Ders Sonrası Sohbet (Mizaç Analizi ve Tevekkül)

Kısa Özet

Sohbet önce eski ders kayıtlarının deşifre edilmesi ve yazıya geçirilmesi işiyle ilgili pratik konuşmalarla başlıyor. Ardından bir rüya/uyanıklık hâli vesilesiyle mülk, melekût ve ceberut âlemlerine ilimle ve marifetle ulaşılabileceği, insanın yatay düzeydeki (dünyevi) bir kırılma anında Hz. Yusuf örneğinde olduğu gibi dikey boyuta -Rabbine- yönelmesi gerektiği anlatılıyor. Sohbetin büyük bölümü, bir kişinin mizacının (enneagram tipi) tespiti üzerinden anne, abla ve kendi davranış kalıplarının analiz edilmesine ayrılıyor; son bölümde ise İstanbul'a gitme kararı örneği üzerinden hayatın öngörülemezliği ve Allah'ın takdirine tevekkülle teslim olmanın önemi vurgulanıyor.

Öne Çıkan Vurgular

  • İnsan, yatay düzeydeki (dünyevi) kaderinde bir kırılma veya problem yaşadığında, Hz. Yusuf örneğinde olduğu gibi bu duruma takılıp kalmak yerine hemen dikey boyuta geçmeli: "Rabbim var, ben Rabbime aidim ve Rabbimin hoşnut olduğu şekilde yaşamaya çalışacağım" demelidir.
  • Güçlü bir "kanadı" (enneagram kanadı) olan kişilerde saf tip özellikleri (örneğin ikilik/duygusallık) daha dengeli hâle gelir; buna karşılık bir kanadın baskın olduğu durumlarda kural konusunda katılık ile mantıksız bir bağlılık bir arada görülebilir.
  • Önemli bir karar (örneğin bir şehre gitme) öncesinde "ya Rabbi ben şunu şunu istiyorum ama sen benim için hayırlı olanı takdir eyle, eğer bir şey takdir ettiysen kalbimi de o takdire razı eyle" diyerek tevekkül ve teslimiyet içinde olmak öğütleniyor; hayat zahiren çok değişken seyredebilir, bu yüzden aşırı planlamaya saplanmamak gerekir.

Ders Kayıtlarının Yazıya Geçirilmesi

Bu, eski derslerin tadında olacağını biliyorsun; geçen yılki, epey bir ara önce, o zamanki derslerin tadında olabiliyor. Ciddi bir şey. Hocam, benim yazdığıma bakacak mısınız ya? Altıya mı? Baktım, güzel, öyle bir sıkıntı yok.

İşte geçen hafta biraz çalışma yaptım, sınav ediyoruz, aşamalı. On dersi, onun için yazamadım inşallah. "Nasıl yazıyorsun ya? Her kelimede duraksıyor musun?" Evet, duruyorum, yazıyorum, duruyorum, yazıyorum. Zaten aslında hocam, yavaşlatma programı olsa ben önce parmakla yazabiliyorum da yetişemiyorum aslında; çok hızlı konuşmuyorsunuz, ben normalde yetişebileceğimi düşünmüştüm, yetişemiyorum diye de. Belki zamanla ben yetişebilirim artık.

"O ilk giriş derslerinin altı tane, onların ilk ikisi yapıldı, aklımda olsun, o dördünü yaparsan -hatta öncelikle onları yaparsan." Giriş dersleri yapıldı, 3, 4, 5, 6 var, zannediyorum altı tane. Setteki sohbetlerin hepsinin yüklenmesi aslında -ses kaydı olarak mı? Ses kaydı. Ses kaydının kesilmesi lazım; bazı yerlerde yüklemeyelim diye konuştum, burada konuştuğum işler, bunların kesilmesi lazım. Ama deşifreleri var, onları alabilirsin; yazıya da mümkün olduğunca çevrilmeye çalışılacak.

Yani Aysel, İngilizlerden Mehmet'i yetiştirdim, o ne kadar başaracak? "Mehmet nerede?" Mehmet, biz geldiğimiz için bebeklere bakmaya bıraktık. Çok selam söyledi. "Mehmet'e çok selam." Bekliyoruz onu. Bugün üçüncüsünü teslim etmem lazımdı, daha birincisinin yarısını. Ama o, ona çok istekli; bir formül bulacak, kendi yazmayı çok seviyor. O da yazsın, yani o devam edecek ama yavaş. Apartmanda bir kız var, ona vermeyi düşünüyor.

Mülk, Melekût ve Ceberut Âlemleri

Hocam, benim uyanıklığımda gördüğüm böyle bir şey var. Ne demiştiniz? Onlar üç âlem düzeyidir: mülk, melekût ve ceberut âlemleri. Onlara ilimle ulaşacağız. "Onlara?" İlimle. "İlimle, marifetle, evet."

