Hz. Yusuf Kıssası ve Ego Kurguları

Eşe veya Çevreye Sevdirmek İçin Düşünmek Kurgudur

"Ben evliyim, eşime karşı insani duyarlılığımı ve sorumluluğumu yerine getirmek niyetindeyim, bunun için ne yapabilirim?" — bu güzel bir soru, güzel bir çerçeve. İnsan bunu düşünebilir: eşime karşı sorumluluğumun gerektirdiği unsurları en güzel şekilde nasıl yansıtırım? Ama bunu kendini eşine sevdirmek için düşünmemek gerekir. Egonun burada sürekli yanlış arzuları ve korkuları vardır: "eşim beni sevsin, terk etmesin, benden soğumasın." Bu senin sorunun değil; yanlış bir yerden tutarsan başına belayı alırsın. Orada istediğin kadar düşünmen debelenmekten başka bir işe yaramaz — o düşünme de değildir, egonun kuyruğuna takılmaktır. Koskoca düşünme mekanizmasını egonun kuyruğuna takıyorsun: "bu insan bana değer versin" — zorun ne, bunu neden istiyorsun?

Ego her zaman olayları yanlış yerden tutar. Mesela Hz. Yusuf olayı nereden tutmuştur? "Sen Allah'ın insan olarak yarattığı bir varlıksın, kardeşlerin seni kuyuya attı" diye önce analiz eder. Surenin sonunda söylediği gibi: "şeytan yaptığınız şeyi nefsinize hoş gösterdi." Nefisleri bir şey arzu etti, şeytan da vesveseyle onları etkiledi ve yaptıkları şeyi kendilerine hoş gösterdi — Yusuf ölürse veya kaybolursa babalarının bütün sevgisi kendilerine kalacaktı. Kötü niyetleri buydu: babalarının sevgisi kendilerine hasredilsin, Yusuf'u sevmesin. Bakın, Hz. Yusuf analiz etti — peki bu analiz ne işe yaradı, kardeşleri düzeldi mi? Öyle bir mevzu yok ortada. Biz "analizi yaptık, kardeşlerim düzeldi mi, düzelmedi, o zaman ne işe yaradı" der ego. Halbuki analiz sonucun düzelmesi için değildir.

Yusuf'un efendisinin karısının nefsani bir isteğinden kaçınmasına rağmen iftiraya uğrayıp hapse girmesi de aynı şekilde: orada aşırı arzulu olan kadının nefsani isteğini analiz etti, sonra oradaki insanların kimin haklı kimin haksız olduğunu anlamalarına rağmen sosyal konjonktür, siyasi gerekçeler, belli bir konumdaki adamın karısının böyle bir şey yapmasının oluşturacağı sosyal sorunlar yüzünden "Yusuf hapse girsin" dediler. Peki Hazreti Yusuf burada bir kurgu üretti mi? Hayır — "lan ne biçim memleket, adam gibi hizmet ediyorsun, bak sonucu bu mu" demedi. Hiçbir ego kurgusu yok. Namusunla, şerefinle çalışıyorsun, seni bir koruyan çıkmıyor; orada kızdı mı herhangi birine, "sen beni bilmiyor musun, niye beni savunmuyorsun" dedi mi? Demedi. "Bu haksız karara karşı bir tane insan bile kardeşlik yapıp haksızlığı söylemez mi" demedi. Hiçbir kurgu yok. Bir haksızlığın düzelmesi için imkan buluyor, söylüyor: efendinin yanına gidince beni hatırlat diyor — eğer insaniyetini hatırlıyorsan bir şeyler yapar diye. Ama yapmadı; problem değil, hiçbir kurgu yok.

