Sağlıksıza Gitmedeki Hikmet 9-6-3
Kısa Özet
Bu derste 9, 6 ve 3 numaralı Enneagram tiplerinin birbirleriyle olan bağlantı hatları üzerinden, her tipin diğerinden hangi fıtri (doğal) özellikleri alması gerektiği anlatılıyor. 9'un 6'dan veri değerlendirme, karar verip harekete geçme ve kendi ihtiyaçlarının farkında olma; 6'nın 3'ten süreç içinde değerlendirme yaparak harekete geçme, iyimser ve faal olma; 3'ün ise 9'dan iç varlığının farkında olma, iç sükûnet ve mütevazılık gibi özellikleri alması gerektiği tartışılıyor. Ayrıca 3'ün değer algısı ve narsistik eğilimleri 8, 5 ve 4 tipleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınıyor.
Öne Çıkan Vurgular
- 9, verileri dikkate almadan, değerlendirmeden hareket etmemeli; 6'nın veri değerlendirme mekanizmasını ve kendi ihtiyaç-beklentilerinin farkında olmayı almalı.
- 6, her şeyi bilmeden karar veremeyeceğini kabullenip 3 gibi süreç içinde değerlendirme yaparak harekete geçmeli, kötümserlik yerine iyimser ve faal olmalı.
- 3, dış dünyadaki imaj ve takdirden bağımsız olarak kendi iç varlığının ve "içerideki hazinenin" farkında olmalı; faaliyetin içinde kaybettiği iç sükûnete dönmeyi unutmamalı ve mütevazılığı (biz bilincini) kuşanmalı.
Dokuzun Altıdan Alması Gerekenler (9-6 İlişkisi)
9-6'ya gidiş bağlamında, 6'da acaba 9'un bulabileceği veya 6'da fıtri varoluş olarak içerilen ve 9'un ihtiyacı olan ne var? Şimdi 6'da ne var? En fıtri halinde, verileri dikkate alan, onları değerlendiren, onları analiz eden bir mekanizma var. 9 bu konuda eksik kalabiliyor; yani verileri çok dikkate almıyor, üzerinde durmuyor, değerlendirmiyor, analiz etmiyor — ta ki çok olumsuz bir veri duvarına çarpıncaya kadar. Halbuki ne yapmak gerekir? Verileri dikkate al, değerlendir, analiz et ve bunun sonucunda gereken mukabelede, gereken karşılıkta bulun. Bunu yaparsa ne olur? 9, "hayat süreci içinde gereksiz süreçlerden kurtulmuşum" diyebilir.
İkincisi, sana uygun olanı seç. Dokuzda o seçmeme eğilimi vardır. Halbuki doğru olan nedir? Senin ihtiyacın, senin beklentin noktasında sana uygun olan ve olmayan şey vardır; bunu seçmek durumundasın. Bunu seçmek, birini kötülemek, birini iyi görmek ve bencilce bir ayrım yapmak değildir. Şimdi ben mesela diyelim ki çok güzel bir et yemeği olur, çok güzel bir sebze yemeği olur, ama et bana dokunuyor diyelim; ben sebzeyi seçeceğim. Burada eti kötülemiş olmadım. Ben kendi sınırlı ve sübjektif varlığım noktasında ihtiyaç ve beklentilerimi göreceğim ve bana uygun olanı seçeceğim.
Dokuz, seçmemek konusunda gayret sarf ediyor. Yani bir ayrımda bulunacağım ve bir tercihte bulunacağım; bu ise bir küçümsemeyi, bir dışlamayı içermiyor aslında. Anlatabiliyor muyum? Dokuzun kaçındığı şey, sanki tercih etmenin bir dışlamayı içeriyormuş gibi hissetmesi. Halbuki senin sınırlı bir yanın var. Diyelim ki soğuk almışsın, titriyorsun; neye ihtiyacın var? Çok sıcak bir ortama ihtiyacın var. Peki sen güzel bir bahar havasını dışlamış mı oluyorsun? Yok, ama senin kişisel olarak o anda ihtiyacın olan bir şey var ve bu ihtiyacını dikkate alarak bir ayrım ve tercihte bulunmalısın. Bu bencillik demek değildir.
Yani: sana uygun olanı seç, ayrım ve tercihte bulun; kendi ihtiyaç ve beklentilerinin farkında ol ve bunları kabul et. Dokuz mümkün oldukça ihtiyaç ve beklentilerini göz ardı etmeye çalışıyor, hep geride tutuyor. Halbuki bu ihtiyaç ve beklentiler var mı? Yani psikolojik düzeyde var. O zaman bunları görmelisin ve hayatın süreci içinde uygun yollarla karşılamak durumundasın. Yoksa sonra ne oluyor mesela 9'da? "İhtiyacım yok, hiçbir beklentim yok" diyor, sonra öyle bir patlama oluyor. Aslında birçok ihtiyaç ve beklentisi var; bunlar karşılanmayınca derinde biriken bir öfke, biriken bir çatışma potansiyeli ortaya çıkıyor.
