Dünya Hayatı Sizi Aldatmasın
Kısa Özet
Sohbette Fatır Suresi’nin 5. ayeti (“Allah’ın vaadi gerçektir, dünya hayatı sizi aldatmasın, hilekâr şeytan da sizi Allah ile aldatmasın”) üzerinden üç kavram inceleniyor: Allah’ın vaadi (insanın Allah’a aidiyeti ve O’na yakınlığı), dünya hayatı (sahte benlikler üzerinden yaşanan hayat) ve “Allah ile aldatılmak” (yanlış bir Allah algısına kapılmak). Hz. Yunus’un kavmine kızması “balığın karnına girmek” olarak yorumlanıyor: Balık, insanın kendini indirgediği sahte benliği simgeliyor. Hz. Hüseyin örneğiyle, zalimlerin kazandığı hissi veren durumların da aslında “Allah ile aldatılmak” olduğu, çünkü Allah’ın vaadinin bedeni veya ilişkileri değil, insanın özünü koruma vaadi olduğu vurgulanıyor. Sohbet, gerçek varlığın her zaman Allah’la beraber olduğu ve hiçbir şeyin bu beraberliği bozamayacağı fikriyle kapanıyor.
Öne Çıkan Vurgular
- “Dünya hayatı sizi aldatmasın” demek, dış dünyanın sizi aldatmasın demek değildir; sizi aldatan, hayatı ve varlığı ilişkiler ve olaylar üzerinden tanımlayan benliğinizdir. - Allah’ın vaadi bedeni veya ilişkileri korumak değil, insanın özünü korumaktır; bu ayrımı yapmayan kişi “Allah ile aldatılır” — “Allah beni yalnız bıraktı” gibi yanlış bir algıya kapılır. - Hz. Yunus’un kavmine kızması, “kaç kişiyi inandırdım” hesabına giren bir sahte benliğin işaretidir; Allah ondan performans hesabı sormamıştır.
Fatır Suresi 5. Ayet: Allah’ın Vaadi ve Dünya Hayatı
Evet, hoş geldiniz arkadaşlar. Bugünkü sohbeti bir ayetin meali üzerinden yapacağız. Kur’an’da bir surede, Fatır Suresi’nin 5. ayeti, “ey insanlar” diye başlıyor: “Ey insanlar, şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o çok hilekâr olan şeytan da sizi Allah ile aldatmasın.” Bu Allah ile aldatmak kavramı günümüzde çok popüler hale gelmiş bazı kişiler vesilesiyle. Ama hep dikkat dışarıya odaklı, “birileri hep bizi Allah ile aldatıyor” diye biz alıyoruz. Halbuki ayet aslında insanın kendisine öncelikle bakıyor. Tabii ki başkaları da bizi Allah ile aldatabilir ama asıl olan şey bizim kendimize dönük iç farkındalığı ve muhasebeyi yapabiliyor olmamız.
Şimdi “Allah’ın vaadi gerçektir” diyor -bu vaat nedir, birincisi bu. İkincisi, “dünya hayatı sizi aldatmasın” -dünya hayatı nedir? Üçüncüsü de Allah ile insan nasıl aldanır?
Allah’ın vaadi önemli bir kavram. Çok özetle ifade edersek, aslında Allah’ın vaadi insanın ne olduğuna dair bir farkındalıkla kendini ve hayatı doğru tanımlamasıdır. Allah seninle ilgili sana ne diyor, sen kimsin? Allah bir halife oluşturmak istiyor ve insanın yaratılışına deyim yerindeyse başlıyor. Fakat en önemli nokta Allah’ın insana üflediği ruh kavramıdır, çünkü her şey ondan sonra tanımlanıyor.
Şah Damarından Daha Yakın Olmak
İşte meleklerin Adem’e secde etmesi, insanın yaratılmış bir varlık olmasına rağmen özel bir niteliğe sahip olduğunu ve aynı zamanda insanın Allah’a olan aidiyetini gösterir. “Eğer kullarım beni soracak olurlarsa de ki ben onlara şah damarından daha yakınım” -aslında bu da Allah’ın bir vaadidir, Allah’ın insana verdiği çok önemli bir mesajdır. Sen şah damarından daha yakın bir Allah’la her zaman yaşıyorsun.
