Psikolojik Kanser ve Vefa Arayışının Egosu

Kısa Özet

Sohbette psikolojik benliğin normal şartlarda erdemli olamayacağı, çünkü affetme, vefa, merhamet gibi "iyi" görünen şeylerin bile bir ihtiyaç, korku veya beklenti üzerine kurulduğunda saf bir eylem olmaktan çıktığı anlatılıyor. İnsanı hayvanlardan ayıran şeyin ilahi öz olduğu, psikolojik benliğin ise doğru kullanılmazsa insanı hayvandan daha aşağı düşürebileceği vurgulanıyor. "Vefa arıyorum, dostluk arıyorum" gibi masumca görünen taleplerin bile kendi için arandığında ego olduğu; buz-su metaforuyla psikolojik benliğin ermeyeceği, ermenin ancak bu benlikten kurtulmakla mümkün olduğu işleniyor.

Öne Çıkan Vurgular

  • Yeryüzündeki en büyük kötülükleri, zulümleri insanlığıyla değil psikolojisiyle, psikolojik benliğiyle yapar insan.
  • "Psikolojik kanserleşme" — aşırı rasyonalite, aşırı duygusallık veya zararlı eylemler, bedensel kanser gibi nesnel görünmediği için kimse bunun hesabını vermez ama hepimizde vardır.
  • Tövbe, bir korkuya, cezalandırılma kaygısına veya toplumsal kabule dayanmaz; sadece "bu benim doğama aykırıdır" bilincine dayanır.
  • "Ben vefa arıyorum, dostluk arıyorum, insanlık arıyorum" demek bile, kendi için arandığında bencilliğin dibidir — Hz. Yusuf kardeşlerinden vefa aramadı, sadece onlar adına üzüldü.
  • Psikolojik benlik ermez; erme, "ben ereceğim" diyen benliğin ortadan kalkmasıdır — içeride zaten bir "ermiş" durmaktadır, benlik onu perdeler.

Psikolojik Benlikte Gerçek Erdem Yoktur

Psikolojik benlik yanlışa ve negatife daha eğilimlidir; bir üst bilince sahip olmadığı müddetçe gerçek anlamda erdemli olamaz. Mesela psikolojik benlik affetmenin bir erdem olduğunu düşünmez; ya mecburen affeder, ya meşgul olmak istemediği için affeder — "canım cehennemle uğraşamam" der. Bu bir affetme değildir.

İnsan şunu anlamalı: bizi insan yapan şey beden ve psikolojik benlik değildir. Bunu şuradan anlıyoruz: yeryüzünde en büyük kötülükleri, vahşetleri, zulümleri yapan psikolojik benliktir. "İnsanlardan nefret ediyorum, en iyi dostum hayvanlar" diyen bir insan haksız değil bir yerde ama tam haklı da değil. Psikolojik benlik itibariyle insanoğlu her yana evrilebilir; kötülüğün en ileri derecesini insanlığıyla değil psikolojisiyle yapar. Yol dediğimiz şey, insanın bedensel ve psikolojik boyutunu ruhsal farkındalıkla dengeleme sürecidir.

Psikolojik Kanserleşme

Kanser, bir hücrenin sistemsiz, plansız, bedenin bütünlüğünün zararına çoğalmasıdır. Peki psikolojik kanser yok mudur? Hepimiz yaşıyoruz bunu. Bir insan aşırı rasyonaliteye düşmüşse zihinsel bir kanser yaşıyordur; bir insan aşırı duygusal büyüme yaşıyorsa duygusal bir kanserleşme vardır; faydasız, anlamsız, zararlı eylemlerde bulunuyorsa eylem odaklı bir kanserleşme vardır. Bediüzzaman'ın ifadesiyle maddi hastalıklar dünyadaki hayatını bir noktada etkiler, ama öbür yöndeki hastalıklar bütün hayatını dünya ötesi hayatında da etkiler. Ama bu psikolojik kanserleşmeler nesnel gözükmediği için hiçbirimiz emarımızı çekmiyoruz.

Biyolojimiz için tıbbın belirlediği normlar var — kan basıncı, şeker ortalaması. Ama duygu merkezinin, zihin merkezinin aşırı ve yanlış işlemesinin bir normu yok. Aşırı kibirle aşırı özgüvensizlik ("ben hiçbir şey yapamam") hastalık düzeyi olarak eşittir, hiçbir farkı yoktur. İnsan bunu ancak hayatla baş edemez hâle gelince fark eder; halbuki problem çok daha öncedir.