Bir diğeri: olan bitene duyarlı ol, yerinde ve zamanında karar ver, harekete geç, erteleme. Mesela altı ne yapıyor? Bir tehlike, bir olumsuzluk olduğunda radar gibi tanıyor mübarek. Dokuzun buna ihtiyacı var — aşırı bir şekilde mi? Değil, doğal olarak. Yani tekrar edersek: çevrende olan bitene duyarlı ol, yerinde ve zamanında karar ver, harekete geç, erteleme.
Bilinç düzeyinde 9-6 ilişkisi bağlamında eklenecek başka bir şey var mı? Yani bir başka ifadeyle, rasyonalitenin analitik kabiliyetini en iyi şekilde kullan.
Altının Üçten Alması Gerekenler (6-3 İlişkisi)
6'nın 3'le ilişkisi noktasında bir değerlendirme yapacak olursak: 3'ün ne tür özellikleri var ve bu özellikler hangi açıdan 6'ya gerekli? 6, her şeyi bilerek veya her şeyi bildikten sonra karar vermeye çalışıyor; her şeyi bilmeden karar vermemeye çalışıyor. Halbuki her şeyi bilmen mümkün mü? Değil. 3 gibi yap: genel bir analiz yap, olabildiğince var olan veri ve süreç noktasında görebildiğin şeyleri değerlendir. Her şeyi bilmeyeceksin ve bildiğin ölçüler içinde bir 3 gibi eyleme geçeceksin.
3 uzun süre durur mu? Durmaz. Verileri alır, olan verileri değerlendirir ve ağırlıklı olarak karar verdiği istikamette harekete geçer. İşte altının yapması gereken şey de bu: eylemin içinde süreci değerlendirmek, tıpkı bir 3 gibi. Yani eyleme geçerek, eylemin içinde olarak süreci sürekli gözden geçir. Yoksa böyle durarak ne olacak? Papatya falı açar gibi "şuna mı karar versem, buna mı karar versem, bu mu doğru o mu doğru" diye buradan çıkamazsın. Değil mi? Sürecin içinde buna karar vereceksin, eylemin içinde süreci değerlendireceksin.
Ama altılar bunu yapamıyor; bütün verileri analiz edip ancak ondan sonra harekete geçiyorlar. 3'e gidip bu şekilde, yani analiz etmeden harekete geçtiklerinde ise -genelde benim gözlemim bu değil ama- yanlış analiz edebiliyorlar. Yani bir 3, sağlıksız bir şekilde zaten öyle davranıyor. Biz diyoruz ki, buradaki yapıyı normal şartlarda zaten yapamıyoruz; biz anormal şartlarda nasıl yapacağını anlatıyoruz. Buna dair bir anlayışı kendinde geliştir. Her şeyi bilerek harekete geçemezsin. Sen her şeyi bilerek harekete geçmeye çalışıyorsun, geçmiyorsun, geçmiyorsun, geçmiyorsun. En son ya geç kalmışlık, ya da bir tehlike karşısında, bu sefer endişe kaybı içinde 3'ün ters tarafına, negatif tarafına gidiyorsun. Halbuki 3'ün pozitif tarafını idrak edip oradaki imkanları yerinde kullanırsan, altılığın meydana getirdiği veya altılığın süreci içinde yaşayacağın stresi, olumsuzluğu aşabilirsin.
3 ne yapıyor? Normal olarak verileri değerlendiriyor; olan verileri, deyim yerindeyse su yüzüne çıkan, görebildiği verileri değerlendirip harekete geçiyor. Ama 6 harekete geçmiyor, geçmiyor, geçmiyor; endişe, kaygı, stres derken bu sefer 3'ün negatif haline geçiyor.
Benim her zaman verdiğim bir örnek var: Kardeşim küçük yaştayken, İstanbul'dan Mardin'e giderken Urfa'da veya Antep'te iniyor. Kardeşim gidiyor, bakıyor ki su şişesine birisi benzin koymuş; o da çok susamış, gidip şak diye içiyor. Yani sen şimdi bu kadar susuz hale gelmene gerek yoktu ki. Susadığın zaman bir yerden adam gibi su arasaydın, bu kadar bodoslama, düşüncesizce su şişesine saldırmayacaktın ve onun su olup olmadığına bakmaksızın o benzini içmeyecektin. Halbuki normalde bir burun bile o benzinin kokusunu almaz mı? Demek ki ne kadar susuzluğun içine gömülmüş ki benzinin kokusunu bile almıyor. İşte bunun gibi. Normal durumdayken su arasaydı ya suyu bulacaktı ya da o şeyle karşılaşınca içmeyecekti.