Aslında sırf bu ayet bile insanın yalnızlık kavramını, terk edilmişlik kavramını veya ailesiyle yaşadığı herhangi bir problem nedeniyle kendisini sevilmeyen, anlaşılmayan, takdir edilmeyen biri gibi hissetme kavramını otomatik olarak boşa düşürür. Ben ne kadar bunu hakiki anlamda idrak etmesem de, “İsmail çok yalnızsın, seni hiç kimse anlamıyor, yapayalnızsın” gibi düşünceler devreye girdiğinde aslında Allah’ın bu sözünü hatırlamak durumundayım. Çünkü asla yalnız değilim, asla yalnız da olamam. Varoluşçuların söylediği gibi yeryüzüne fırlatılıp atılmış bir varlık değilim; şah damarından daha yakın olan bir yaratıcı ile sonsuz kudretle her an beraberim.
Dünya ve Dünya Hayatı Kavramları Arasındaki Fark
İkinci noktaya odaklanmak istiyorum: “Dünya hayatı sizi aldatmasın.” Kur’an’da bir “dünya” kavramı var, bir de “dünya hayatı” kavramı var. Bunlar iki farklı anlamda kullanılır. Bir tanesi, “bize dünyada da iyilik ver ahirette de iyilik ver” tarzında bir anlamda yaratılış alemlerinin bu düzeyini, daha maddi olan düzlemini, sebeplerin ve kanunların hakim olduğu bir alemi ifade etmesi manasında kullanılır. Burada birçok ilahi kanun var, işleyiş kanunlar çerçevesinde oluyor. Bir meyve direkt olarak ortaya çıkmıyor, bir ağaca ihtiyaç var, bir ağaç için bir çekirdeğe ihtiyaç var. Bir çocuk için anne babaya ihtiyaç var, bedenin biyolojik canlılığını devam ettirmesi için suya ihtiyaç var. Dolayısıyla bu düzlem birçok kanunun işlediği bir alem. Mesela ahiret neredeyse kanunların olmadığı bir alem. Hani meyveyi yemek için ağaç dikmen gerekmiyor, arzun söz konusu olduğu an o meyve ortaya çıkıyor.
Suyun İstisnası: Kanunlar Mutlak Değildir
Bunu şuradan da ifade edebiliriz: Fizikte, sıvılar katılaştığı zaman hacimleri azalır, ama su hariç -su katılaştığı zaman hacmi artar. Bu bize şunu da tefekkür ettirir: Hiçbir kanun mutlak değildir. Kanunlar genel olarak Allah’ın koyduğu yasalardır ama Yaratıcı o yasalara mahkûm olmadığı gibi bize bazen o kanunların istisnaları olduğunu da gösterir. Örneğin suyun donduğu zaman hacminin artması sayesinde denizlerde hayat daha uygun bir şekilde ortaya çıkar. Bu bize aslında neyi hatırlatıyor? Yaratılış düzleminin bu düzeyindeki kanunlar Allah’ın koyduğu kanunlardır, haşa Allah’ın aşamadığı bir kanun anlamında değildir. Sen bu düzlemde yaşadığın için bu kanunlara tabisin ama bu kanunlar Allah’tan bağımsız değildir. Allah dilediğinde bunları değiştirir, veya su örneğinde olduğu gibi bir kanuna bir şeyi istisna kılar.
Dünya Hayatı: Sahte Benlikler Üzerinden Yaşanan Hayat
Bir de aslında insanın kendi iç aleminde, o spiritüel varlığının altına düştüğünde kendini özdeşleştirdiği bir kendilik hikayesi var. İnsan gerçek kendini unuttuğunda kendini başka bir şey zanneder. Aslında benim kanaatim, dünya hayatı, bu düşük düzeydeki düşünce duygu ve davranış alışkanlıklarının kalıbıyla tanımladığımız ve yaşadığımız hayattır. Daha özet bir ifade kullanırsak dünya hayatı sahte benlikler üzerinden yaşanan hayattır. Sahte benlikten kastettiğimiz nedir? Gerçek kendinin dışında kendini tanımladığın, “ben” dediğin bütün benlikler sahtedir. Bakın duygulara sahtedir demiyorum, düşüncelere de sahtedir demiyorum, eylem kalıplarımıza da sahtedir demiyorum. Bunu ayırt etmek gerekiyor.