Kurguyu kuranı görmeniz gerekir. Biz niye hayatta zorlanıyoruz? Çünkü bir kurgu üzerinden hayata bakıyoruz. Bir film seyrediyorsunuz ama filmin gitmesini arzu ettiğiniz bir istikamet var — sevgililer birbirleriyle buluşsun, güzel bir şey olsun. Film öyle gitmiyorsa, kurgunuzun istikametinde gitmeyen bir film var demektir. Bu sefer siz bu kurguyu size kuranı görmüyorsunuz, dünyanın, hayatın kurgusunu değiştirmeye çalışıyorsunuz. O zaman "hayat çok zor" diyorsunuz. Halbuki zor olan bir hayat yok ortada; hayat olduğu gibi akan bir şeydir. Bu hayatı bize zorlaştıran kurgudur. "Bu kadar samimi, dürüst davrandığın bir insan sana nasıl böyle davranır, sizce normal mi" diye sorulduğunda ben derim ki normal — olabilen bir şey, hayatın olgusal gerçekliğinde olabilen bir şey, olmuş olanı konuşuyoruz. "Oldu ama olmamalı" değil; olduysa olabilecek bir şeydir. Bu dünyanın tabiatı, insanın tabiatı ve imkanları üzerinden baktığınızda bu mümkündür, asla şaşırmamalısınız. Peki sizi şaşırtan ne? Kurgunuz. Kurgunuzla olgusal gerçeklik arasında fark oluyor, bu sefer şaşırıyorsunuz — çünkü farklı bir kurgunuz var. Ne kadar az şaşırıyorsanız hayatta o kadar kurgusuzsunuz demektir.

Kıssa: Biçilen, Kesilen Şey

Hz. Yusuf hiç şaşırmadı, çünkü hiçbir kurgusu yoktu. "Allah bir gün sizi benim önüme çıkaracak" diye bir kurgu da kurmadı; "bu sıkıntılardan sonra bana bir ferahlık verecek, ben zaten biliyordum, beni Mısır'ın hazinesine bakan yaptı" — biz onu bazen böyle kendimize göre bir kurgu üreterek okuyoruz Kur'an'ı, halbuki öyle bir şey yok. Hazreti Yusuf'un hayatı hapishanede bitebilirdi; tırnak içinde öyle bitse belki bugünkü insanın zihni için daha "güzel" olurdu, çünkü o zaman "ama Allah Hazreti Yusuf'a ahirette çok büyük şeyler verecek" diye bir kurgu kurulurdu. Halbuki öyle bir şey yok. Yusuf'un bu kurguya sahip olmaması, hayatın çok doğal olarak akan bir şey olarak ona gelmesini sağlamıştır. Kurgusuz bir hayat — bu ne kadar özgürce bir hayattır. Yaratıcının insanı çağırdığı şey budur: ego kurgusu olmadan hayatı oku.

"İnsan da bazı şeyler arıyor" dediğin anda kurguya girersin; "insan da böyle şeylerden mutsuz olmaz mı" dediğin anda da kurguya girersin. O yüzden en güzel kıssa Yusuf kıssasıdır — "kıssa" demek, "makas" kelimesi de oradan gelir, böyle biçilen, kesilip biçilen şey demektir. Sen Hazreti Yusuf'un hayatını kendine bir ölçü, bir kıstas edineceksin, kendi hayatının kodlarına uygulayacaksın. Bu yüzden çok tavsiye edilen bir kıssadır; çünkü hayatta olabilecek birçok şeye işaret eder. Kendi kan bağı olan ailenden bir haksızlık gördün mü? Hem de basit bir değil — kardeşlerin seni öldürmek istiyor, hem de bir değil, iki değil, üç değil, hepsi. Devam ediyor: köle diye satılıyorsun, devam ediyor.

Biz ne yaparız ego düzeyinde? "Ben hayatımı böyle düşünmemiştim, çok farklı bir hayat düşünmüştüm" deriz. Sen mi düşündün? Sen bir kurguya mağlup oldun, bir kurgu oluşturdun. "Ben böyle bir evlilik hayal etmiyordum" — niye ettin ki, ne tür bir evlilik hayal ettin, ne tür bir evlat, ne tür bir eş hayal ettin, niye bu kurguları kurdun? Kurgusuz bir şekilde yaşamak ne kadar büyük bir özgürlük. Ama ego sürekli bir kurgu üretme ihtiyacı duyuyor; o yüzden egoyu bazen bir çocuk gibi görürsünüz. Çocuk evden çıktığında bir kurgu kurar: "annem beni markete götürecek, oradan çocuk bahçesine götürür" der. O çocuktur, kurar; ama siz kurmayacaksınız.

