Oruç, İhtiyaç Duyan Taraf ve Tam Olan Taraf
Kısa Özet
İsmail Acarkan, orucun sadece yemek-içmekten uzak durmak olmadığını, insana “sende iki yön var: biri ihtiyaç duyan, biri hiçbir şeye ihtiyacı olmayan tam bir varlık” gerçeğini hatırlatan bir ritüel olduğunu anlatıyor. Ramazan öncesi ve sonrası hangi istek ve arzulara daha esnek bakabildiğimizi sorgulamamız gerektiğini, aksi halde sadece aç kalmış olacağımızı vurguluyor. “Her şeyimi kaybettim” ifadesinin, insanın kendini ilişkileri, evi, malı üzerinden tanımladığının bir göstergesi olduğunu; Hadid Suresi’ndeki “nerede olursanız olun O sizinledir” ayetiyle, gerçek bayramın Allah’la olan bağı hatırlamak olduğunu anlatıyor. Sohbet, “musibet nereye gelir” sorusuyla insanın geçici tarafına (bedene, ilişkilere) gelen kayıpların öz varlığa dokunmadığını, ve Ebu Süfyan’ın Peygambere sunduğu teklifler (evlilik, ticaret ortaklığı, iktidar) üzerinden, aldatıcı olanın dışarıdaki şeyler değil, içerideki “bu olursa mutlu olurum” diyen ses olduğunu göstererek kapanıyor.
Öne Çıkan Vurgular
- Oruç, “senin ihtiyaçlarla bağlantılı tarafın ile ihtiyaçlardan azade olan tarafını ayırma bilincini” kazandırmak içindir; Ramazan öncesi ve sonrasında hangi arzulara daha esnek bakabildiğinizi karşılaştırın — fark yoksa sadece aç kalmışsınızdır. - İçindeki bir boşluğu alışverişle doldurmaya çalışan genç örneği: O boşluk hiçbir şeyle dolmaz, çünkü doldurmaya çalışan da, boşluk hisseden de sahte bir benliktir. - “Her şeyimi kaybettim” demek, kendini ilişkileri ve mülkü üzerinden tanımladığının göstergesidir — İslam’da üç günden fazla yasın önerilmemesinin nedeni budur. - Hadid Suresi’nde “nerede olursanız olun O sizinledir” der — bu sadece bir mekân değil, hangi psikolojik hâlde olursanız olun anlamındadır. - Musibet, senin geçici ve değişken tarafına gelir; “can” (Farsça’da ruh) dediğin öz varlığına hiçbir musibet dokunamaz. - Aldatıcı olan dışarıdaki bir eşya, iktidar veya mülk değildir — dışarıdaki hiçbir şey sizi aldatmaz, içinizdeki “bu olursa mutlu olurum” diyen ses aldatır; Ebu Süfyan’ın Peygambere sunduğu evlilik, ticaret, iktidar teklifleri bunu gösterir.
Oruç Nedir? Zahiri Boyut ve Hatırlatma
Ramazan ayı boyunca görüşmedik, bayramı da yaşadık, yaşamaya çalıştık diyelim. Bu bağlamda bugün bir konuşma yapmayı niyet ettim. Çok sorulan bir sorudur: Niye oruç tutuyoruz, tutmasak olmaz mı, Allah’ın bizim açlığımıza ihtiyacı mı var? İbadetlerin bir görünen boyutu, bir bedene bakan yönü, bir psikolojiye bakan yönü, bir de spiritüel özümüze dair hatırlatıcı bir yönü vardır. Oruç, kişinin meşru anlamda istek ve ihtiyaç duyduğu bazı şeyleri ilahi bir emirle kesintiye uğratmasıdır — bedenin veya psikolojik boyutumuzun istediği şeyleri, Yaradan’ın “şimdi bırakın” dediği için bırakmayı tercih etmek.
Bu, zahiri boyutu. Peki bu bize ne hatırlatıyor? Şu cümleyi temel bir cümle olarak söyleyebiliriz: Oruç, senin istek ve ihtiyaçlarla bağlantılı tarafın ile istek ve ihtiyaçlardan azade olan tarafını ayırma bilincini sağlamak içindir. Sende iki yön var — birinin ihtiyaçları, istekleri var; ama sen bu değilsin. Senin başka bir tarafın daha var, o hiçbir şeye ihtiyaç duymuyor, tam ve eksiksiz. Oruç sana bunu hatırlatır. Bazı rivayetlerde “oruç Allah içindir” denir — oruç sana doğrudan doğruya Allah’a ait olan tarafını, ruhani tarafını hatırlatır ve onun merkezinde olarak bu hayatı yaşamanı ister.