Küçümsenme Duygusu Örneği
Mesela bir duygu -diyelim ki biri beni yok saydı, bende de küçümsenme duygusu oluştu. Buraya kadar bir problem var mı? Yok. Ama “ben küçümsendim” dediğimde, “bundan sonra beni hiç kimse küçümseyemez” dediğimde, “bir daha beni hiç kimse küçümsememesi için şöyle yapacağım” dediğimde, sen sahte bir benlik üzerinden hareket ediyorsun. İşte birisi “sen de kimsin” dediğinde, “sana bir gün ne olduğumu ispat edeceğim” dediğinde sahte bir benlikle hareket ediyorsun. O yüzden düşünceler, duygular ve eylem alışkanlıkları temelde problem değildir. Bizim düşünce, duygu ve eylem dünyamızda bir şeyler olabilir -mesela bir insan beni sürekli küçümseyebilir, ben de derim ki “küçümsenme duygusu böyle bir şeymiş, biri küçümsedi, bunun ne olduğunu o sayede anlıyorum.” Ama kendimi o duyguyla tanımlamıyorum, “beni küçümsedi” diye tanımlamıyorum. “Ben küçümsendim” diye tanımladığım an dünya hayatına iniyorum, dünyevileşiyorum, dünya hayatının içinden bakıyorum ve belki bir ömür boyu o küçümsenme duygusunu aşmak için, bir daha küçümsenmemek için kendimi ispat etmeye çalışıyorum. Gidip profesör oluyorum, üç dil biliyorum. Ben ne hayatı yaşadım bu durumda? Dünya hayatı yaşadım, dünya hayatının içinde kayboldum demektir.
Hepimizin içinde bulunduğu hayat büyük oranda dünya hayatıdır. Ben bu hayatı hangi benlikle yaşıyorum aslında? Mesela diyorum ki “insan çocuğu için yaşar” -herhangi bir kutsal metinde böyle bir ifade yok ama sen kurmuşsun bunu, çünkü bir benliğin farkında olmadan şu noktaya evrilmiş: “Bir hedefim olmalı, ya işte kocadan veya kadından bir şey bulamadık, bir şansımız olmadı, bu sefer işi çocuğa sarıyorum, çocuğum için yaşıyorum.” Aslında ben ne hayatı yaşıyorum? Dünya hayatı yaşıyorum. Çünkü o benlik bir şeye tutunarak yaşayabileceğine inanıyor: Kadına tutunamadın, erkeğe tutunamadın, o zaman çocuğa tutun; çocuğa tutunamadın, işine tutun.
Var Olma Mücadelesi: Sahte Benliğin Nihai Arzusu
İnsan sevilmek istiyor, takdir görmek istiyor, anlaşılmak istiyor -bütün bu benlikler nedir aslında? Sahte benliklerdir. Hepsini topladığınızda vardıkları nihai nokta nedir? Aslında var olmak istiyoruz. Var olamayınca da yok olmak istiyoruz -yok olmak, intihar etmek anlamına geliyor. Çünkü hayatı “var olabilecek miyim, olamayacak mıyım” üzerinden kuruyorsun. Kim kuruyor bunu? İçindeki sahte benlik kuruyor. Bunu düşünmeyen kim? Hayvanlar düşünmüyor. Neden? Çünkü sahte benlik üretecekleri bir mekanizmaları yok. Senin sahte benlik üretebilme potansiyelin var; bu onlardan aşağı olduğunu göstermiyor, yaratılış hiyerarşisinde kıymetlisin ama sana verilen bilinç imkanını doğru kullanmadığında bir hayvandan daha şaşkın bir hale gelebiliyorsun.
Var olmadığını bir taraftan düşünüyorsun ama bir şey var ki anksiyete duyuyor. Hani şunu ayırt etmemiz gerekiyor: Var mıyım yok muyum aslında? Çok basit bir soru. Ama bunu diyebilecek yeryüzünde normal zekası olan bir kimse yoktur. Neden? Çünkü bir şey var -“ben yokum” diyen de bir şey orada. Demek ki bir şey var, mesele ne var olduğu. Hani “varlık mücadelesi yapıyorum” diyen bir insana şunu soramaz mıyız: Sen yok musun ki varlık mücadelesi yapıyorsun? Yoksan zaten bu mücadeleyi yapacak biri olmazdı. O yüzden aslında hayat bir var olma olamama mücadelesi değil, varlığının farkındalığıyla yaşama durumudur. Bugün modern psikolojiyi, psikiyatriyi hepsini alın, aslında bütün hikaye o sahte benlikler üzerinden hayata tutunmaya çalışma üzerine kuruludur.