Din de Bir Ego Kurgusuna Dönüştürülebilir

Küçüklükten itibaren kurgularla mı yetiştiriliyoruz — din, ahlaki öğretiler de bizim kurgu kurmamıza sebep olmuyor mu, "haksızlığa uğramamalıyım, yalan söylememeliyim" gibi? Gerçek anlamda dinde kurgu yoktur; dinde bir fıtrat ve ideal vurgusu vardır. Kur'an'da "haksızlığa uğramamalıyım" diye bir kurgu yoktur; "haksızlık yapma" der, bu ideal olandır. Din şunu söylemez: "böyle olmazsa bu hayat çekilmez." Öyle bir şey yok; sana fıtratın kodlarını söyler.

Mesela bir insan haksızlığa uğradı; karşısındaki insan bu haksızlığı görüyor, haksızlık olduğunu da biliyor, ama menfaati adına senin yanında durmuyor. Bunun Kur'an'ın dilinde açıklaması nedir? Hemen ego kurgusu devreye giriyor: "hoş bulda, işte tamam, ben de kendi Kur'an algımı söyleyeceğim" diyorsun. Bu insan nefsine mağlup oldu, şeytan da yaptığını ona hoş gösterdi — bakın Hazreti Yusuf bunu söylüyor, kardeşlerine "münafık" demiyor. Ama bizim egolarımız "münafık işte bunlar, Müslüman diyorlar kendilerine" diye ego kurgusuyla yol alıyor. Egomuz olarak değil de "yanlış yapıyorlar" desek — tamam, yanlış yapıyor, çok güzel; nefsine mağlup oldu, Allah selamet versin. Ama "yanlış yapıyor" dediğimde içim yanıyorsa, oradaki egom da yanlış yapıyor demektir aynı zamanda. O kadar yumuşak düşünemiyoruz — niye düşünemiyoruz ki, düşünebiliriz belki de; kim rahatlıyor orada, içimize hangi canavar kaçmış?

Hepimiz tırnak içinde söylüyorum, içimize egolar kaçmış ruhlarız; o egolar konuşuyor. Çocuk veya kişi 40 derece ateşle sayıklar; ego da öyle, egolar içimize girmiş, sürekli yüksek ateşte sayıklıyoruz — ego sayıklamaları. Onları görmemiz gerekiyor; ben bunları bırakmayı düşünüyorum, ego sayıklamalarını yapmayacağım. Beni 15-20 senedir tanıyanlarınız vardır; ben hiçbir kimseden şikayetçi olmadım, hiç şikayetim yok. Öyle bir ego sayıklamam olduğu anda uyanıyorum, "bu benim ego sayıklamam" diyorum; "bir insan böyle yapar mı, bu kadar dostluğumuz var" gibi bir şey söylemem. Kendimi 20 yıldır bu konuda kontrol etmeye çalışıyorum demem; dersem hemen arkasından "şu anda senin egon sayıklıyor, buna karşı uyanık ol, ona inanma, onu onaylama, çünkü bu onun bir kurgusu" derim.

Peki ego bu kurguyu niye üretiyor? Çünkü arzu ve korku üzerinden hareket ediyor; arzu ettiği şeyler olsun, korktuğu şeyler olmasın ister. Kurgusunun altında yatan mekanizma budur, onu görün. Biri size haksızlık yaptı, herkes de gördü ama kimse yanınızda yer almadı — "ne güzel, ne biçim insanlar, böyle insan olur mu, bir de Müslümanız diyorlar" gibi şeyler düşünürsünüz. Çünkü orada analizini yapacağınız şey Müslümanlık değil, egolardır — tıpkı Hazreti Yusuf'un kardeşleri hakkında yaptığı yorum gibi: "şeytan nefsinizin yaptığı ve arzuladığı şeyleri size hoş gösterdi." Bunu istediğin kadar analiz edebilirsin, düşünebilirsin, ama bu analizi yaparken içinde herhangi bir kimseye karşı öfke, kızgınlık, alınganlık olmamalı. Analiz budur. Mesela birisi çok hırslıdır, seninle ticaret yaparken aşırı bencil davranıyor, 10 kuruş kazanırken sana verdiği 1 kuruşu bile çok görüyor olabilir — gayet doğal bir şey, çünkü nefsinin hırsına mağlup oluyor. İstediğiniz kadar analiz yapın, ama bu analizi yaparken asla içinizde bir öfke, kızgınlık, alınganlık, memnuniyetsizlik, mutsuzluk olmamasına dikkat edin. Bu, insanın kendi üzerinde çalışmasıdır.

