Enneagram Tiplerinde İddiacılık ve Beşlerin Zihin Dünyası
Kısa Özet
Sohbette önce farklı tiplerin bir fikri savunurken ya da iddia ederken hangi motivasyonla hareket ettiği karşılaştırılıyor: sekiz aciz duruma düşmemek için, yedi çene yarıştırıp zekasını göstermek için, beş ise temellendirdiğine inandığı bir konuda iddiacı oluyor. Ardından sohbetin ağırlığı beşlerin zihin dünyasına kayıyor: gözlem ve analizle başlayan ama zamanla sübjektif bir kavramsal dünyaya dönüşen düşünce sistemi, bu dünyayı gerçek hayata dayatma eğilimi ve zeka arttıkça artan tatminsizlik ele alınıyor. Son bölümde beşin yediye esneme sürecinin, deneyim yoluyla bilgi edinmekle ilişkisi ve beşlerin "ihtimal ağacı" mantığıyla nasıl düşündüğü anlatılıyor.
Öne Çıkan Vurgular
- Sekiz, aciz duruma düşmemek ve altta kalmamak için iddia eder; yedi, çene yarıştırıp zekasının yetkinliğini göstermek ve son sözü söylemek ister; beş ise inandığı konuda temellendirilmiş, arkası olan bir iddiaya sahiptir.
- Beşler önce gözlemle "nötr" bir noktadan başlar ama zihin süreci sübjektiftir; genellediği, kavramsallaştırdığı bir dünya kurar ve zamanla bu kavramsal dünyayı gerçek dünyaya dayatma eğilimine girebilir.
- Zeka yükseldikçe tatminsizlik artar: tezahürün (dış görünüşün) bilgisi çoktur ama tatmin etmez; hakikatin bilgisi tek bir nokta gibidir ama tatmin edicidir.
Giriş: Kişiye Göre Değişen İfade Biçimi
Doğru bir şey, bu olması gereken bir şey; "ben kafama koydum, yapacağım, edeceğim, o noktaya ulaşacağım" diyebilir biri. Ama "kafama koydum, gideceğim" cümlesi benim için bir anlam ifade etmiyor. Yani tipe göre bunu revize etmemiz gerekiyor.
İsmail Bey'in hatırlattığı bir konu var: iddialaşma noktasında yediler çok iddiaya meyilli değiller, sekizler en iddiacı. En iddiacı sekiz. Ama yedinin iddiası ne noktada? Zihinsel laf yarıştırma noktasında. Kendi dediğinin doğru olduğunu ispatlama konusunda.
İddiacılık: Tiplere Göre Farklı Görünümleri
Normal şartlarda bir tipi anlatırken bu kelimeyi çok kullanmam ama illa kullanacaksam "iddiacı" derim demek istediğim şey şu: iddiacı sekizdir. Şey yapar, iddia eder; temeli yok, arkası yok. Birin arkası vardır, o anlamda iddialıdır — "kardeşim ben bu işi biliyorum, sen saçmalıyorsun" der, bunun bir temeli var. Onun için bu tür mizaç anlatımlarında seçtiğiniz kelimelere, kavramlara, cümlelere dikkat etmek gerekiyor; yoksa havada uçuşurlar.
Sekizin İddiacılığı: Aciz Duruma Düşmeme Kaygısı
Sekize içten baktığımızda tam olarak nasıl bir şey? Temeli yok, arkası yok; gücü, aciz duruma düşmemek için kullanılıyor. Ağzından çıkmış bir şeyi iddia eder. Bir sekiz çok şunu der: "Ağzımdan bir kere çıktı, öyle olacak." Bir şey iddia eder, peşine düşer; maksadı orada yenilmemektir, aciz duruma düşmemek, altta kalmamak içindir.
Yedinin İddiacılığı: Çene Yarıştırma ve Zeka Gösterisi
Yedininki ise laf yarıştırmak içindir. Yedi de altta kalmamak ister; manipüle edebilmek, "ne kadar zekiyim" demek, karşısındakini nasıl susturabildiğini görmek ister — bu, onun zekasının yetkinliğine dair bir şey olur. O yüzden bir yedi her zaman son sözü söylemek ister; ama orada çene yarıştırır, mesele budur.
Altının Tavrı: Alaycı ve Umursamaz Tutum
Altılar demagoji yapmaya daha meyillidir. Beş ise bir şeye çok inanıyorsa iddialıdır; birinin "sen bilmiyorsun, saçmalıyorsun" demesiyle karşılaşırsa, karşısındakini ahmak kabul ediyorsa onu anlamıyor gibi görüp "tamam, öyle değil, senin dediğin gibi" der ve geçer. Altı ise böyle alttan alta alaycı bir tavır takınır; ya da umursamaz, muhatabını kale almaz, enerjisini o yönde kaybetmek istemez.