Örneğin, birilerini anlayarak, birilerinin acılarına dokunarak yaşamak da bir tutunma biçimidir -bu çok masumanedir, küçümseyeceğimiz bir şey değil. Ama problem nerede? Sen kendini onun üzerinden tanımlıyorsun -“şu hayatta birilerinin hayatına dokunabilirsem, şifa olabilirsem” -o benlik, olabilecek en makul en masum tutunma biçimiyle var olmaya çalışıyor. Bu bile sahtedir. Problem, bir insanın kendini böyle bir fonksiyon üzerinden var etmeye çalışmasıdır. Çünkü sen zaten var olan birisin. Var olmaya çalışmanda bir problem var.
Şeffaf Duvar Metaforu
Bu şuna benziyor: Şeffaf bir duvar düşünün, ama var, gerçek bir duvar. Biri o şeffaf duvarın aslında çok sağlam ve gerçek bir duvar olduğunu unutuyor ve o şeffaf duvarın üzerine çeşitli desenlerde duvar resmi çiziyor. “Bir taraf açık kaldı, burası delik kaldı” diyor, o duvarı tamamlamaya çalışıyor. Tamamladığını düşündüğünde “hah, bak şimdi bir duvarım oldu” diyor. Halbuki senin zaten gerçek bir duvarın var. Senin o gerçek duvarın üzerine inşa ettiğin resim, boya aslında dökülecek bir şey. Asıl o hakiki ve şeffaf duvar, gerçek duvar. Ve sen onun farkında olmadığın için bunalım yaşıyorsun: “Bir dostum bile yok, anneme küstüm, hayatımda hiçbir sevenim olmadı.” Bir sevenin olsa duvar büyük oranda tamamlanacak. İşte bu dünya hayatıdır -hayatın boyunca hep şunu düşünürsün: Bu duvarı tamamlayabildim mi, istediğim şeyleri yapabildim mi? Bana ne engel oldu, içimde hangi ukdeler var? Hayatında eksik olan ne? Anandan babandan başlıyorsun, hikaye zaten hep oradan başlatılıyor.
İki Çocuk Örneği: Mizaca Göre Farklı Hikayeler
Niçin gerçek varlığını unutuyorsun? Çünkü daha çocukluktan itibaren sahte benliklerimiz bir iki yaşlarından itibaren işlemeye başlıyor. Bunun rengi mizacına göre değişiyor. Mesela gördüğüm güzel bir örnektir: İki çocuk düşünün, dört beş yaşlarında, ikisi de ayrı ayrı evlerde uyuyorlar, anne babaları bir yere gitmiş, çocuklar uyumuş; gelecekler. Çocuk uyanıyor, bir tanesi kalkıp etrafa bakıyor, çağırıyor anne baba, ses yok. Mizacı sekizse diyor ki “insanlardan hayır yok, hep ben güçlü olmalıyım ve asla korkmamalıyım.” Böyle bir hikayenin üzerinden hayat devam ediyor. Eğer mizacı ikiyse, yine uyandın, etrafta kimse yok, ağlarsın, kendini yapayalnız, eksik, korunmasız hissedersin. Bu sefer sürekli bir taraftan güçlü gibi görünmeye çalışırsın ama bir taraftan seni koruyacak, sevecek, yalnızlığını unutturacak birini ararsın. Başka mizaçlarda başka hikayeler üretir. Üretilen hikayelerin niteliği aynı sahtelik üzerine kurulu, fakat rengi değişik.