Hz. Yusuf hapse girdi, asla ego sayıklamasına düşmedi; Kur'an-ı Kerim'de tek bir ego sayıklamasını hatırlamıyoruz. Olsaydı Allah onu uyarırdı zaten, çünkü manası yok. Şimdi biz ego sayıklamaları üretsek — mesela Yusuf suresinden ilhamla egonun ne tür sayıklamaları olabilir diye düşünsek, her adımında ego nasıl bir kurgu yapar diye değerlendirme yapsak, defterler doldururuz, roman olur, büyük bir senaryo yazarız. Ama Hz. Yusuf'un yaptığı hiçbir kurgu yok, hiçbir ego sayıklaması söz konusu değil. O yüzden hayatı gayet rahat, huzurlu geçmiş.

Nefsi Temizlemek: Kurgularla Yaşamayı Bırakmak

"Hocam burada psikoloji yok, olay var o zaman" — psikoloji var, dengeli bir psikoloji var. Biz psikoloji deyince sağlıksız psikolojimizi düşünüyoruz, sanki psikoloji bütünüyle kötüymüş gibi. Hayır, aslında kötü değil; ama dengeli tutulması gereken bir yapı, her zaman onu denge halinde tutmalıyız. Bu bize verilmiş bir sorumluluktur. Bunu yapabildiğimizde hayat akıp giden bir süreçtir. Hayata arzunuzun ve korkunuzun üzerinden bakmadığınızda hayat gayet doğal akan bir şeydir, hiçbir problem yoktur; ama bu, doğal bilincinizle baktığınızda böyledir. O zaman çocukluğumuzdan beri içimize kaçmış olan o egoları bulup onların üzerinde çalışmak zorundayız. Kendi üzerimizde çalışmaktan kastettiğimiz şey budur.

Peygamberin ilk aldığı vahiylerden biri "kendini temizle" der — nefsini temizle yani, ya da nefsine karşı dikkatli ol demektir. Çocukluğundan itibaren bir kısım kurgusal benliklerle hemhal olmuşsundur; peki bunlarla yaşamaya devam etmeyi mi düşünüyorsun? Temel soru budur. Hepimizin ego sayıklamaları var — çocukluğumuzdan itibaren aldığımız, egomuzun kendi içinde ortaya çıkan, sosyal öğrenmeyle hatta dini yanlış öğrenmeyle aldığımız birçok ego sayıklaması vardır. Önce fark edip, sonra "ben bu egoyla yaşamak istiyor muyum, istemiyor muyum" sorusuna cevap vermek durumundayız.

Eğer bu egolarla yaşamak istiyorsak şunu bilmeliyiz: dinin sana vereceği herhangi bir şey yoktur, çünkü din bununla çelişen bir şeydir. Egon der ki "haksızlığa uğramamalıyım, üstelik biraz da ibadet edeyim, Allah'a sığınayım, Allah da beni korusun, kimse de bana haksızlık yapamasın." Bakın ne yaptınız — dini egonuzun kurgusuna kurban ettiniz. Hiçbir peygamberde "ben Allah'ın peygamberiyim, kimse bana yan bakamaz, kimse bana zarar veremez" görmediniz; öldürülen peygamberler var. Peki onların niye kurgusu yok? Din onlara kurgu yapmayı öğretmiyor, nefislerini temizlemiş, hiçbir kurguları yok. Dikkat edin, biz dini de bir kurgu yapabiliyoruz — "bak Allah kafirlere ne kadar büyük nimetler veriyor, açmış kapıları onlara, bize böyle davranıyor" diyoruz; bir kurgunuz üzerinden Allah'a bakıyorsunuz.