Onun için, yani insan o yatay düzeydeki kaderinde ne zaman bir kırılma oldu, bir problem oldu -mesela düşünün Hz. Yusuf, mesela ne oldu, problem oldu- takılıyor mu öyle? Yok, bakıyor, hemen dikey boyuta geçiyor: "Rabbim var, ben Rabbime aidim ve Rabbimin hoşnut olduğu şekilde yaşamaya çalışacağım." Hedef ve gaye bu. Yoksa dünyevi düzeyde, zahiri düzeyde "şu olmuş, bu olmamış" şeklinde hayal kırıklığına, olumsuzluğa, insan bunlara takılmamalı.

Mizaç (Enneagram) Üzerinden Aile İçi İlişkiler Analizi

Zeynep'in bir buçuk iki yıldır izahını tespit edemiyorum. Yani testte 2 çıktı ama bana biraz 4 gibi geliyor. "Yok, biz de bilemedik." Hadi 3 yaparsın.

Genel yapı itibariyle hareketli misindir, ilgili misin? İlgi ve sevgi görmediğinde bir ortamda, arkadaşların arasında ne hissediyorsun? Ne hissediyorsun, nasıl yaklaşıyorsun? "Bilmek istemezsin." Niye? "Ne? Onlar tarafından istenmediğimi düşünüyorum." Kendimi ışıklandırmış hissederim, çıkarım yani. "Bize böyle bir ihtiyacı olan bir insana yardım etme arzusu içinde, hemen doğal bir şey gibi oluşuyor mu?" Edemediğimde rahatsız olurum. "Üzülüyorum yani, aklımda kalır." Aklımda kalır. "Ne diyeceğiz, sevilmek ve sevilmemek hep kafanda böyle bir şey olur mu? Meşgul olduğun bir şey mi?"

"Peki böyle bir şeyi yapamadığında hırs yapar mısın?" Yapacağım bunu, mutlaka yapacağım, mutlaka bir yolunu bulmalıyım. "Böyle olmuyorsa başka bir türlü olur mu, yoksa olmuyorsa çok da?" Olmuyorsa çok da... şey yapıyoruz, öyle olur, biliyor musun? O kitabı vereyim Zeynep'e. Yani iyidir kötüdür bilmiyoruz, sadece istifade edilebilir, çağrışım oluşturabilir. "Eyvallah." Haberleşiriz. "Tamam, bekliyoruz."

Bir de ilgili -evet, bir kısmını yazdım- ama nasıl olacağı konusunda aranızda şeyler var. "Tamam tamam." Yaşananlar: diyelim ki çok sevdiğim bir arkadaşımla aram bozuldu, takılır mı kafana çok? "Takılır. Takılır." Yani sen adım atar mısın yoksa ondan mı beklersin? Düzen, tertip ile aran nasıl? Orta düzeyde. İçsel olarak seviyor musun düzeni, tertibi? "Seviyorsun, yapmak istiyorsun ama istediğin kadar yapamıyorsun; kafanda olduğu kadar."

"Bir kanadı olan bir ikili diye geliyor -nefes olacaksın şimdi? İkiyi okuyunca bana uymuyor falan dedi sonra." O böyle çok şey, bir ikilik nereden okudu ikilik? "Ses kaydını mı dinlemiştin yoksa birazcık ses kaydını mı dinlemiştin?" Şimdi bir kanadı olduğu için, bir kanada sahip olduğu durumda mesela ikilik, o duygusallık, o duygulara yoğun bir şekilde odaklılık ve tamamen duygularına göre hareket etme büyük oranda azalır.

Bazı çocuklardan dolayı mesela -iki tane çocuğu var, biri üç yaşında biri dört yaşında herhalde- hani ikili bir yaklaşımla yaklaşmıyor gibi. Kanadı iki olanlar bile anne olunca direkt ikili üzerinden annelik yapıyorlar. Kendi ikiye olan bir insanı o şekilde görmüyoruz, daha çok dengeli görüyoruz anneliğini. Yani şöyle bir şey: benim annem iki bir'dir ama mesela böyle canım cicim davranmamıştır, bir sevgisi vardı ama daha ziyade kural ve gerekli olana odaklıydı. Mesela benim bir ablam vardı, o da ikidir; o mesela ne yapayım istiyor da edemez, ya da eder tutturur, dayanamaz gibi -mesela annem güçlü bir kanadı olduğu için bir şeydir yani, ben mesela annemden o kadar ikilik almamışımdır; baktığım zaman, geçmişi irdelediğim zaman, güçlü bir kanadı onu daha şey kılar, hatta bazen çocuklarına birlikte davrandıkları olur.

Okulda bir bir-iki var, bir de kardeşim bir bir-iki olduğunu tahmin ediyorum. Onların çocuklarına yaklaşım tarzlarına bakın, yine çok kuralcı bir yandan ama bir yandan da mantıksız seviyede sınırsız bir bağlılık ve şey var; mantıksız bir yaklaşım tarafları var, ikiliklerimizle bir eğilme.