Şimdi 6, eğer doğru zamanda karar verip harekete geçerse, 3'ün negatifliğine gitmeden, 3'ün tabiatında var olan pozitifliği kendine katarak daha uygun ve doğru davranacak: eylemin içinde süreci değerlendir, şartların sana gösterdiği verileri gör, o veriler çerçevesinde harekete geç ve süreç içinde, ara ara değişen şartlar ve olgular karşısında yeni değerlendirmeler yap. İyimser ve faal ol.
Altı ne yapıyor? Kötümser, sürekli hayatı zihninde yaşamaya çalışıyor; hayatı önce zihninde modellemeye çalışıyor. Elbette zihninde de bir yere kadar modelleyebilirsin ama ne yapacaksın? Bir, kötümser değil iyimser olacaksın, 3'ler gibi. İkincisi, faal olacaksın. Hayatı simülasyon gibi zihninde kurgulayıp çözemezsin; hayat sürecin içinde şekilleniyor ve sen de sürecin içinde yol alacaksın. Bunun için iyimser ve faal olacaksın.
Peki 3'ler de zihinde bazen modelliyor mu, neden? Onlar da bazen biraz bodoslama davranıyor, iyi anlarsınız; ama bu da altıdan öğrenebilecekleri bir şey değil mi -zihinlerinde biraz daha değerlendirme yapmaları gerekiyor.
Negatif duygu ve düşüncelerin seni engellemesine izin verir misin? Evet, negatif duygu ve düşüncelerin olabilir, kötü ihtimaller düşünebilirsin; o anda çok kötümser olabilirsin, çok kaygılı olabilirsin, kendinde yeterince enerji hissetmeyebilirsin, kendini çok yetersiz, özgüvensiz hissedebilirsin. Bunlara takılma; bunları referans alarak kendini bloke etme. Ne yapacaksın? Bunların seni engellemesine izin vermeyeceksin. Orada görebildiğin doğru, gerekli, faydalı eylemi, davranışı sergilemeye çalışacaksın. Bir diğer şey: oluşan yeni durum ve şartlara adapte olacaksın. Kafanda öyle belli şartlar ve durumlar olacakmışçasına hareket ediyorsun ama o şartlar ve durumlar değişince ne oluyor? Kilitleniyorsun. Peki 3 ne yapıyor? Adapte oluyor. Sen de adapte olabilirsen, altılığın problematiklerinden kurtulabilirsin.
Üçün Değer Algısı: Sağlıklı Özgüven mi, Narsistik Eğilim mi?
Ekleyebileceğimiz bir şey var mı? Acaba üçlüğün güçlü bir değer algısı var mı? Kendine değer veriyor, kendine ilişkin güçlü bir benlik algısı var, bir inanç var ama... Mesela insanlar ona değer vermese, veyahut da hiç kimse onun yaptığına, imajına ilgi göstermese, ne olur? Yok tabii, ondan bağımsız bir algı; narsistlik yani. İşte onların narsistliği, onu demeye çalışıyorum.
Yani kendisi kendisine böyle diyor mu: "Ben aslında üstünüm, kimse bana hayranlıkla bakmasa bile ben çok üstünüm" falan diyor mu sizce? Yani onu söyleyen kişiye göre değişir. Eğer çok kıymet verdiği birinin sözüyse itimat ederiz. Dikkat edin: söylediği söze bakmayın, içini okumaya çalışın. Eğer çok samimi bir his bulursanız bir sorun var demektir. "Kimse benim umurumda değil, atıyorum, ben başarılıyım, kimse başarılarımı görmese de umurumda değil" mi diyor, içi de öyle mi diyor? Lafına bakmayın, laf olarak öyle diyebilir ama içi öyle mi diyor, çok emin değilim.
Mesela bir 3 tanırsanız şunu görürsünüz -demek istedim hocam, benim çok yakınımda 3'ler var- bu anlamda hani kazanımları, hayatı yaşayışları ve günlük yaşantısı içerisinde, kendisine ilişkin ihtiyaçları ve bunları karşılama tarzı, bedeniyle ilişkisi, eşyalarla ilişkisi, zamanı kullanma tarzı mesela; bu anlamda kendine tapan bir hali var. Yoksa başarı algısı, kazanımlar vesaire anlamında demedim; günlük yaşantısında kendine tapan bir hal var gibi geliyor bana. O anlamda da değer algısı yüksek; kendini bilir ve ona değer verir.
