İzafi İman, Hakiki Bilgi ve Peygamber Merkezli Anlayış

Kısa Özet

Sohbette Kur'an'ın "iman artar, eksilir" ifadesinin, kişinin iman edilmesi gereken hakikatlere dair bilincinin, farkındalığının ve yakininin artıp eksilmesi olduğu anlatılıyor. Bir amelin ancak içinde bir bilinç taşıdığında gerçek bir amel sayılacağı; malumatın "ilim" hâline gelmesinin ancak yaşanarak, amel edilerek mümkün olduğu vurgulanıyor. Egoyu aşmanın tek yolunun Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) uymak olduğu, çünkü hakikat-i Muhammediye'nin bizatihi o psikolojik benliği aşmış, Allah'ta fani olmuş bilincin adı olduğu anlatılıyor. Sohbetin sonunda, Peygamberi aşırı derecede kutsarken onun hakikatini idrak etmeden sadece lafızda kalmanın tehlikesi ve bir grup içinde yaşanan gösterişçi dindarlık tartışması ele alınıyor.

Öne Çıkan Vurgular

  • İzafi iman artar eksilir; bu, kişinin iman edilmesi gereken hakikatlere dair bilgisine, tecrübesine ve yakinine bağlıdır — mesela bir duanın kabul edildiğini bizzat tecrübe etmek imanı arttırır.
  • Bir amel, ancak içinde bir bilinç taşıdığında gerçek bir ameldir; "kimi oruç tutar ona açlıktan başka bir şey kalmaz, kimi namaz kılar ona yorgunluktan başka bir şey kalmaz" (hadis).
  • Egoyu, psikolojik benliği aşmanın tek yolu Resulullah'a uymaktır — hakikat-i Muhammediye, psikolojik benliği aşmış ve Allah'ta fani olmuş bilincin adıdır; miraç her müminin hakkıdır, namaz müminin miracıdır.
  • Peygambere varis olmak üç düzeydir: kavlini bilmek, amelini (yaptığı gibi yapmak) ve en önemlisi halinde olmak — aynı eylemi (mesela eşini sevmek) ego bilinciyle mi, ruhani öz namına mı yaptığın farkı budur.
  • Malumat (okuyarak bilmek) ile ilim (yaşayarak, amelle bütünleşmiş bilgi) ayrıdır; Bediüzzaman'ın ifadesiyle bilgi, yakılmayan bir odun yığını gibidir — ısı ve ışık vermez, ancak amelle "yanar."

İzafi İman Nasıl Artar, Nasıl Eksilir?

Bir izafi iman vardır, bir de hakiki iman. İzafi iman artıp eksilir; Kur'an bunu söylüyor. Bu nasıl artar, nasıl eksilir? Kişinin iman edilmesi gereken hakikatlere dair bilinci, farkındalığı, yakini artar veya eksilir. Bir insan "Allah'a inanıyorum" der; Allah'ın mekândan zamandan münezzeh olduğunu söyler ama aslında bütün bunları söylerken ne olmadığını söylemiş olur. Allah'ın bana yakınlığı — Kur'an'da okuyorum, "şah damarımdan daha yakındır" diyor — ama o yakınlığı tecrübe ettim mi? Bu, artıp eksilmeye dair bir şeydir.

Bu artıp azalma neye bağlıdır? Bilgiye, yaşanılan tecrübeye bağlı olarak. Çok sıkıntılı bir durumda bir insan dua eder, Allah'ın küçük bir şekilde de olsa cevap verdiğini tecrübe eder — "duamın cevabını Rabbim verdi" der. Bu insanın imanı artmış olur. Bir amel, içinde bir bilinç taşıyorsa bir amel sayılır; yoksa sadece bir formdur. Peygamberin ifadesiyle: kimi oruç tutar, ona açlıktan başka bir şey kalmaz; kimi namaz kılar, ona yorgunluktan başka bir şey kalmaz. Her amelin bir formu, bir şekli var, bir de ruhu var; o ruha ne kadar temas ediyorsa o kadar canlı bir ameldir.

Egoyu Aşmanın Tek Yolu: Resulullah'a Uymak

İman artar da azalır da, Allah'ın nehyettiklerinden kaçına kaçına, emrettiklerini yapa yapa, ona tam olarak bağlana bağlana artar. Egoyu, nefsi aşmanın da tek yolu Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) uymaktır, başka bir yolu yoktur. Biz çabalarımızla, bilinç edinmekle, kitap okumakla hiçbir yere varamayız; bildiklerimizle amel edersek, bu bizi zamanla ilme varis kılabilir. Hepsi lütuftur.

Peygambere varis olmak üç düzeydir: onun kavlini (sözünü) bilmek, amelini (yaptığı gibi yapmak) ve en önemlisi halinde olmak — onun haliyle o amelde bulunmak. Bir insan eşini sever, ama ego bilinciyle mi seviyor, yoksa ruhani öz namına mı? İkisi de aynı fotoğrafı verir — dışarıdan bakan bir insanın sevgisiyle ruhani bir insanın sevgisi görüntü olarak aynıdır — ama hal farklıdır, ve bir fotoğraf makinesi hali çekemez. Bediüzzaman'ın örneği: bir sahabi kadın, kocasına "bize bir emanet bıraksalar ve geri istese ne yaparız" diye sorar, "geri veririz" der kocası; "işte ben de bugün öyle yaptım, çocuğumuz vefat etti, onu emanet edene geri verdim" der. Bu bilinç, "eyvah çocuğum öldü" bilincinden çok farklıdır.