Kendimize şu soruyu sormalıyız: Ramazan ayından önceki durumumuzla, bu ayı bitirdikten sonraki durumumuz arasında hangi isteklerde bir esneklik oldu? Eskiden hangi istek ve arzulara güçlü şekilde tutunurken şimdi onlara daha esnek bakabiliyorum? Bu fark oluşmuşsa o insanın orucu biraz anladığından bahsedebiliriz. Hiçbir fark oluşmamışsa sadece aç kalmışsınızdır — bunun bedene faydası olabilir ama o kadarlık bir fayda.
Oruç size özgürlüğü vaat eder — arzu ve ihtiyaçları olan tarafınızdan özgürleşmeyi. Yeme içme, en zahiri düzeyde bedenin ihtiyacıdır; daha geniş ele alırsanız, insanın kendine mal etmeye çalıştığı, psikolojik olarak kendi içine almaya çalıştığı şeyleri anlatır. “Ah bir otomobilim olsa, keşke şöyle bir evim olsa” dediğiniz her şey aslında kendi varlığınıza katmaya çalıştığınız şeylerdir. “Güzel olmaya ihtiyacım var, genç olmaya ihtiyacım var” — bütün bu ihtiyaç algılarınızı gözden geçirmenizi, onlara tutkuyla, sizi tamamlayacakmış gözüyle yaklaşmamanızı önerir oruç. Dünyada hiçbir şey böyle değildir.
İçindeki Boşluk: Sürekli Doldurmaya Çalışmak
Yirmili yaşlarında bir arkadaş, bunalmış hâlini anlatırken şöyle dedi: “İçimde büyük bir boşluk var, sürekli onu doldurmaya çalışıyorum. Alışveriş yaparken bile, ihtiyacım olmadığı hâlde, o boşluğu doldurmaya çalışıyorum ama bir türlü dolmuyor.” Bu, hepimizin yaşamış olduğu, yaşamakta olduğu bir süreç — kimisi bunu bu kadar netlikle görmüyor. İçinizde “şöyle olsan tam olur, şunu da gerçekleştirirsen tamamladın demektir” diyen bir ses vardır.
Orucun cinsel birlikteliği de yasaklaması, bunun daha geniş plandaki anlamına işaret eder: İlişkiler de sizin temel ihtiyacınız değildir. İnsan ilişki kurabilen bir varlıktır — sosyal ilişkiler, çocuğunuzla, arkadaşınızla olan ilişkiniz. Oruç bunların zorunlu ihtiyacınız olmadığını söyler; bu, insanlarla iletişimi kesmek anlamına gelmiyor, ama “ben bunlarsız yapamam” demek başka bir şey. Deprem yaşadık — insanların dilinde en çok “her şeyimi kaybettim” var. Bir insan her şeyini kaybetmişse, aslında orada kendini de ayırt edememiş demektir. “Her şeyimi kaybettim” modern bir ifadedir — bak diyoruz, her şeyini kaybetmiş, peki kendini de mi kaybetmiş?
İslam’da üç günden fazla yas önerilmemesinin nedeni: Birincisi, biz bu tür şeyleri “kayıp” olarak görmüyoruz; ikincisi, sen varsın — sen varsan gerçekte kaybettiğin hiçbir şey yoktur, sadece ilişkili olduğun insanlar, evin, işin değişime uğramıştır. Ama kendini bunlarla tanımlamışsan, oruç bize burada ihtiyaç duyduğumuz bir şey. Oruç tutan biri kendine hatırlatır: “Evet, ihtiyaç duyan bir tarafım var ama ben bu değilim; ben sadece Allah’a ihtiyaç duyan ve onunla kopmaz bir bağı olan tam ve eksiksiz bir varlığım.” Bunu bir an hatırlayabildiysen, bedensel olarak aç bile olmasan (hasta olduğun için yemek yiyip su içsen bile) oruç tutmuş olursun. Ama bizim zihnimizde oruç tamamen bedenselleşmiş, mekanikleşmiş bir noktaya girmiş durumda.