Şunu demek istiyorum: "söyle söyle aynam, benden güzeli var mı?" Hani "var" deyince çökertiyor ya o masaldaki gibi değil mi? Acaba gerçekten, diyelim ki bir 3 kadın kendini çok güzel buluyor ama hiçbir erkek ona bakmıyor, hiçbir kadın da "çok güzel bir kadınsın" demiyor mesela; yine de "ben güzelim, çok güzelim" der mi acaba? Emin değilim; olabilir ama bence olmaz, yüzde yüz emin değilim.
3'lerin özgüveni bence şuradan geliyor: örneğin 3'lerde kendinden bir şef görüntüsü var. Bu, sekizdeki gibi kudreti hissederek, gücü hissederek "ben ezerim, ben hallederim" diye düşünmekten çok, 3'leri motive eden bir şevk duygusundan geliyor. 3'lerde de bir şevk duygusu var; yapamasa bile iyimser bir modda "yapabilirim, edebilirim, hallederim" diyor. Biraz o şevk duygusuna, fazla iyimserliğine kapılıp akıp gidiyor. Nasıl halledeceğini tam bilmese de "bir şekilde hallederim" diye düşünüyor. Sağlıksızsa bunun birçok yolu var; sağlıklıysa da yine "bir şekilde hallederim" hali hep var. Özgüveni oradan geliyor diye düşünüyorum; yoksa güzellik ya da kendine dönük bir şeyi aşırı derecede düşündüğü için değil.
Şöyle bir örnek vereyim -belki daha önce 8 ile ilgili de konuşmuştuk. 8'e "sen kimsin ki" desen "def olup gidin" der: "ben güçlüyüm, ben hissediyorum" der. Ama şimdi bir 3'e; diyelim ki çok güzel bir kadın veya çok başarılı bir erkek, kimse onun başarısını umursamasa, kimse onun alanını takdir etmese, önemsemese -diyelim ki doktora yaptı ama kimse "bu kişi ne yaptı ki, doktora çok mühim bir şey, siz kıymetini bilmiyorsunuz" demedi- der mi: "Ben çok önemsiyorum, bu çok değerli bir şey ama işte bunu takdir edecek kimse yok; o mühim değil, ben zaten bunun çok değerli olduğunu biliyorum"?
Der mi? Kastettiğimiz dille söylemez ama içinde böyle hisseder mi? Tabii, tabii; çünkü bununla yüzleşmesi kendi çöküş resmidir. Hem "siz zaten anlamazsınız" diyebilir. Ama şu kafasında var mı: "beni mutlaka takdir edecek birileri vardır" diye düşünüyor mu? Bence işin aslı şu okunuyor: kendi kendine "çok iyi bir iş yaptım" diye söyler durur, karşısındakiler kabul edene kadar söyler. Biz de zorluyoruz, bütün manipülasyonlarını denedi, kimse "tık" demedi diyelim; çöker mi?
Düşünün bir 8 çöker mi? Yok, "ben güçlüyüm" der. Kendi o gücü hissediyorsa mesele yok; güçsüzlük hissettiği an ayrı bir şey. Ama 8 "ben zaten güçlüyüm" der; "siz ya fark edersiniz ya fark etmezsiniz" der. Bu yalnız 8'de mi var? Hayır. Mesela bir 5 de "ben doğrusunu biliyorum, doğrudur" der bilgisi konusunda; "kimse benim bilgimi takdir edemiyor, zaten onlar gerizekalı, kafaları basmaz" der; kimse dinlemedi, kimse onaylamadı diye bir şey yapmaz, "ben doğru düşünüyorum" der. Yani eminse, etrafındakiler katılmasa bile ondan çok etkilenmez ve karşısındakine de bunu kabul ettirmeye çalışmaz -"sen öyle diyorsan öyle diyorsun, kendi içindir" der. Fiziksel merkez orada biraz geride kalır ama duygu merkezi bu konuda çok daha belirleyicidir.
Dörtlerde de kaynağa ait bir sezgi var; kendisini muhataplarının imajında, muhataplarının nazarında değerlendirme problemi yaşasa da, o kaynağa dair bir sezgisi var, ondan emindir 4. Belki tırnak içinde en avantajlı gözüken 4 olabilir. Ama orada da neyi yaşıyor? "Beni anlayan yok mu" diyor. Diyor ki: "Ben aslında hakikaten bir hazineyim ama bunu kim bir gün keşfedecek?" Bir hazinesi olduğunu düşünüyor ama kim bu hazineyi keşfedecek, kim anlayacak, kim kıymetini bilecek diye dertleniyor. "Çok doğru bir şey keşfettim ama kimse anlamıyor, yazık" diyor.
Yani temelde 3'ün güçlü bir özgüveni aslında yok; ama o noktada imajinatif anlamda, kendiyle ilgili güçlü bir özgüven duygusu taşıyan bir benliği var. Ama bu çok temelli de değil diye düşünüyorum.