Hz. Yunus: Balığın İçindeki Sahte Benlik
Dolayısıyla insan neyin üzerinden hayatı yaşadığını algılamak zorundadır. Bunu algılamadığımız, gözlemlemediğimiz müddetçe dünya hayatından kurtulamayız. Hep verdiğim örnekler bununla ilgilidir. Hazreti Yusuf hapishanede ölebilirdi, bu onun için bir varlık-yokluk mücadelesi değildi. Bir peygamber öldürülmüştür, bu onun için bir problem değildir. Bakın, Hazreti Yunus’a Allah’ın hatırlattığı nedir? Bir kavmi tebliğle inandırmak, tırnak içinde başarılı olmak, olmamak mı? Yoksa insanlar sana inanmadığında sorduğu soru nedir aslında Allah’ın? Sen niye kızdın? Bütün mesele bu. Allah şunu sormuyor: “20-25 yıldır tebliğ ediyorsun, kaç kişiyi peşine taktın, kaç kişi inandı?” Geçen bir sataniste baktım, “beni 120 kişi takip ediyor” diyor, zavallı takipçisiyle meşgul. Neden? Çünkü dünya hayatında.
Şimdi Hazreti Yunus’a Allah neyi gösteriyor aslında? İçindeki o kızgınlık niye çıktı? Kendini o an aciz mi hissetti, “kıymetim bilinmiyor” diye mi hissetti, bilmiyoruz, ama şunu görüyoruz: Kavmine kızdı. Kavmine kızdıysan bu anlamda sahte bir benliğin var demektir, bu anlamda kavmine kızıp terk ettin. Hangi sahte benlik varsa orada Allah Hazreti Yunus’a onu görmeyi teklif etti. Aslında bütün hikaye ne? İşte balığın karnına girmek ne? Sen o balığın karnında, deyim yerindeyse hayatı görüyorsun; orada konu balık değil, orada konu sahte benlik. Sen o sahte benlikle hayatı okuyorsun. Oradaki balık senin sahte benliğindir.
O yüzden hem sufi rüya sembollerinde hem kadim sembolizmde balık, kendini bireye indirgemiş, kendini doğan ve ölen bir varlığa, onun duygularına, arzularına ve korkularına indirgemiş olmayı sembolize eder. Hatta Kur’an diyor ki, eğer o duayı etmeseydi ve fark etmeseydi, kıyamete kadar onun içinde kalacaktı. Peki kıyamete kadar yaşayan bir balık mı var aslında? O sembolizmi anlatıyor Allah. Sen sahte bir benlik üzerinden hayatı algıladığında hayat onun içinden sana görünür, senin adına o yaşar. Eğer Yunus o balıktan çıkamasa, balığın hayatına mahkum olacak. Ama balığın içinden çıktığı zaman balıkla kavga etmiyor, çatışmıyor -“başıma ne geldi de bu hale geldim” bunlarla ilgili bir hikayesi yok. Sen o balıktan çıkacaksın, o balığın tuzağından, o balığın mentalitesinden çıkacaksın, bu kadar. O zaman sahili selamete çıkmış olursun. Bir insan seni aşağıladı mı, olabilir, bu onun problemi eğer sen aşağılanıp bir şey yapmadıysan. “Seni yok sayıyorlar” -eğer sen yoksan zaten yoksun, o zaman varsan problem nerede? Var sayılmak isteyen bir benliğin problemi. Peki o sen misin?
Allah ile Aldatılmak
Ya işte “çocukluğumda görülmedim” o hikayeye kapılırsan ve kendini öyle biri zannedersen, ayetin başına da dönelim, Allah’ın vaadini de unutuyorsun. Allah sana diyor ki sen bana aitsin, senin varlığın benim varlığımla ayakta. Senin varlığının referansı benim. Seni ben her an görenim, her an seni hakiki manada koruyup kollayanım. Ama neyi koruyup kolluyorum? İlla bedenini koruyup kollamıyoruz, diyor Allah, çünkü o sen değilsin. Diyelim ki birine araba verdiniz ve dediniz ki seni her kazadan sağ çıkaracağım -korunmuş oluyor mu? Oluyor, ama her kazada araba pert olabilir değil mi? Benim özüme hangi musibet isabet edebilir? Hiçbir musibet, ölüm bile benim özüme isabet edemez, o özümün bir deneyimine dönüşür.
O çok hilekâr olan şeytan sizi Allah ile aldatmasın. Mesela biz bazen “Allah’a da küstüm” diyoruz, “beni korumadı” diyoruz, “beş para etmez insanlara her istediğini veriyor, ben o kadar ibadet ediyorum bana vermiyor” diyoruz. Bu nedir? Bu yanlış bir Allah algısıyla aldatılmaktır. Mesela diyor ki -bak Allah seni yalnız bıraktı, herkes evlenmiş, çoluk çocuğu var, bak Allah seni yalnız bıraktı. Bu Allah algısının temeline zıt bir şey. Allah bana demez mi bunu? Ama ben onu duymuyorum, çünkü o sahte benlik onu duyamaz. Allah sana her an “ben varım” diyor ama sen bir insana takılmışsın, “Allah beni yalnız bıraktı” diyorsun. İşte Allah ile aldatmak da budur.