Her Şeyimi Kaybettim: İlişkiler Üzerinden Tanımlanmak
Allah “takvaya eresiniz” diye diyor — neyi koruyacaksınız oruçla? Gerçek kendilik bilincinizi koruyacaksınız, gerçek kendinizi hatırlayacaksınız. Bazı insanlar ev değiştirirken bile sarsılır — yirmi yıldır alıştığı bir yerden taşınırken çok sarsılır, çünkü oraya bağlanmış, farkında değil. “Çocuklarım için yaşıyorum, ailem olmasa ben neyim ki” deriz — sen kendini değişen şeyler üzerinden tanımlıyorsun. Hâlbuki kendini değişmeyen, Yaradan’a bağlı, ilahi kaynaklı varlığın üzerinden tanımlamalısın. Bu tanımlamayı unutursan bütün her şeyin bozulur — ilişkilerin de bozulur, çünkü kendini ilişkilerin üzerinden tanımlarsın. “Annem, babam, çocuğum olmadan yaşayamam” diyorsa biri, çok oruç tutmalı — bu, ilişkili olduğun insanlara duyarsız olman değil; kendini ilişkilerle tanımlamamandır. Bunu yapabildiğinde ilişkilerinde daha özgür olursun, bağımlılığın olmaz, muhatabını da kendini de yormazsın.
Allah Nerede Olursanız Olun Sizinledir (Hadid Suresi)
Kur’an’da hangi ayette geçiyor — Hadid suresi olabilir, emin değilim: “Ve hüve meaküm eyne mâ küntüm” — O sizinledir, nerede olursanız olun. İşte oruç insana bu bilinci kazandırmayı amaçlar. Bu bilinci kazandığınızda fıtratınıza dönmüş olursunuz — Ramazan ayının sonundaki bayramın adı da “fıtır bayramı”dır, sizi doğal ve fıtri konumunuza döndürür. Bunu hatırladığında bayram yapmış olursun. Bayram, önce Allah’la yapılır — hiç kimse sizi aramayabilir, ama ayette demiyor mu, nerede olursanız olun O sizinle beraberdir? O’nun yakınlığının farkındalığı yeterli bir bayram olmuyor mu?
Ego düzeyinde zihnimizin mutlu olmak için eksik olduğunu düşündüğü birçok şey vardır: Araban olmalı, eşin olmalı, başarılı olmalısın, daha genç olmalısın — bunlar sizin fıtri tarafınızı görmenizi engeller. Oruç, bunlar olmadan da gerçek kendinizi hatırlayabileceğinizi, o doğal mutluluğu fark edeceğinizi söyler. Egomuz oruç tutmayı bir yük, bir mahrumiyet olarak algıladığı için, sokakta biri yemek yerken rahatsız oluruz. Ben oruç tuttuğumda o kadar huzurlu, o kadar dingin hissediyorum ki, keşke insanlar da bunu fark etse diyorum — konu yemek içmek değil.
Allah bize diyor ki: “Ey insan, dur ve dikkat et. Senin ihtiyacın var dediğin şeyler kısmen ihtiyaç olan şeyler, ama senin özünün hiçbir şeye ihtiyacı yok. Senin tek ihtiyacın benim, ben de her an yanındayım, nerede olursan ol.” Bu sadece bir yer mekân değil — hangi psikolojik benlikte olursanız olun, Allah sizinledir. Bizim burada kastettiğimiz, ihtiyaç duyan tarafı inkâr etmek değil — ama ihtiyaç duyan taraf, bizim asıl merkezimiz değil. Bir yerde mahsur kalıp bedenim açlıktan ölse — bu bedenimin tabiatıdır, arabanızın benzini bitince benzin alırsınız ya da arabadan inersiniz, çünkü siz araba değilsiniz. Beden olmadığınızı da aynı şekilde bilmelisiniz — bedenim aç kalabilir, hasta olabilir, ölebilir ama ben değil.
Can Dediğin Şey: Musibet Nereye Gelir?
Onların başına bir musibet geldiğinde, musibet nereye gelir? Sizin geçici ve değişken tarafınıza gelir. “Kaza olur, aman cana bir şey gelmesin” deriz — ayet aslında şunu söylüyor: Senin başına ne musibet gelirse gelsin, canına bir şey olmaz. Can dediğin şey biyolojik bedenin canlılığı değildir — Farsça’da “can,” ruh anlamındadır, ruhsal özümüzdür. Musibet geldiğinde biz Allah’a aidiz, ona dönüyoruz — ihtiyaçlarının kölesi hâline gelmezsin. “Şu olmadan yapamam” dediğiniz her şey, kendinizi hapsettiğiniz bir hapishanedir — “eşim beni sevse çok mutlu olurum” hikâyesiyle on, yirmi, otuz yıl ömrünüzü heder edebilirsiniz.
Oruç bu özgürleşmedir. Onun için oruç tutamayan insan yoktur — bedeniniz oruç tutamayabilir ama siz tutabilirsiniz. Bu, ilişkili olduğumuz şeyleri bırakmak değil, onlara dair arzuyu esnetmek ve olmasa da olabileceğini idrak etmektir. Çocuğumu, eşimi seviyorum, ama bir sabah kalktım hiçbiri yok — “her şeyimi kaybettim” mi diyeceğim, yoksa “ben Allah’a aidim, dönüşüm onadır” mı diyeceğim? Hangisi insanın özgürlüğüne yakındır?