Burada altının 3'ten bu açıdan alabileceği bir şey var mı? Şu: "inanıyorum ki yapabilirim" demesi lazım. Altı ne yapıyor? "Yapamam herhalde" diyor, "ya yapamazsam" diyor. Ama sağlıklı bir 3 -narsistik değil, sağlıklı, fıtri özellikleriyle bir 3'ü düşünelim- ne diyor? "İnanıyorum ki yapabilirim", ya da dini terminolojiyle "inşallah yapabilirim" demesi makul ve faydalı bir şeydir.
Üçün Dokuzdan Alması Gerekenler: İç Varlığın Farkında Olmak
3'ün 9'a gitmesi, yani 3'ün 9'dan alabileceği şey ne? Burada biraz var belki: kendi iç varlığının farkında olmak. Yani sen, insanların ilgisi ve takdiriyle değil, bizzat kendi iç varlığının farkında ol; sen orada varsın. Bir iç varlığın var ve senin gerçek varlığın bu. Asıl önemli olan bu gerçek varlık; zannettiğin o imajinatif varlık gerçek varlık değil, çünkü o insanların aynasında oluşan bir şey. Sen bugün çok takdir ve hayranlık uyandıran biri olabilirsin, yarın olmayabilirsin. Ama kendi varlığın, o iç varlığın, her zaman sendedir; sen onun farkında ol. Bir başka ifadeyle, sen başkalarının ve kendi algının içindeki bir imaj değilsin. "Ben neyim" dediğinde aklına insanların seni nasıl gördüğü ya da kendini nasıl sunduğun gelmesin.
Aslında az önce 3'lere değinmek istediniz galiba: 3'ler kendi kendilerine de kendilerini imajine ediyor. "Ben çok süperim" diyor, bunu kendine de söylüyor; önce kendini inandırıyor, sonra etrafını inandırıyor. Dolayısıyla ne başkalarının ne de kendi algının içindeki imaj sensin; ve bu imaj senin hiçbir zaman zeminin olamaz. Bu, hayatın içinde tezahür eden bir şey.
Ne gibi? Mesela güneş çıktığında herkes ona bakar, herkes onunla bir çeşit ilişki kurar -çiçeğinden, ağacından, kuşundan, insanına kadar. Ama güneş güneştir. Her birimizin güneşle ilgili bir imajı oluşur, güneşi gördüğümüzde. Ama güneş, o bendeki imaj mıdır? Değildir. Bende de bir imajı var güneşin, bir kuşun gözünde de, bir ağacın yaprağında da o güneşin bir imajı var; ama güneş o imaj değil. Bu imaj olumsuz da olabilir -göz alıcı, istenmeyen bir şey gibi- ya da çevrene göre olumlu da olabilir, başkalarının nazarında. Ama sen o imaj değilsin. Senin isteyerek veya istemeyerek oluşturduğun, veyahut muhataplarında oluşan bir imaj mutlaka olacak; ama bu senin ilgi alanın olmayacak. Sen o imajı yönetmeye çalışmayacaksın. Sen kendi köklerinden yol alarak ve kendi doğal varlığını bilerek, fark ederek yaşayacaksın.
İç Sükûnet ile Faaliyet Arasındaki Denge: Hazine İçeride
İç sükûnetine dönmeyi unutmamalıdır 3'ler. 3, dışarıda öyle faal faal faal derken, içe -kendi merkezindeki sükûnete- dönmeyi çoğu zaman kaybediyor. Faaliyetin içinde de değişik bir tatmin buluyor, bu da güzel bir şey; faaliyetin içinde de bir tatmin var. Fakat kendi iç dünyana dönmenin getirdiği bir sükûnet de var, ve asıl huzur ve sükûnet temelde burada. Bunu ıskalayarak veya unutarak, faaliyetin içinde sükûnet ve huzur aramak, tatmin aramak; ucu sivri olmayan bir pergel gibi bir tavır içinde olmaktır.
Dikkat edin, 9 faal olsa bile sürekli kendi evine döner, kendi merkezine dönmeye çalışır; çünkü en büyük sükûneti aslında kendi varlığında bulmaya eğilimlidir. Sakin ve rahat ol.
Biraz meseleyle ilişkili olarak, ne dedik: iç varoluş zeminini unutma. Hareket ve faaliyet sadece dışta değildir. Sürekli "sunulacak, pazarlanacak" diye düşünme; bazen bir şey yapıyoruz, onu nerede kullanacağız diye düşünmeye gerek yok -kullanma bunu. İlla pazarlayacaksın, illa birilerine sunup etkileyeceksin diye bir şey yok; pazarlama bunu. Burada dursun, senin kendi içinde dursun. Faaliyet kendi içinde olsun ve o kendi içindeki faaliyetin verimliliğini, zenginliğini idrak et.