Hz. Hüseyin Örneği: Zalimler Kazanıyor mu?
Mesela “bak sen Allah’ı seviyorsun, senin haline bak, şu ateiste bak, adam Kur’an-ı Kerim yakıyor, sen her gün başının üzerinde tutuyorsun, adamların 50 bin dolar geliri var, sen nasıl yaşıyorsun.” Bu çok makul gibi görünen bir şey değil mi? Halbuki sen kendi aklınca “Allah bunları yerin dibine batırmalı, niye batırmıyor” diye düşünüyorsun, çünkü sahte bir benlikle bakıyorsun.
Allah acaba niye Hazreti Hüseyin’i ve yetmiş küsür insanı öldürmeye kastedenleri yerin dibine batırmadı da Hazreti Hüseyin ve yanındakilerin ölmesine müsaade etti? Bak Allah ile Hazreti Hüseyin aldatılamadı, şeytan Hazreti Hüseyin’i aldatamadı. Hazreti Hüseyin’in aklından böyle bir şey geçti mi? Geçmedi. Bizim biraz geçiyor değil mi? Hazreti Hüseyin yerine kendinizi koyun: Peygamber torununsunuz, ömrünüz boyunca Allah duyarlılığı içinde yaşamışsınız, zulme karşı mücadele etmişsiniz, ama tırnak içinde zalimler kazanıyor. İçinizden bir şey geçer değil mi? İşte o içinizden geçen şey Allah ile aldatılmaktır çoğunlukla: “Allah bize niye yardım etmiyor, niye onlara yardım ediyor” -bu sahte bir Allah algısıyla aldatılmaktır.
Allah’ın Vaadi: Özü Korumak, Bedeni Değil
En başta “Allah’ın vaadi haktır” dedi. Allah’ın vaadini iyi bilirseniz sahte bir Allah algısıyla aldatılmazsınız. Ben bunu çok düşünmüşümdür, kendimi Hazreti Hüseyin’in yerine, Hazreti Zeyneb’in yerine, orada okla öldürülmüş çocukların yerine koyarak bakmışımdır. Nereden bakarsan bu durumu doğru okursun, nereden bakarsan aldanır ve aldatılırsın -o yüzden ayetin başı ile sonu arasındaki ilişkiyi de anlamam gerekir. Allah’ın vaadi haktır. Mesela bizim çocukça Allah algımızda şey vardır -“namaz kılarsan Allah seni korur.” Korur da neyi korur? Allah beni korur, ama ben neyim, önce onu anlamam lazım. Eğer bedensen, bak Allah korumadı -bir yaşındaki o çocuğun ne günahı vardı, niye onu korumadı?
Peki Allah’ın vaadi nedir? Allah’ın vaadi, senin özünü kendisine ait görmesi ve seni koruyacağını vaat etmesidir. Allah her durumda senin özünü korur, özünün bilincinde olduğun zaman da gerçekten seni korumuş olur. Ama sen kendini bir beden, bir ilişkiler yumağı olarak algılarsan, Allah senin ilişkilerini korumayı vaat etmiyor. “Niye Allah benim çocuğumu korumadı” dersen sahte bir benlikle yanlış bir Allah algısı üzerinden aldatılmış olursun. Ve dikkat edin hepimiz buna uğruyoruz. Allah ile aldatılmak modern bir şey değil, kadim bir şey.
Habil-Kabil: Öz Bilinç ile Sahte Benlik
*Soru:* Hocam, Kur’an’da Habil-Kabil olayında, “sen beni öldürmeye kalksan da ben sana herhangi bir müdahalede bulunmayacağım” diyor.
