Musibetin Hikmeti ve Din Algısıyla Yüzleşmek (Ders Öncesi)

Kısa Özet

Sohbet, musibetin aslında dışarıdan gelen ekstra bir ceza değil, zaten var olan bir bozukluğun (çürük zemin) açığa çıkarılması olduğunu anlatan bir örnekle başlıyor. Buradan acının ve hoşnutsuzluğun temelinde benlik cehaletinin yattığı, dış olaylardan değil kendi idrakimizdeki yanlış anlayışlardan kaçtığımız fikri işleniyor. Sohbetin ikinci yarısında, dinin patriarkal/sosyolojik bir yapı olarak algılandığı bir (akademik, İngilizce konuşulan) ortamda bulunan birinin yaşadığı zorlanma ele alınıyor; burada kişinin kendini savunma ihtiyacı hissetmesinin, başkalarının algısından etkilenen bir benlikten kaynaklandığı vurgulanıyor.

Öne Çıkan Vurgular

  • Musibet, aslında zaten var olan bir bozukluğun üzerini örtmüşken açığa çıkarılmasıdır; ekstra bir ceza değildir.
  • Acının asıl nedeni dış olaylar değil, bizim kendi idrakimizdeki negatif ve yanlış anlayışlardır — buna "benlik cehaleti" deniyor.
  • Dini yanlış algılayan bir ortamda kendini savunma ihtiyacı hissetmek, başkalarının küçümsemesinden etkilenen bir benliğin işaretidir; asıl mesele kişinin kendi yetersizliğiyle yüzleşmesidir.

Musibetin Hikmeti: Zemindeki Bozukluk ve Kaçınılan Gerçek

...Veya işte, o şeylerden manasızlık ve küllenmişlik hissetmelisin. Hani verdiğimiz örnek üzerinden söylersek: içinde böcekler olan, çürük bir zemin var, işte zararlı, haşerat olan bir zemin üzerine laminat parke yapmışsın. Keyfince de uyuyorsun orada. Sonra diyorsun ki işte yola gireyim; o zaman kaldırırlar o yüzeydeki laminat parkeyi, gösterirler sana ve "git, çalış buradan" derler işte. Halbuki zaten sen aynı durumdaydın. Sadece sana durum gösterildi ve "çalış" denildi yani. Aradaki fark bu. Yoksa ekstra bir musibetin ağırlığına falan tutulmuş olmuyorsun.

Tamam, ama çocuğun çocuğu ödüyor mesela, ama o ayda yine öleceği varmış, yani ölecektir. Kimin çocuğu ölüyor? Bir dakika, kimin çocuğu ölüyor? Sen dersen ki benim çocuğum ölüyor, orada git, onun üzerinde çalış. Senin çocuğun mu, Allah'ın çocuğu mu? İşte orada sen onu göreceksin.

Aslında temelde hepimizde şu yok mu: acıdan ve zorluktan kaçış. Peki bu benlik neye dayanıyor? İşte geleneksel öğretide denir ki ortalama insan olaylardan kaçar, gerçek insan ise kendi bilincindeki, idrakindeki arızalardan kaçar. Bizim arızalarımız benlik arızalarıdır. Biz acıdan kaçtığımız için etraftaki olaylardan kaçıyoruz. Halbuki acıya sebep olan şey bizim kendi idrakimizdeki negatif, yanlış anlayışlar ve algılardır. Acının nedeni benlik cehaletidir.

Toplumsal Cehalet ve Dinin Yanlış Anlaşılması

Peki mesela kişisel olarak kişiyi anlayabilir, bir şeyler yapabilirsin; ama kolektif bir cehaletin oluştuğu yerlerde müthiş bir zorlanma olur. Yani kolektif bir şekilde cehalet var. İnsanlar çok cahil. Mesela ben bugün bir ders anlattım — sosyal etik değil, din dersi. Genel olarak oradaki bakış, dinin tamamen patriarkal bir yapı üreten bir kurum olduğu yönünde; çok sosyalist bir bakışla değerlendiriliyor. Bir de İngilizce olduğu için bazı şeyleri tam ifade edemedim. Oradaki süreç farklı, mesela çok zorlanıyorsun; engelleyemediğin bir şey var. Sürekli şöyle bir şey söylüyorlar: "dinin ruhunu öldürüp bedenini inceliyorsunuz" gibi bir şey.