Ama kimse görmediği zaman, 3 onu pazarlamadığı zaman boşa gitmiş gibi hissediyor. Bazen çok ikilemde kalıyorum: bunu söylesem mi, kullansam mı, kullanmasam mı? Kullanmadığım zaman bir süre geçmesi lazım ki teskin olayım; kullanmama kararına biraz sinir oluyorum. Tabii tabii, bu bir özel çaba ve gayret işte. Sakin ve rahat ol, hiçbir şeyi kaçırmıyorsun.
O 3 ne yapıyor? Sanki her yerde bir faaliyet varmış, bir kenarda kalırsa bir şeyler kaçıyormuş, herkes bir şey bulacakmış gibi hissediyor. 9 ne yapıyor? "Bir şey yok" diyor, "kimsenin bulacağı bir şey yok, bulduğun şey de elinden gidecek; otur, rahat ol, bu kadar yapma, doğal hareket et" diyor. Ama bulduğu şeylere de çok kıymet vermiyor; biri "buldum, buldum" diye koşarak gelse bile önemsemiyor. Bunun zahiri düzeyde olumsuzluklarını çok yaşıyor.
İşte orada bir denge olması gerekir. Evet, zahiri düzeydeki faaliyetler, elde edilen ve ulaşılan şeyler tabii ki güzeldir. Ama hep verdiğimiz bir örnek vardır: diyelim ki bir bardağın değeri 10 liradır; sen ona gidip 1000 lira verirsen, en hafifinden "aptal" derler sana, değil mi? Evet. Yani tabii ki en küçük bir şeye bile sevinmek gerekir. Ama diyelim ki çok basit bir şey için "bunun ne önemi var, bu fani bir şey" diye somurtmak da yanlış. Ona da gerek yok; güzel bir şey de, uçmaya da gerek yok -işte orada da 9'un dengesizliği ortaya çıkıyor. Ama en azından hak ettiği değeri verebilmeye ihtiyacı var.
Kesinlikle. Böyle baktığımda şunu hissetmeye başladım: bu tavır aslında nimete şükürsüzlük gibi bir tavır. Derin düzeyde bakıldığında 9, mutlak olanı arıyor; mutlak olmadığı müddetçe kıymet vermiyor. Anlatabiliyor muyum? Aslında altıda ne var, onu unuttuk belki: 9'un 6'dan alması gereken şey, en küçük bir farklılığı bile fark edip değerlendirmek ve ona kıymet vermek. Diyelim ki 1 ile 1,2 arasında bir fark var; "ne fark eder kardeşim, 1,2 deme" diye geçiştirme. O 1,2, 1'den farklıdır; onu gör ve o farka uygun bir karşılıkta bulun.
Aslında ben bunu yapıyor muyum? Yapmıyorum diye düşünüyorum. Ama mesela ilkokuldan çok küçük bir tartışmamı hatırlıyorum, dayımla. Dayım da üç numara bu arada. Yorganları üst üste taşırken uzun uzun tartıştık: "Bunun üzerine bir tane bulgur tanesi koysam, bunun ağırlığı değişir mi değişmez mi?" Ben "değişir" diyorum, dayım "bulgur tanesi ne olacak canım" diyor. Ben o bir tane bulgur tanesinin farkını savundum. Demek ki o an, dokuz olarak aslında altıya mı gitmiştim? Evet. Orada hem bir kanadının etkisi var, hem de aslında fıtri dokuzda bu derinlerde zaten var; fakat bir süre sonra kaybediliyor. Kaybettim, ya da zihinsel olarak düşünerek verdiğim bir tepkiydi ama içsel olarak yaşayamadım. Belki orada bir kanadının etkisiyle bir şey yaptın ama dokuzluğun başka telden çalıyordu -o farkı görmeye zaten eğilimlidir, analitik olduğu için rasyonel yönüyle üzerinde durur. Belki de onu bir kanadının etkisiyle yaptım, bilemiyoruz, muhtemelen öyle. Aslında dokuzun bir kanadıyla bütünleşmesi iyi bir karışım; iyi birbirlerini domine ederlerse iyi bir şey, ayrı ayrı çalışırlarsa olmuyor.
Bir şeyden bahsedelim mi? 3'ün de 9'un iç sükûnetine ihtiyacı var: çok fazla faaliyet var ama hepsine birden yitmemesi lazım; iç sükûnetine biraz zaman ayırması gerekiyor. Bu, 3 için yapması çok zor olan şeylerden biri değil mi? Evet.