Yani şöyle örnek vereyim sana: mesela benim annem, geçmişte, buradan 15-20 sene önce, "işte bu kitapları atacağım, niye bu kitapları alıyorsun" falan demiştir. Ben de o zaman tabii o kadar kafam şey yapmıyordu, bu mesajlar üzerinde o kadar dikkatli değildim. Dedim, o zaman ben kitaplarımı alıp gideceğim dedim. O da "gidersen git" dedi. Normal bir ikiden beklemezsin bunu; "gidersen git" dedi, ben de gittim ya, tamam mı? Kitaplarımı toplayıp ayrıldım evden. Ne oldu? Mesela 6 ay mı 8 ay mı bir evde kaldım, böyle yalnız başıma. Bir yer kiraladım, kitaplarımı şey yaptım, orada kalıyordum.

Mesela direkt bana söylemiyor mesela; işte "bak yanlış yaptım, kusura bakma" veya "tamam, özür dilerim" demiyor. Dolaylı, diyelim ki eniştem üzerinden veya başkası üzerinden: "ya işte İsmail, bak annen seni seviyor" falan filan, "kardeşler şudur budur, niye böyle yapıyorsun, ne diyorsun." O da şey yapmıyor mesela; saf bir iki olsa hemen yelkenleri indirir ama indirmiyor mesela. Birliği şey yapıyor, dengeli oluyor. Böyle sevdiğini ifade eder misin mesela böyle çocuklarına, eşine, dostuna, annene, vesaireye? "İçimden severim ama çok yazık, niye haber vermiyoruz, biz yakın değil miyiz?" Falan filan değil mi mesela, sitemkâr bir tarafı var değil mi, bir tarafı var değil mi?

"Alın, biraz daha... 2-1. Ama işte, bir iki, böyle saf bir iki gibi değildir yani; epey onu değiştirir birlik, iyi bir birlik. Düşte bir yakın." Tabii.

Karar Anlarında Tevekkül: İstanbul'a Gitme Meselesi

Hocam, benim için dua eder misiniz? İstanbul'a gitmem için. "Hem de selamını bekliyorum." "Dua ederim." "Edebiyat mı?" Sen ilahiyatı bitirdin öyle mi daha önce? İlahiyatı bitirdin, lisans dediğin iki yıllık mı bitirdin? "Sonra?" "Eyvallah, inşallah, bakın maydusun." "Ya tabii, nasibimse olur, yoksa da yapacak bir şey yok."

Her zaman hedefin, bahsettiğimiz çerçeve içinde oldu; onu, ana ekseni kaybetmeden, unutmadan, dünya hayatı bağlamında: "Ya Rabbi, ben faydalı olacağım, faydalı olabileceğim, senin razı olacağın bir kapı açılsın." Niyet olarak hep öyle, insanlara faydalı olabileceğin, senin razı olacağın bu kapı açılsın diye. Yine de ilim yolunda kendine devam edildi. "Bir taraftan da anne babamın rızasını mı düşündün?" Yok, de ki: "ya Rabbi, ben burayı istiyorum ama hayırlısı neyse olsun." Sen tevekkül ve teslimiyetini de ifade ederek Allah'a bırak.

Tercihlerde hep İstanbul'a bakmışlar. "İstanbul'a bırak, sona da koy, adalım ne olacak." Allah'a bırak, o kadar ısrarcı olma yani. "Açılabilirse İstanbul'a izin veririz ama bir tane tercih var, ne olursa oraya giderim diyen bir tercih var." Hiç değişmez o zaman. Hiç olmazsa olmayan isteklerin küçük bir yitikliği olabilir. "81'dir. O zaman Adana'yı da konuştum." "Adana'ya gittin." "Gittin." Devam etmeye çalıştık, tamam olmaya çalıştık; yani hayatın süreci zahiri olarak çok değişkendir. Gidersin bir sene Adana'da, hiç tahmin etmediğin şekilde İstanbul'a gelirsin. Bunları çok şey yapma; "çok böyle planlayacağım, edeceğim, şekillendireceğim" diye bir şeyle böyle tutkuyla odaklanmamak lazım. Anlatabiliyor musun?

"Ama ben biliyorum, bu zaman nasıl?" Bak, bilemiyorsun; "biliyorum" deme, bilmiyorsun ki. "Gelememe ihtimalim çok değil, çünkü ben bir yere gittiğim zaman geri kalırım." Yani gübüne kadar öyle bir şey yaşanmadı. "Bilmiyorsun, dediğin gibi şey yapıyorum." De ki: "ya Rabbi, ben şu şu şu niyetlerle İstanbul'u istiyorum ama sen benim için hayırlı olanı takdir eyle; eğer bir şey takdir ettiysen de o takdire kalbimi razı eyle." Hayır, herhangi bir şeyde değildir; hayır, Allah'ın takdirine razı olmaktadır.

Geçen Ayetler

Not (tahmini / editör): Belirtilmemiş (Hz. Yusuf kıssasına genel olarak atıfta bulunuluyor, ancak doğrudan alıntılanan veya sure/ayet numarasıyla anılan bir ayet yok) --- ---