Hakikat-i Muhammediye ve Miraç

Hakikat-i Muhammediye dediğimiz şey, bizatihi o psikolojik benliği aşmış ve tamamen Allah'ta fani olmuş bir bilinçtir. Hz. Peygamber'e inanmak, bu bilincin idrakine varmak demektir. Onun miracı, her mümine ait olan bir haktır — namaz müminin miracıdır; namazın nihayet noktası secdedir, secde insanın Allah'a en yakın olduğu noktadır, çünkü orada kişi kendi hiçliğini, faniliğini, fakrını idrak eder.

Kişi ruhani bir farkındalık içinde değilse Allah'ın neyden razı olduğunu ancak kitabın yorumu üzerinden bilir; ruhani bilince sahipse zaten bilir, çünkü Allah ona "furkan" (ayırt edici bir bilinç) verir. Peygamberin sözü: "günah, senin yaptığında kalbinin hoşnutsuz olduğu şeydir, ya da başkasının duymasını istemediğin şeydir." Ama bu, Kur'an'a ve şeriata sırt çevirmek demek değildir — ruhani bilinç zaten Kur'ansız, Resulullah'sız olmaz.

Diğer kadim gelenekler (Tevrat, İncil, Çin, Hint gelenekleri) bu bilince ulaşabilir mi? Bu metinlerde tam bir bozulma yoktur ama kelime ve cümle bazında tahrif de vardır; Kur'an kendini "Müheymin" (koruyucu, doğrulayıcı) ve "Furkan" (ayırt edici) olarak tanımlar — Kur'an'a hakikaten vakıf olan biri, diğer geleneklerdeki hakikat kırıntısını ayırt edebilir. Peygamber, bir cahiliye şairinin "dünyada gördüğü her şey fanidir" mısraını duyunca "bu hak bir sözdür" demiştir — doğru sözü kim söylerse söylesin doğrudur, ama bu şiirin tamamını onaylamak değildir.

Malumat ile İlim Arasındaki Fark

Bilgiyi, eylemi ve hali birbirinden ayıramayız — bunlar birbirini besleyen, birbirini filizlendiren şeylerdir. Bediüzzaman'ın ifadesiyle bilgi, yakılmayan bir odun yığınına benzer; sen bir taraftan "biliyorum" der, bir taraftan o bilgiye aykırı davranırsan, o sadece malumattır. Gerçek bilgi, aksine davranamayacağın bilgidir. Kur'an'ın "bilenle bilmeyen bir olur mu" dediği bilmek, bir şeyin kendi zatında ne olduğuna dair tam bir yakin elde etmektir — okuyarak, dinleyerek elde edilen malumat değil.

Peygamberin "kişi zina ederken mümin değildir, kişi hırsızlık yaparken mümin değildir" sözü şunu gösterir: kişide o an bir ego damarı ortaya çıkar, o ego damarının ne imanı vardır ne bilgisi. Sürekli bildiğimiz şeylere muhalif davranabiliyoruz, çünkü bilmek malumat düzeyinde kalmış, ilme (amelle bütünleşmiş bilgiye) dönüşmemiştir.

Peygamberi Aşırı Kutsamak mı, Hakkıyla Anlamak mı?

Peygamberi ne kadar kutsasak yeridir, ama şu şartla: kutsadığın şeyin hakikatini idrak et ve ona layık ol. Peygamberi yüceltmek, onun halinden nasiplenmeden, ona bir iştiyak duymadan sadece bir ego tatmini olabilir. Peygamberi gerçek anlamda takdis etmek, onun açtığı miraç yolundan giderek kendi miracımızı gerçekleştirmektir.

Bazı Müslüman toplumlarda (özellikle Türk toplumunda) "sallallahu aleyhi ve sellem" tekrarının aşırı bir taklise (biçimselliğe) dönüşmesi eleştirilebilir bir durumdur — ama en önemli şey haldir; kavil, fiil ve hal üçlüsünden en asıl olanı haldir. Hz. Ayşe'ye peygamberin ahlakı sorulduğunda "o yaşayan Kur'an'dı" cevabını vermiştir.

Sohbette ayrıca, bazı çevrelerde "her şey Allah'tan" gibi ifadelerin hakikat söylemi altında şeriat ile hakikat arasındaki dengeyi bozacak şekilde kullanılabildiği; kimi kişilerin "melami" gibi unvanlar takınıp temel dini sorumlulukları göz ardı ettiği; bunun dikkat edilmesi gereken bir sapma olduğu konuşuluyor. Kur'an, örtünmeden bahsederken "takva elbisesi daha hayırlıdır" der — zahiri bir formun (örtünme) ötesinde onun bir ruhu (kendi özünü koruma bilinci) olduğu, ama bu ruhu idrak etmenin yolunun da önce o zahiri formu (sünnetleri) uygulamaktan geçtiği; taklit ederek başlayıp, yapa yapa idrake ve muhabbete varıldığı vurgulanıyor. Sohbetin sonunda, bir grup içinde yaşanan bir gösterişçilik tartışmasına (bir kişinin dini bir sohbeti "şov" gibi bulması, aşırı süslü kıyafetle dini bir törene katılmanın eleştirilmesi gibi) değiniliyor; ancak bu kısım kayıtta dağınık ve çok sesli geçtiği için tam olarak izlenemiyor.

Geçen Ayetler

Not (tahmini / editör): "Kişi zina ederken mümin değildir, kişi hırsızlık yaparken mümin değildir" hadisine işaret ediliyor. "Bildiklerinizle amel edin, Allah size bilmediklerinizi öğretir" hadisine işaret ediliyor. Kur'an'ın kendini "Müheymin" ve "Furkan" olarak tanımlamasına işaret ediliyor (sure adı belirtilmemiş). "Takva elbisesi daha hayırlıdır" ayetine işaret ediliyor (A'râf sûresi 26. ayet bağlamı, sure adı belirtilmemiş). --- ---