9'un biraz sağlıksız halini ifade edersek kontrastı daha iyi göreceğiz. 9'a "şuraya gidelim" dersin; "gidip ne yapacağız, ne olacak ki, şöyle yapalım, ne olacak ki" der durur; her şeyi flulaştırır ve eşit derecede sıfıra indirir. Bu en olumsuz hali. Öbür uçta, 3'ün en olumsuzu nedir? Sürekli bir şey yapacak, sürekli bir şey yapacak. Bu ikisi aslında iki ayrı uç.
Birincisi şu: hayatın içinde faal olabiliriz, faaliyet hayatın doğasıdır. Ama aynı zamanda senin kendi içinde faal olabileceğin, derinleşebileceğin, kendinde bulabileceğin bir varoluş zeminin var. Dikkat edin, farkında olmadan 9 der ki: "bak, rahatız, otur işte; niye oraya buraya gidelim." Bazen de tam tersi bir kaçırma hissi var: bir şeyler kaçıyor hissi. Neden kaçırma hissi? Şimdi dikkat et: bir insan sevgilisini bulmuş, ölümüne seviyor; "şu adamı/kızı kaçırıyorum" der mi? Demez, çünkü zaten bulmuş. Bulamayan etrafa bakar. İnsan da kendi iç varlığında bir şey bulamayınca, dışarıda hep "bir şey kaçıracağım" hissine giriyor.
3'te de böyle bir kaçırma duygusu var; sadece iç âlem olarak değil, dünyevi olanın peşine gitmek için de dışarıda faaliyet gösteriyor diye düşünüyorum. Dünyevi olanın peşine gidiyor ama orada iç âlemini, o hakiki sevgiliyi hesaba katmıyor. Şimdi kabaca bir çizgi çizeyim: tamam, hakiki sevgiye ulaşmak için de kendi içimizdeki sükûnet gerekli diye düşünüyorum. Fakat 3, "Allah nasıl çalışın buyuruyor, çalışmak da bir ibadet" diyor, o yüzden "bu faaliyetleri de yapmam lazım, bunları da kaçırmamam lazım" diye düşünüyor; onlara da fazla önem veriyor, peşlerinden çok fazla gidiyor. Öyle bir yanı da var ama; ya da ayarı tutturamıyor orada.
Burada bahsettiğimiz şey ne 9'un sağlıksız hali ne de 3'ün sağlıksız hali. Yani aslında 9'un 3'ten alması gereken ne? Senin kendi içinde de bir varlığın, bir zeminin, bir hazinen var; hazine sadece dışarıda değil. Hatta asıl hazine içeride, dünyevi olan dışarıda. O ana hazineni bilemezsen, göremezsen, hep dışarıda hazineler ararsın; altın arayıcıları gibi o ırmaktan bu ırmağa, o dağdan bu dağa gidersin. Halbuki -daha sonra dünya edebiyatına "Simyacı" olarak kazandırılan o Mevlana hikâyesinde olduğu gibi- adamın kendi evinde bir hazine varmış, ama o hazineyi bulmak için Mısır'a gidiyor. Senin kendi içinde bir zemin var; sürekli dışarıda taş arama, kendi içindeki zemine bas. O zeminin farkındalığı içinde, dış âlemde, zahiri düzeyde, çevrende de faal ol; ama varlığının ana kara parçasını unutursan, hangi limandan açıldığını bilmeyen bir gemi gibi, denizde en son fırtınaya mağlup olabilirsin. Limanını bilirsen, nereden denize açıldığını bilirsen, deniz fırtınalı olduğunda nereye dönersin? Limana dönersin. Ama çıktığın limanı unuttuysan veya liman yok zannediyorsan, o zaman o fırtına seni kuşatacak.
Mütevazılık: Ne Kimseden Üstünsün Ne de Kimse Senden Üstün
Doğal, içten, dürüst ve samimi ol. Bu, senin kendi hakkındaki idrakini de daha nitelikli hale getirecek; kendine karşı bir farkındalık kazanacaksın. Yoksa öbür türlü her yerde bir imaj üretiyorsun, her yerde bir görüntü oluşturuyorsun. Sen nesin peki? Hani daha önce persona konusunda konuştuğumuz gibi: her yerde bir rol, her yerde bir görüntü, her yerde bir imaj üretiyorsun; öyle üretiyorsun ki en sonunda "ben neyim?" diyorsun. O tuzağa düşmemek lazım.