Beşlerle Tartışmanın Zorluğu: Kendi Zihin Dünyasına Kapanma
Beşlerle yaşanan en büyük sorunlardan biri şu: zihinseller devamlı zihin üzerinde düşünür ve zihinselliklerine çok güvenirler; çünkü devamlı düşünüyor, gözlem yapıyorlar, bir sonucu ortaya koyuyorlar. Kendi zihin sistemlerinde bir doğruya, kendince bir sonuca ulaşmışlardır. Ama onun zihin sisteminde oluşan bu sonucun gerçek hayatta pek bir karşılığı olmayabilir; olmasa bile, o zihninde oraya ulaşmıştır.
O kadar dikkatlidir ki, her yerden mevzuyu bağlamıştır: bir genelleme yapmıştır diyelim, o genellemeye zıt olan olguları da değerlendirmiş ve onlara "aslında onlar sayılmaz" demiştir. Mesela kadınlar hakkında bir genelleme yapmış olsun beş; siz "bak bu kadın böyle değil" dediğinizde, "onlar zaten kadın kabul edilmemeli" der, yani o bilgiye zıt olan şeyleri temizler, "onlar çok az, kale almaya bile gerek yok" der. Dolayısıyla bir beşle tartışıyorsan onu kuşatman lazım; kuşatamazsan onunla tartışamazsın.
Zihnin Sübjektifliği: Nesnel Veriden Öznel Sonuca
Ama şöyle bir şey var: bu sonuçlar hep zihinde oluştuğu için böyle oluyor. Zihinde oluşması, boş yere varılmış bir şey değil; bir gözlem ve analize dayanıyor, kendine göre. Gözlem ve analizin nesnel verileri var; ona bir şey sorduğunuzda önünüze koyabileceği veriler, argümanlar var. Ama gözlem ve analizin nesnel verileri olması, onları nesnel bir şekilde kavramsallaştırdığı ve yorumladığı anlamına gelmiyor. Onları kendince sübjektif olarak algılıyor ama bunun farkında değil; çünkü zaten "objektif olana ermiş" diye düşünüyor.
Mesela ben bir sonuç çıkarıyorum: iki artı iki eşittir dört. Bu, ben katılsam da katılmasam da dörttür. Ama meseleler böyle iki kere iki dört eder gibi olmadığı için — o kadar nesnel olmadığı için — sosyal bir konu, psikolojik bir konu, olgularla, hayatla ilgili bir konu söz konusu olduğunda durum değişir. Hatta fizik, matematik bile son tahlilde bir kabule dayanıyor. Bir üçgenin iç açılarının 180 derece olduğunu söylediğimizde, bu aslında kavramsal bir üçgendir; belki gerçek hayatta böyle bir üçgen yoktur. Öklid uzayında var, bir de başka bir uzay var deniyor; yani matematik ve fizik bile o kadar objektif değil.
Beşlerle tartışırken şu yaşanır: kendi zihin dünyasına hapsolmuş biri, oradan bir şekilde sana bir şeyler söylüyor ve bu hayattan kopuk gibi hissettiriyor. Onun genellemesini hayata uyarlayamıyorum demek istiyorum. Diyorum ki, şu şu durumların içine girse aslında böyle olmadığını görecek diye düşünüyorum.
Objektiflik Sorunu ve Gerçeklikle Karşılaştırma İhtiyacı
Peki siz beşle niye tartıştığınızı sorguladınız mı? Bir arkadaşım üzerinden düşünüyorum; samimi bir arkadaşım, beşle niye tartışıyoruz diye. Aslında çok iyi anlaşırız. Beş, kombinasyon hesaplarına göre düşünür; yedi gibi boş boş "çat" diye bir sonuca ulaşmaz. Ben beşin düşüncelerine çok önem veririm, yanlış anlaşılmasın; fikir alışverişinde bulunduğum en önemli insanlardan biridir. Ama bazı noktalarda, bazı şeyleri ona anlatamadığım için bir sıkıntı yaşıyorum.
Burada önemli bir şeye değinelim: beş, olabildiğince en objektif mekanizmadır aslında. Neden? Çünkü "ne var" diye sorar, hakikaten "ne var" der, hiçbir önyargısı yoktur. Fakat zihin objektif midir? Zihin sübjektiftir. İşte problem burada başlıyor. Zihin bu gözlemleri alıyor, genelliyor, kavramsallaştırıyor, kavramları çerçeveliyor.
Peki bu durumda ne olur? Esnek bir beşse — geçen hafta konuştuğumuz gibi beşin yediye niçin gitmesi gerektiği konusuyla ilintili — esneyecek ve düşüncelerini sürekli olgularla karşılaştıracaktır: acaba olgularla örtüşüyor mu diye. Bazı beşler ise ya olguyu inkâr eder ya da onu istisna kabul eder; bu sefer kafasında o kavramsallaşmalar meydana gelmeye devam eder. Dışarıyı tamamıyla analiz edebilecek bir kuşatıcılık olmayınca, kavramsallaştırma üzerinden bir dünya kurar ve o kavramsallaştırdığı dünyayı gerçek dünyaya dayatır.
