Hazzın ve Istırabın Kabulü

Kısa Özet

Bu kısa sohbet kesitinde gerçek mutluluğun ıstırabı dışlamadığı, hazzın temelinde her zaman bir "kabul ediş"in yattığı anlatılıyor. Egonun acıdan kaçıp hazzı kovalamasının aslında benliğin/egonun sürekliliğini beslediği, oysa acıyı kabul etmenin egodan kurtuluşa kapı araladığı vurgulanıyor. İnsanın sürekli haz arayışının, özünde var olan kesintisiz/ebedi manevi lezzetin (Kur'an'da cennet nimetleri tasviriyle anlatılan) psikolojik düzeydeki bir yansıması ve egonun bunu kendi ölçüleriyle taklit etme çabası olduğu ifade ediliyor.

Öne Çıkan Vurgular

  • Haz, hazzı duyan ile duyulan arasındaki ilişkide, temelde bir "kabul ediş"te yatar; durum kabul edilebilirse hoş, edilemezse acı verici olur.
  • Acıyı kabul etmek, onu kabul etmeyen egodan kurtuluş şansı verir; her kabul etmeyişte ise ego daha da güçlenir.
  • Sürekli haz arzusu, aslında özde var olan kesintisiz/ebedi manevi uyumun dışa, psikolojik düzeye yansımasıdır; ego bunu kendi sınırlı ölçüleriyle taklit etmeye çalışır ama bu mümkün değildir.

Haz, Kabul Edişte Yatar

Gerçekteki mutluluk, o derin, hakiki mutluluk hali ıstırabı dışlamaz. Istırabı mı dışlamaz? Evet, ıstırabı dışlamaz; o bir deneyim olarak tecrübe edilir, ondan kaçılmaz.

Haz, hazzı duyan ile duyulan arasındaki ilişkide yatar ve temelinde bir kabul ediş vardır. Durum her ne olursa olsun, eğer kabul edilebilir ise hoştur; eğer kabul edilebilir değilse acı verici olur. Onu kabul edilebilir kılanın ne olduğu önemli değildir; belirleyici faktör kabuldür. Görüldüğü gibi ıstırap, kabul etmeyişten kaynaklanır.

Soru soran diyor ki: "Acı kabul edilebilir değildir." Mahara diyor ki: "Neden olmasın? Denedin mi? Dene. Onda hazzın veremeyeceği bir sevinç bulacaksın." Bunu ancak deneyerek anlayabilirsin; basit bir nedenle, çünkü acıyı kabul etmek seni hazzın veremeyeceği daha derin bir yere götürür. Ego ise acıdan kaçarak hazzı kovalar. Dikkat edin: bu kalıbın son bulması, benliğin, yani bireysel benliğin de sonu demektir. Onu kabul ettiğinde aslında onu kabul etmeyen egodan kurtuluyorsun. Acıyı kabul ettiğinde onu kabul etmeyen egoden kurtulma şansını elde ediyorsun. Ama her kabul etmeyişinde egon orada daha da güçleniyor, doğal olarak.

Egonun Sonu ve Gerçek Huzura Dönüş

Arzuları ve korkularıyla egonun son bulması, sizin gerçek özünüze, tüm huzurun ve mutluluğun kaynağına dönebilmenize olanak verir.

Sürekli haz arzusu, içteki ebedi uyumun dışa yansımasıdır. Yani insan doğal olarak sürekli bir haz arar. Tabii ki dünyada böyle kesintisiz bir haz yoktur; fakat bu haz isteği, içimizdeki ebedi uyumda var olan o kesintisiz hazzın, o lezzetin bir yansımasıdır. Kur'an'da, cennet nimetleri için "onlara kesintisiz bir lezzet vardır" denir — engellenmeyen, men edilmeyen ve kesintiye uğratılmayan bir lezzet. Cennet ve uhrevi haller anlatılırken böyle bir tabir kullanılır: kesintisiz ve sürekli bir lezzet, sürekli bir manevi mutluluk hali. İşte bu aslında bizim özümüzde vardır. Ama özümüzde var olan bu şeyi, bizim psikolojik aygıtımız kendi ölçüleriyle talep etmeye kalkar. Der ki: "Bırak, ben bu ölçülerle bu sınırsız hazzı istiyorum." Böyle bir şeyin imkanı yoktur; ne kendi egonu referans alarak ne de bu alemi referans alarak buna ulaşmanın bir imkanı yok.

Psikolojik Kompleksler Yüce Hakikatlere İşaret Eder

Burada önemli bir söz var: psikolojik kompleksler yüce bir kısım hakikatlere işaret eder. Biz niye sürekli haz arıyoruz, acıdan kaçıyoruz? Bu boş bir şey değil, anlamsız bir şey değildir. Çünkü öz, acıdan bağımsız ve kesintisiz bir huzura, manevi bir lezzet haline sahiptir. Fakat ego der ki: "Ben seni taklit edeceğim." Tanrıların ateşini çalıp onu taklit etme metaforunu düşünürsek, aslında psikolojik boyutumuz özümüzün ateşini, kavramlarını alıp kendi düzeyinde gerçekleştirmeye çalışıyor. Fakat bu olmayacak bir şeydir.

Geçen Ayetler

Not (tahmini / editör): Belirtilmemiş (Kur'an'da cennet nimetlerinin "men edilmeyen ve kesintiye uğratılmayan bir lezzet" olarak tasvir edildiğine değinilmiştir; anlatıcı tarafından spesifik sure/ayet adı belirtilmemiştir.) --- ---