Tövbe: Derin Bir Bilinç Farklılığı

Tasavvuf geleneklerinin ilk adımı tövbedir. Tövbe, "şu ana kadarki düşünce, anlayış, davranış, tutum pozisyonumu bırakıyorum, bunu değiştirmeye mecburum" deme hâlidir. "Değiştirebilirim ama değiştirmesem de götürürüm bu hayatı" diyorsa bir insan, o bir tövbe değildir — egonun tercihi değil, zorunluluğudur bu. Tövbe basit bir pişmanlık değildir, derin bir kavrayış farklılığıdır; ne bir korkuya, ne Allah'ın ceza vermesi kavramına, ne toplumsal statü arayışına dayanır. Tamamen şuna dayanır: "bende yanlış giden bir şey var, bunu değiştirmeliyim." Bu, kişinin kendi doğasına dair bir bilinç gerektirir — "bu benim doğama aykırıdır" demek.

Bazı kanser türleri kısa zamanda etkisini gösterir, bazıları (kolon kanseri gibi) 5-10 yıllık bir süreçte son safhasına gelir. Bizim hayatımızda da böyledir — "ben kibirliyim, ne olacak" diyerek bir yere kadar götürürsün ama bir gün Allah yardımcın olsun. Bir insan bazı yanlış duygusal ve zihinsel tutumlarla hayatını yürütebileceğini düşünür. Mesela küçümsemeyi hak eden insanlar da olduğunu düşünür kendince, delil bulur; ama bir gün gelir o küçümsemen gerçek manada kendini bulmaktan seni mahrum eder — çünkü birini küçümseyen psikolojik benliktir, sen onu onayladıkça özdeki varoluşuna erişemezsin.

Bir mürit bir köpekten uzaklaşırken hocası "kendini ondan büyük mü görüyorsun" der. Sende bir nokta kadar nefs artığı olursa hakikati bulamazsın diyor sûfîler; sen o küçümseyici veya dışlayıcı algın özünle senin arana bir perde olur.

Vefa Arayışı: İncelmiş Bir Ego

"Acı çeken sadece suni egodur. Kendi sahte benini aşan kimse artık acıyla özdeşleşmez." Bir insan "ben acı çekiyorum" dediği müddetçe yol alma imkânı yoktur — bu, buz olarak kaldıkça akmayan su gibidir; buz olmaklıktan kurtulması gerekir. Bediüzzaman: "bir buz parçası nevindeki enaniyetini bırak" der. Psikolojik benlik ermez; erme, "ben ereceğim" diyen benliğin ortadan kalkmasıdır. İçeride zaten bir ermiş duruyor, benlik onu perdeliyor. Hint ermişlerinden birine acılarından bahseden bir adama "bunlar kimin acıları" diye sorulmuş, "benim" demiş; "uyuduğunda o ben nerede" diye sorulmuş, "bilmiyorum" demiş. İşte o böyle bir şeydir — gerçekte yoktur.

Ego, sadece negatif tutumlarla sınırlanamaz. "Ben çok zekiyim, ne kadar çok şey başardım" demek de egodur; "ben yüz bin kişiyi doyurdum" demek de egodur. Kendini sınırlı olarak algılayan bilinç düzeyi ego bilincidir. Bir hayvan yavrusunu emzirdikten sonra "ben olmasam ne yapacaktınız" demez — eylem var, eylemi sahiplenen benlik yok. İnsanı hayvandan ayıran ilahi özdür, psikolojik benlik değil; psikolojik benlik doğru kullanılmazsa insanı hayvandan daha aşağı düşürür — bir inek otuz sene süt verse de nankör demez, minnet beklemez.

Vefa arayanların yüzde doksan dokuzu egoisttir. İki türlü vefa arayışı vardır: birincisi, karşındakinin insaniyetinin farkında olmamasına üzülmek — bu bir üzüntüdür ama kendinden değil onun adınadır. İkincisi, "insanlar bana karşı vefasız" demek — bu egodur, çünkü vefayı vefa olarak değil "sana vefasızlık" olarak arıyorsundur. Hz. Yusuf kardeşlerinden vefa mı aradı? Kendi adına bir arayışı olmadı; onlar adına üzülmüş olabilir ama kendi adına hiçbir biriktirme, şikayet, intikam duygusu yok. Çünkü orada insan olmaklığı temsil ediyor, ego penceresinden bakmıyor.

Egonun en güçlü silahı kendini fark ettirmemektir — kendini ego değilmiş gibi algılatır. "20 yıllık arkadaşım bunu nasıl yapar" derken aslında yapan kardeş değil, ego'dur — "bu ego bu egoya bunu yaptı" demek doğru analizdir. Size kötülük yapan birini analiz ettiğinizde içinizde bir acıma, bir şefkat uyanıyorsa bu egoüstü bir bilinçle yapılmış demektir; kızgınlık, nefret, alınganlık hissediyorsanız ego ile yapılan bir analizdir.

