analiz ediyorum; kimseyle çatışmadan, kavga etmeden, suçlamadan, şimdi sağlıklı beslenmek için kendime bir program yapıyorum" mu demeliyiz? Bunu demeliyiz, bunun gibi. Yani farkındalık içinde olmak, bugüne kadar geldiğimiz süreci değiştirebilir; yeter ki bu konuda gerçekten çaba göster.

Yoksa, ne yapayım... diyelim ki bir ailede sosyal bir kabadayılık hâkim oldu, bunun takdir edildiği bir çevrede olduk; "ne kadar güçlüysen, ne kadar iyi bağırabiliyorsan, ne kadar takip edebiliyorsan, o kadar değer görüyorsun" dendi. Ama olabilir ki bunları analiz ettik, şu anki durum nedir? Şu anki durum şudur: "Ben sosyal çevremin ve yetiştiğim kültürün benim üzerimde meydana getirdiği bu etkiyi fark ediyorum, bu etkileri analiz ediyorum ve bunları gereksiz, yanlış, bana yük olan şeyler olarak değerlendiriyorum ve şu noktadan itibaren bunları değiştirmeyi tercih ediyorum, bunları değiştirmek adına kişisel anlamda sorumluluğu üzerime alıp elimden gelen dönüşümü gerçekleştirmeye çalışıyorum" demeliyiz. Asla insan, geçmişteki bir sürecin kendi üzerinde meydana getirdiği etkiyi kalıcı, değişmez, değiştirilemez görmemeli. Bu etki böyle değil, yaşınız ne olursa olsun değişebilir.

Kapanış

Geçen hafta sohbetiniz yarım kalmıştı, herhalde bu hafta bir buçuk sohbet yapmış olduk, bence. Burada isterseniz bitirebiliriz, teşekkür ediyoruz herkese, teşekkür ederim. Soramadım sorular için, tekrardan kusura bakmayın, akışa uygun gelmediği için çok dile getiremedim onları; özelden yazarsanız daha sonra iletirim, ya da isterse kendisi cevap verir. Herkese teşekkürler, hayırlı akşamlar, tekrardan hocam ağzınıza sağlık.