Zeka Arttıkça Artan Tatminsizlik
Bu biraz sağlıksız bir durum ayrıca; bir de zeka seviyesine bağlı, çünkü zeka yükseldikçe tatminsizlik artıyor. Hangi kişilikte olursa olsun, zeka arttıkça kişi tatminsiz oluyor, üstün zekalılar tatminsiz insanlardır, vardığı noktayla yetinmez. "Bunu elde ettim, tamam bitti" demez. Mesela bilgi alanında bir beş numara, "buraya ulaştım, tamam da başka şeye de ulaşmam lazım" der; bu onun totemi olamaz. Hem tümüne ulaşmaya çalışır.
Bir de şu var: hakikatin bilgisi dışında, tezahürün bilgisi tatmin etmez. Çok zeki bir beş, ya da bu konuda çalışan bir beş, bu cümleyi tam idrak etmese bile sezgisel olarak bunu yaşar: "zahiri olarak her şeyin bilgisine vardım" dese de, bir tatminsizlik oluşur. Çünkü hakikatin bilgisi bir nokta gibidir, tek bir şeydir, ama tatmin edicidir. Tezahürün bilgisi ise çoktur ama tatmin etmez.
Tezahürün Bilgisi mi, Hakikatin Bilgisi mi?
Bir süre sonra çok bilmekten gelen bir korkuyla kendine bir kavram dünyası oluşturur ve olgulardan kopar. En aydınlık konular bile bazen onun için bir kaçış konusu haline gelebiliyor; farkında olmadan bir alan daraltma ya da kavramlara sığınma söz konusu oluyor. Bilimsel ufak bir konu, gerçek hayatta çok küçük detaylı bir konu olsa da, onun için belki de bilim dünyasının en önemli konusu haline gelebiliyor. Bu biraz böyle bir kaçış, farkında olmadan; çünkü orada o mevzuyu kuşatıyor, kuşatması onu orada tatmin ediyor.
Beşin Yediye Esnemesi: Deneyimin İçinde Bilgi Edinmek
Peki beş, yeni bir bilgi gelmeden yediye doğru nasıl esneyecek? Yedi, bilgi konusunda şöyle düşünür: eylemin, aktivitenin, deneyimin içinde bilgi edinilir. Beş ise bilginin gelmesini bekler. Nasıl bilgi gelecek? Elbette sezgi olabilir, muhakeme olabilir, rasyonalitenin işleyişiyle de olabilir; ama bir de deneyimin içinde bilgi edinme var. Beşin yediye gitmesinin pozitifliğini konuşurken bundan bahsetmiştik: deneyimin içinde de bir bilgi edinme yolu vardır.
Bir kere konuyu düşünür, sonra "yapayım mı yapmayayım mı" diye düşünür: "baktım konuya, tamam bu böyle olmalı ama dış etkenler de var, onları da hesaba katarak hareket etmem lazım" der. Mesela biri "ben ona bir şey aktaramıyorum, sorunu çözmüşüm ben" dediğinde, çözdüğünü düşünüyorsa haklıdır — çözmüşse yeni bir deneyime ne ihtiyacı olsun ki? Bunu şöyle düşünün: ben bir bina yaptım, birisi geliyor bana bir tuğla getiriyor; nereye koyacağım o tuğlayı? Zaten binayı tamamlamışım. "Sen bırak o tuğlayı, uğraşma, ben o kadar kafa yormuşum zaten, kavramı oturtmuşum, bitirmişim" der.
Ama o kavramı esnetebilir mi? "Şu an onu silip atabilirim hemen, derhal — ama bana yeni bir şey gelmesi lazım ki onu atayım, ya deneyimletireceksin ya da onun sağlam diye üzerine bastığı bir kavramı yıkacaksın." Zorla, bir tahakküm ederek verirsen reddedebilir; ama sırf bilgi veriyorsan, zaten bilgiyi arıyordur, yeter ki ikna olsun, değiştirip hemen öbürüne temayül edebilir.
Beşlerin İhtimal Ağacı
Beşlerin bir "ihtimal ağacı" vardır. Her şeyde, her halde kafada bir ağaç dallanır, hemen dallara ayrılır. Her bir dalın da altında bir "neden" sorusu asılıdır: nedeni hallediyor, sonra "nasıl?" — neden bunu yapmalıyım, neden bunu yapmamalıyım, onu hallettim mi ondan sonra nasıl yapmalıyım, nasıl yapmamalıyım; ondan sonra yapsam ne olacak, sonra oynamıyor — ve o zaman yediye kayıyor. İşte beş, yediye böyle gidiyor.
Doğrudur. Teşekkür ederim.
Geçen Ayetler
Not (tahmini / editör): Belirtilmemiş. --- ---