Alemin Efendisi mi, Alemin Dilencisi mi?

"Ben vefa istiyorum, insanlık istiyorum, gerçek sevgi istiyorum" diyen benliğe demeliyiz ki: "sen çekil aradan, zaten benim vefam da var sevgim de var merhametim de var, zaten Allah onları bana kaynak olarak koymuş." Allah bütün isimlerini Adem'e öğretmiş, kendi ruhundan üflemiş — insan bunları dışarıda aramaya çalışıyor. Allah beni alemin efendisi yapmış, psikolojik benlik beni alemin dilencisi hâline getiriyor; işte en büyük tuzak budur.

Bir cümle kurduğumuzda o cümlenin öznesine bakmalıyız: "ben gerçek sevgi, gerçek fedakârlık arıyorum" dediğimizde öznesi psikolojik benliktir; o zaman bu cümlenin cevabını aramamalıyız, yok zaten. Bu cümleyi kuran benlikle uğraşmalıyız. Nefsin de bir aydınlanma ihtiyacı var; Ashab-ı Kehf'in köpeği gibi rahatlayıp onlara tâbi olarak yaşayacak.

Gerçek kendilik ilahi kendiliktir; ona ulaşıncaya kadar insan "ben" dememelidir demiş büyükler. Bazı tasavvufi geleneklerde dergâhın kapısından girdiğin anda "ben" demekten imtina edilmesi tavsiye edilir — bu bir metottur, kişi psikolojik benlikle mümkün olduğu kadar özdeşleşmesin diye. Ama gerçeği bulamadan sahte bir "ben" kabul etmek de yanlıştır — gerçeği buluncaya kadar sahtesiyle mücadele etmelisin; "henüz bulamadım" demek, "buldum" deyip yanlışı görüp buldum demekten iyidir.

İnsan sınırlı ve geçici olan hiçbir şeye mutlakmış nazarıyla bakmamalı ve o şekilde talep etmemelidir. Ermişler dünyevi hiçbir şey konusunda çok gayretli veya arzulu değillerdir; asli arzuları ilahi yakınlık, marifet ve hakikattir. Bir odun ateşi yakıp kontrol etmek için insan yine bir odun kullanır ama sonunda o odunu da ateşe atar — psikolojik benliği bir üst bilginin yardımıyla azaltacağız, sonra ilahi bir dokunuşla perde kalkacak.

Gerçek tekamül aleme değil, kalbinin sahibine yönelmendir. "Acı insanı olgunlaştırır" denir ama bizatihi acı olgunlaştırmaz; acıya nereden baktığın seni olgunlaştırır. İnziva, perhiz, acı — hiçbiri bizatihi olgunlaştırmaz; önemli olan o süreçte hangi şuur içinde olduğundur.

Mutluluk arayan egodur, mutlu olan özdür. Öz mutludur; ego mutluluk arar, sonra "az buldum, geç buldum, çabuk kaybettim" diye hikâyeler üretir. Adem kıssasında şeytan "sana mutluluğun formülünü vereyim mi" dedi — bu, kim sana mutluluğu dışarıda bir yerde bulacaksın diyorsa o şeytandır demektir. Ağacın kendisi kötü değildir, ona yaklaşan bilinç önemlidir — nefsinle mi, ruhunla mı yaklaşıyorsun? Işık örümcek ağından geçer ama sinek olursan yakalanırsın; psikolojik benliğinle bu hayatta yaşarsan dünya örümcek ağı gibidir.

Gölgeyi asıl yerine koyduğunda hem aslı tanımamış olursun hem gölgeye olduğundan fazla yük bindirirsin. Bir çocuğun psikolojik olarak bencil olması onun mizacı ve sürecine göredir; "sen benim annemsin, nasıl beni sevmezsin" demek egoizmdir. Bunları kabul eden bunlarla mücadele eder, etmeyen etmez; mücadele etmediğinde özüyle temas etme şansını kaybeder. Kendine hatırlatıcı bir sistem kurmalı — "acı çeken sadece suni egodur, kendi sahte benini aşan kimse artık acıyla özdeşleşmez" cümlesini sık sık okumak gibi. Acı edebiyatı yapan bir şey okumak, psikolojik benliğe malzeme taşımak, o duvarı kalınlaştırmaktır; okunması gereken, mutluluğun zaten sende olduğunu hatırlatan bilgidir.

Geçen Ayetler

Not (tahmini / editör): Doğrudan sure/ayet numarasıyla anılan bir ayet metinde geçmiyor. --- ---