*Cevap:* Evet, işte burada o özün farkındalığı -Habil özünün farkında. Habil ve Kabil, özünün bilincinde olan insanla özünü unutan ve sahte benliklerine takılıp kalan insanın hikayesini anlatan bir şeydir. O evrensel bir şeydir. Biz aslında içimizde Adem’in iki oğlu olma imkanı barındırıyoruz. Ya Habil olacağız ya Kabil olacağız. “Ben şu kadar kazanıyorum, bu kadar emek harcadığım halde şu oluyor, kimse beni sevmiyor” diye soranlara “bundan sana ne” diyorum içimden önce, sonra bunu anlatmaya çalışıyorum -burada rahatsızlık nereden kaynaklanıyor buna bakacaksın. “Ben çok iyi biriyim ama insanlar beni sevmiyor” -sorun ne? İyi olmayı mı kayıp görüyorsun, insanların sevmemesini mi kayıp olarak görüyorsun? İyi olmayı kayıp olarak görüyorsan iyiliği kendine mal ederek bakmışsın, orada ayrı bir sahte benlik. İnsanların sevmemesini kayıp olarak görüyorsan, insanlardan gelecek geri bildirim üzerinden varlığını tanımlıyorsun, o da başka bir sahtelik.
Hz. Yunus’un Öfkesi ve Abone Sayısı Örneği
O yüzden Hazreti Yunus kıssası bu açıdan önemlidir. “Niye kızdın” diyor. Yıllarca tebliğ etmiş, Allah “getir bakalım hesapları, kaç kişi inandı” mı diyor? Yok. Ama ne zaman kızgınlık başladı, “bir dur bakalım” diyor, “sen bir dikkat et, problemi görmeye çalış.” Yoksa bu çok büyük problem. Problem dışarıda değil -insanlar inanmıyorlar veya farklı düşünüyorlar, o ayrı bir şey, o benim bir problemim olmamalı. “Biz bu kadar tonlarca kitap okuyoruz, insanlara aktarıyoruz, sonra insanlar kıymetimizi bilmiyorlar, gidip üç buçuk çapulcuyu dinliyorlar, bizim abonemiz yüz bin, öbürlerinin abonesi on iki milyon.” Sen bundan niye rahatsız oluyorsun acaba? Çünkü sen de egoistsin, sen de ehli dünyasın. İstersen sabah akşam Allah’ı anlat, hiç fark etmez -onaylanmak, beğenilmek, faydalı olmak üzerinden hayatı yaşıyorsun, o zaman ehli dünyasın.
O yüzden “dünya hayatı sizi aldatmasın” demek, “şu gördüğünüz alem sizi aldatmasın” demek değildi. Alem neyle aldatacak ki seni? Ama sen dersen ki “boğaz kenarında yaşamakla bilmem nerede yaşamak arasında büyük fark var” -o zaman dünya hayatı seni aldatmış olur. Boğaz seni aldatmıyor, çocuk eş o bu seni aldatmıyor. Seni aldatan, hayatı, varlığı bunların üzerinden tanımlayan benliğindir. Ona dikkat etmelisin, onun farkında olmalısın ve ondan farkındalık süreci içinde çıkmalısın. Çıktığın zaman özgürleşirsin, nerede olursan ol fark etmez. Mısır’a aziz de olsan fark etmez, haksız bir şekilde hapse atılsan da fark etmez. Asıl olan şey gerçek kendinin ne olduğunu fark etmendir. Bir insanın seni terk etmesi de fark etmez, seni çok sevmesi de senin varlığın noktasında fark etmez.
Huzur Evine Bırakılan Anne Örneği
Atıyorum 5 tane evladın var, seni huzur evine mi attılar? Olabilir, senin bir problemin değildir, bundan dolayı sitem etmezsin. Ama şimdi kendinize sorun, anne baba olanlar, 4-5 çocuğunuz olsa hepsi çok zengin olsa ve sizi bir yerin kapısında bırakıp gitseler -var böyle bazı örnekler, üzücü ama işte o sahte benliklerimiz yüzünden oluyor. Ömür boyu hayata küsebilirsin, artık yaşamayan bir canlı cenazeye dönebilirsin. Neden? Çünkü sen hayata “ben koruyup kollayacağım, fedakarlık yapacağım, onlar için yaşayacağım” diyen bir benlikle yaşamışsın. Ne kadar masumane takdir edilecek gibi gözüken bir benlik değil mi? Ama sahte bir benlik bu. Yaptığın şey doğrudur, doğal olarak o fedakarlığı yapabilirsin, ama onun üzerinden kendini tanımlıyorsan Allah yardımcın olsun.