Sen oradaki din algısının yanlış olduğuna ve dinin onların algısından çok farklı bir noktada olduğuna tam mutmain ve kaniysen, sadece şunu dersin: "Acaba ben bu yanlış algıyı değiştirme konusunda üzerime düşen bir vazife var mı, veyahut bu ortamda böyle bir imkân var mı?" O zaman rahatsız olmazsın zaten. Belki de öyle bir imkân varken bunu yapamıyorumdur diye düşünürsün; ondan dolayı doğan bir şey vardır. Orada dersin ki bende bu konuda bir yetersizlik var, bu yetersizliği gidereyim; işte onun için uğraşmak istemiyorum, dersin.

Ya, şöyle: sonuçta teoloji ya da din benim ilk alanım değil, ama böyle farklı bir şey olduğunu, işlerin farklı döndüğünü de biliyorum. Keşke böyle bir cümle söyleyip onları susturabilseydim; fark etseler ki biz saçmalıyoruz falan. En azından başka bir durum olduğunu, "gidip bakayım ne diyor bu çocuk, internetten araştırayım" gibi bir merak da yok. Daha doğrusu şartlanmış bir kafa yapısı var; artık istediği gibi düşünüyor.

Dinin öyle algılanmasından dolayı kendini tehlikede hissedebiliyorsun. Veyahut diyelim ki sen dindarsın; din geri zekalıların inancı olarak algılanıyor, sen de bundan rahatsız oluyorsun: "Beni de geri zekalı diye görecekler, 'sen de mi inanıyorsun' falan diyecekler" diye rahatsız oluyorsun. Onu incele, bunları gör: orada insanların seni küçümsemesini, uğraştığın işin inancını, anlayışını küçümsemesini istemeyen, onların algılarını analiz etmeksizin önem veren ve o algılardan etkilenen benlikler var işte. İşte işin zor kısmı bu.

Üniversitede Dini Savunma Kaygısı ve Benlik Arızaları

O alanlarda çalışsan o zaman ne olur? Bir problem olmaz. Çoğu insanın karşılaştığı bir durum bu sonuçta. İnançlı bir şekilde bir üniversitede duruyorsan, orada üstten bir baskı gibi bir şey geliyor; bir kere kendini savunmak zorunda hissediyorsun. Bazıları kendini kapatıyor, "ben şey yapmıyorum" falan diyerek.

Ben eskiden böyle durumlar olduğunda hemen haddini bildireyim isterdim. Ama şimdi diyor ki: memnun musun kardeşim? Memnunum. O zaman problem yok; önemli olan onun açık olması. Süreç şu an böyle çünkü; bu adamın sürecini anlayabiliyorsun. Onları değiştirmeye çalışmak değil de, en azından senin konumunu bilmesi önemli. Bir hâli varsa görürsün. Eskiden ille bunu ona inandırmalıyım, bir şey yapmalıyım derdim. Sanki orada bir şey yapmamak veya yapamamak bir acizlikmiş; ve o acizlikten hoşlanmayan bir negatif benlik var burada. Halbuki adam almış başını gidiyor; aradığı ve istediği dünyevi hedefler.

Yani diyorsun ya, Nakşi velisinin dediği gibi: "Bulduğunla mutmayın, sen ne âlâ değilsin; Ali'ül-âlâ." Adam bulduğundan memnun olmasın diyor; dünyada şöyle yapacağım, böyle edeceğim diyor. Tamam diyorsun, öyle bir şey arzu ediyorsan sen bilirsin. Ya, işte biraz böyle uyanan bir duygu oluyor: "haddini bil" falan, "konumunu, yerini bil" gibi. Hani skalada şuradasın falan.

Arkadaşlar, dikkat edin: Allah "haddini bil" demiyor. Bir sürü insan inkâr ediyor veya öyle bir şey söylüyor ama Allah "haddini bil" demiyor; "haddini bilmiyor" diyor. Evet, haddini bilmiyor diyebiliriz ama bu bir tespit olarak söyleniyor — bir analiz, anlamak için. Niye haddini bilmiyor; anlarsın, analiz edersin, idrak edersin.

Allah! Teşekkür ederim.

Geçen Ayetler

Not (tahmini / editör): Belirtilmemiş. --- ---