Dikkat edin, 9 imaj üretmez; belki en az imaj üreten yapı odur. Doğal, içten, dürüst ve samimi ol; mütevazı ol -ne bir kimseden üstünsün ne de bir kimse senden üstün. Dokuzların tabiatında doğal hallerinde bu vardır: ne kendilerini birinden üstün görürler, ne de bir şeyin kendilerinden üstün olmasını yadırgarlar. En fıtri ve doğal olan hal de budur. Mesela güç tipleri (8'ler) her şeyi kendilerine hak görür; benim az önce söylemek istediğim şey de tam olarak buydu. O zaman dokuzlarda hiçbir şeyi kendi hakkı olarak görmeyen bir taraf var. Kendisine bir şeyi reva görmez dokuzlar mesela; bir hediye alsa, ona layık olmadığını düşünür, bir nesneyi dahi hak etmediğini düşünür.
Üçler ise belki o noktada, kendisine her ne verilmiş olursa olsun, kendi liyakatini daha ağırlıklı düşünür. İşte orada da fıtri olan hal şudur: "evet ihtiyacım var ama hakkım yok." Aslında 9'un doğal hali budur -"hakkım yok ama ihtiyacım var, ve bu ihtiyacımın fark edilmesi, karşılanması beni mutlu eder." Üçün burada ters yaptığı şey ise hep "hak ediyorum" duygusudur; bu "hak ediyorum" yanılgılı bir durumdur. Doğrusu, "hak etmiyorum ama ihtiyacım var, bunun için çaba gösteriyorum" demektir. Yoksa "bu benim hakkım, hakkım" diye düşündüğünde ne yapar? Haksızlık yapar, hilekârlık yapar, suistimal eder.
Tekrar edersek: mütevazı ol. Ne bir kimseden üstünsün ne de bir kimse senden üstün. "Ben ve ötekiler" ya da "ben ve sen" değil, "biz" diye bakabilmek -bu dokuzun önemli bir erdemidir aynı zamanda; sürekli bütünlüğe, birliğe vurgu yapan, bütünlüğü gözeten bir anlayış. Üç ise tam tersini yapar: daha bencil, daha kendine dönük; "ben ve siz", "ben ve sen" diye bir rekabet, bir gerilim, bir ayrışma mekanizması işler. En sonunda aslında kendisinin aradığı o desteği de bir noktadan sonra kaybeder. Mesela kimse ona bütünleşilecek bir gözle bakmaz olur; bütünleşebileceği, birleşebileceği bir insan olarak görülmemeye başlar. Çünkü zaten kendisi o ayrışmayı o kadar besler ki.
Halbuki 9'dan alınması gereken nedir? "Ben ve sen" değil; meselenin temeli, en derinde "biz" olmak, "bir" olmaktır; mümkün oldukça uyumlu ve birlikte hareket etmektir. Bu her zaman uyumlu birlikte hareket etmek anlamına gelmeyebilir ama ilk ve temel arayış birlikte ve uyum içinde hareket etmektir. Bazen uyum içinde hareket edemediğin durumlar olur ama bunları arızi bir durum olarak telakki edersin; tercih edilen bir durum olarak değil, şartların zorunlu kıldığı bir durum olarak kabul edersin.
9'un 3'lerde içgüdüsel olarak hissettiği ama şimdiye kadar dile getirmediği şey sanırım bu noktada ortaya çıkıyor. Ben mesela çok severim ama bir arada bulunduğumuz zamanlardan, çocukken, hep içimde bir şey kaldı; hâlâ geçmişe dönünce o hissi hatırlıyoruz, başka bir şey değil. Yani kendini üstün hissettirme meselesi de var: birinin daha fazla sahip olması ya da daha fazla yapması ayrı bir şey; ama karşısındaki kendini üstün görüyorsa, bunu dile bile getirmese de, 9 bunu içsel olarak hissettiğini biliyor, algılıyor; o algıdan rahatsız oluyor -kendini üstün görmesinden rahatsız oluyor. Yoksa 9, kendisi de gerilip uzaklaşıyor.
9 mesela kendinden daha iyi bir özneyi görmekten rahatsız olmaz; ama o öznenin kendisini üstün görmesinden rahatsız olur. Herkes mi rahatsız olur? Evet, herkes değil; bazı kişiler kendilerinden üstün bir şeyi görmekten de rahatsız olur, o kişi bir üstünlük taslamasa bile. Mesela 3 rahatsız olabilir, mesela 2 de rahatsız olabilir -ama 2'nin orada başka motivasyonları devreye girer. Hâlbuki 9, böyle nitelikli, vasıflı, değerli bir şeyi veya bir kişiyi görmekten rahatsız olmaz; hatta onu motive de edebilir, canlandırabilir, ona bir ufuk da gösterebilir. Ama o kişinin kendisini üstün görmesinden rahatsız olur. Bu da aslında çok güzel, fıtri bir idraktir. Bu, en başta konuştuğumuz şeydir.
Geçen Ayetler
Not (tahmini / editör): Metinde doğrudan alıntılanan veya adı anılan bir ayet geçmiyor. --- ---