Modern psikolojinin en temel tuzağı: “İnsan ötekiyle vardır.” Hayır, insan Allah’la vardır. İnsan Allah’ın aynasında kendini tanımalıdır — başkalarının aynasında değil, o ayna dalgalı, tozlu, kirli olabilir. Bir çocuğun “babam beni sevsin, yeter ki” diye kendini babasının aynasında görmeye çalışması, ya da “eşim beni fark etsin, anlasın” demek — bunlar kötü şeyler değil, ama niye kendini bunun üzerinden tanımlıyorsun? Ayette peygambere defalarca hatırlatılır: İnsanlar etrafından dağılacak olursa ne yapacaksın — “vefasız insanlar” mı yazacaksın, yoksa “kendimin farkındayım, kaynağımın farkındayım, bu bana yeter” mi diyeceksin?
Ebu Süfyan’ın Teklifi ve İçteki Aldatan
Peygamberin dünya hayatında hiçbir şey — hiçbir ev, hiçbir araba, hiçbir mülk, hiçbir ticaret onu büyülememiş. Mekkelilerin anlamadığı şey tam olarak buydu — Ebu Süfyan’ın Peygambere önerdiği şey: “Senin için evlenmek istediğin bir kadın mı var, isteriz evlenirsin; ticaretimize mi ortak olmak istiyorsun, ortak edelim; idareye mi girmek istiyorsun, iktidardan pay mı almak istiyorsun, yapalım.” Ama Peygamber bu teklif karşısında onların hâlâ bir şeyi anlamadığını görüyor.
Ebu Süfyan size bu teklifte bulunsaydı siz ne derdiniz? Bugün insanlar neyle aldanıyor — parayla, kadınla, iktidarla değil mi? Peki buna aldanan kim? Bunlara ihtiyacı olduğunu düşünen ve bunlarla var olabileceğine inanan kişi aldanıyor. Aldatıcı olan şey bir eşya, bir iktidar, dıştaki bir şey değildir — dışarıda hiçbir şey sizi aldatmaz, içteki sizi aldatır. Oruç, sizi o içteki aldatandan kurtarmaya hizmet eder. “Bu olursa mutlu olurum, bu olursa var olurum, bu olursa içimdeki boşluğu doldururum” diyen kimse — ona dikkat et, onu fark et, işte aldatıcı odur. O aldatıcıyı bulmalısın ki takvaya eresin, fıtratını hatırlayasın.
Bayram: Allah’la Olan Bağı Hatırlamak
Bir gün bile tam oruç tutsak bizim için büyük bir nimet olur — büyük bir fark yaratır ve bize gerçek fıtratımızı hatırlatır; o zaman bayram yapabiliriz. Bayram, Allah’la olan bağınızı, yakınlığınızı hatırladığınız ve o dışında her şeye “kabulüm” diyebildiğiniz gündür — o gerçekten büyük bir bayramdır, çünkü fıtratımızı hatırladığımız bir bayramdır. Bir şeyden mahrum edildiğinizde, kısıtlandığınızda, oraya dikkat edin: Bu sizi tüm varlığınızla mı sarsıyor, yoksa “yapabileceğim iyi bir şey varsa yaparım, olmazsa da problem değil” diyebiliyor musunuz? Diyebiliyorsanız biraz oruç tutmuşsunuz demektir. Hiçbir şey bizim mutluluğumuzu, huzurumuzu gölgeleme gücüne sahip değildir — biz yanılarak onlara o gücü veriyoruz.
Geçen Ayetler
Not (tahmini / editör): - Hadîd Sûresi (57:4) — “Nerede olursanız olun O sizinledir” (Ve hüve meaküm eyne mâ küntüm) mealindeki ayete atıf (anlatıcı hem sûre hem ayet numarasını “emin değilim” diyerek iki kez, biraz farklı numaralarla anmıştır — bu belirsizlik editöryal notta korunmuştur). - Bakara Sûresi (2:183) — “Oruç size farz kılındı ki takvaya eresiniz (korunasınız)” mealindeki ayete atıf. - Tevbe Sûresi (9:129) — “İnsanlar etrafından dağılırsa, de ki Allah bana yeter” mealindeki ayete atıf. - Not: Ebu Süfyan’ın Peygambere evlilik, ticaret ortaklığı ve iktidardan pay teklif etmesi, siyer (Peygamberin hayatı) kaynaklı tarihi bir anlatımdır, doğrudan bir Kur’an ayeti alıntısı değildir.