*Soru:* Hocam, olgulardan yaşamak mesela -bir anne diyor ki “ben saçımı süpürge ettim, o da beni huzur evine verdi.” Ama bu ihtimal var hayatta, bunu kabullense hiç dünyada aramayacak, kendinde de üzüntü olmayabilir.
*Cevap:* Zaten gerçek varlık kendinde ikamet eder. İster huzur evinde ol ister başka bir yerde ol, o bilişte olduğunda senin için hayat bir deneyimdir. Şurada burada yaşamak diye böyle iyice yapıştığın bir şey yoktur, sen Allah’la yaşarsın her durumda. On çocuğun da olsa Allah’la yaşayarak on çocukla birlikte yaşarsın.
“Kiminlesin?” Sorusu: Allah’la
Bazen arkadaşlarım telefon açar, “ne yapıyorsun?” “İyiyim, ofisteyim.” “Kimse var mı, kiminlesin?” Diyorum ki Allah’layım. Bu aslında neyi hatırlatıyorum kendime de muhatabıma da? Hiçbir zaman yalnız olmayız. “Yalnız mısın?” “Yok, yalnız değilim.” “Kim var?” “Allah.” Her zaman onunlasın. Bu tabii ki böyle bir söyleme indirgenmemeli, bir farkındalığa dönüşmeli, çünkü hakikat budur. O yüzden Allah diyor ki Allah’ın vaadi haktır, “ben size şah damarından daha yakınım.” İnsan egosu diyor ki “ama ben hissetmiyorum.” Tabii ki o ego hissetmez, o ego kendiyle beraber. Ama Allah’ın vaadi haktır. Onun bilincinde yol alırsan o vaadinin hak olduğunu idrak edersin. O sana hakikati olduğu gibi gösterir. O zaman her şeyle ilişkin -annenle de babanla da arkadaşınla da- o farkındalıklı olur. Kaynağın ve merkezin Allah’tır.
Senin varlığın hiçbir şeyle ne azaltılabilir ne arttırılabilir. İsterse çocukluğunda sokağa atılmış ol, senin varlığın sokağa atılacak bir şey değildir. O sokak da Allah’ındır, sen Allah’a aitsin. Ama ne zaman ki kendini sokağa atılmış biri olarak görürsün, işte o zaman sahte bir benliğe kapılmış olursun. Sonra da psikologlar sana travma terapisi yapmaya başlarlar, o benliği tedavi etmeye, yumuşatmaya çalışırlar. Halbuki sen o değilsin aslında.
Kapanış: Balığın İçinden Çıkmak
Balığın içinden çıkmaya ihtiyacımız var. Adım adım, yavaş yavaş, acele etmeden ama dikkatle ve gayretle o sahte benliklerin içinden çıkmaya ihtiyacımız var. Kendini hiçbir şeyle tanımlamayan öz ile olmaya ihtiyacımız var ve içinde düştüğümüz balıkların farkına varmamız gerekiyor. Mesela “hiç kimse beni beğenmiyor” -bak bu çok iyi bir balıktır, semiz bir balıktır, iyi beslenmiş bir balıktır. Ve dikkat etmezsen seni bir ömür boyu, hatta kıyamete kadar yutar. Ölürsün, ölüm sonrası hayatında da böyle başını öne eğik, “kimse beni anlamadı” dersin. O yüzden ölümle de kurtulamıyoruz arkadaşlar benliklerden. O yüzden dikkatinizi çekiyorum: Burada kurtulmaya çalışacağız. Orada kurtulamazsak orada kurtulmaya çalışacağız. Ama ölünce tak diye kurtulmuyoruz.
Teşekkür ederim.
Geçen Ayetler
Not (tahmini / editör): - (Fatır Suresi: 5) — “Ey insanlar, Allah’ın vaadi gerçektir; dünya hayatı sizi aldatmasın, o çok hilekâr olan şeytan da sizi Allah ile aldatmasın” - (Bakara Suresi: 186) — “Kullarım beni sana sorarsa, de ki ben (onlara) yakınım” - (Kaf Suresi: 16) — “Biz ona şah damarından daha yakınız” - (Saffat Suresi: 143-144) — Hz. Yunus’un duası etmeseydi kıyamete kadar balığın karnında kalacağı - (Maide Suresi: 28) — Habil’in Kabil’e cevabı