Kurgularımızı bırakmadığımız sürece din de Allah da kurgumuzun Allah'ı ve dini olur; başka çaremiz de yoktur böyle bir durumda. Bu bir süreçtir. Çocuk "beni seviyorsan bana oyuncak alırsın" der — bu onun kurgusudur. "Ben senden bir şey istiyorum, seviyorsan isteğimi yerine getireceksin" — Allah'tan da böyle bir şey isteriz. "Allah'ın hazinesi mi yetmiyor ki vermiyor, niye vermiyor" deriz, hep oraya takarız — bilmiyoruz ki bir kurgu üzerinden Allah'la konuşuyoruz. Halbuki o kurguyu bir kenara bırakıp "Allah bana niye vermiyor acaba, bu ilginç bir şey, bunu analiz edeyim, anlamaya çalışayım; vermesi mi anlam ifade eder, vermemesi mi anlam ifade eder" diye sorabilirsiniz. Allah'ın bir insana bu dünyada bir şeyler vermesi çok mu anlamlı bir şey, egomuzun kurduğu kadar?

Kur'an der ki "Allah kime hikmet vermişse ona çok büyük bir şey vermiştir." Ama hiç hikmet talep edeniniz oldu mu, ne kadar talep ettik hikmeti? Egolar hep "Allah bana bir şey versin" arzu eder; halbuki sana hikmet verilmişse hayatta hiçbir şeyi dert etmezsin — Hz. Yusuf'a hikmet verilmiş, o yüzden o hikmetin nazarıyla baktığı için herhangi bir negatif yaklaşımı söz konusu değil. İçimize kaçmış olan egoların kurgularıyla yaşarsak hayat gerçekten zor bir şeydir; o kurguları kenara atarsak doğal bir şeydir. Kendinize şunu sorabilirsiniz: böyle bir egom, egomun böyle düşünceleri ve duyguları olmasaydı nasıl olurdum? Bu soruyu kendinize sorduğunuzda içinizde bir ayrışma hali oluşabilir.

Nefsi Arındırmak: Kurban ve Hac

Kutsal metinler "nefsinizi arındırın" derken, "şu şu günahları işleme, o zaman takva sahibisin" gibi bir sınırlılık kastetmez. Hazreti Yusuf'u düşünün: namazında niyazında, hacca da gitmiş, onu da bunu da yapmış, sonra yaşadığı hayatı da yaşamış. Kendimizi Hazreti Yusuf'un yerine koyup "böyle Müslümanlık olur mu, Allah'ın dediği kural bana bela veriyor" diye başlasaydık, insanlardan, kardeşlerimizden, bu dünya hayatının haksızlığından, insanların insanlıktan çıkmış olduğundan kırk türlü şikayet üretirdik. Namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz, hacca gidiyoruz ama ego kurgularımızı bırakmamışız; hacca giderken de ego kurgularınla gidiyorsun, haccı ifade ederken de ego kurgularınla ifade ediyorsun.

Halbuki hacda kurban ritüeli var. Kurban ne demek? Bütün kurgularını bırak, bütün kurgularını kurban et; hayata hiçbir kurgunun penceresinden yaklaşma. Muhyiddin Arabi'ye atfedilen bir metinde, hacca gidip gelmiş biriyle konuşurken der ki: "kurban kestin mi?" — "kestim." "Peki nefsini kurban ettin mi?" — "etmedim." "O zaman kurban kesmemişsin" der. Bütün o ritüellerin bir anlamı var; hacca, umreye gittin ama bütün ego kurguların duruyor — o zaman tam gitmemişsin demektir, hiç gitmemişsin demeyeceğim ama tam gitmemişsin. Hac çok yüksek bir ibadettir, o yüzden gücü yetenin gideceği bir yerdir — ama gücü yeten dolar veya eurosu olan, kuradan çıkan insan anlamında değil. Gerçekten bütün ego kurgularını kurban edebilir misin, buna gücün yetiyor mu?