Sevgi ve İhtiyaç Analizi
Kısa Özet
Sohbette "sevgi nedir" sorusunun yanlış bir soru olduğu, doğru sorunun "hangi bilinç düzeyi sevgiyi nasıl yaşar" olduğu anlatılıyor. Bediüzzaman'ın "ihtiyacın güçlü olması iştiyaka, iştiyakın güçlü olması muhabbete, muhabbetin güçlü olması aşka işaret eder" sıralaması temel alınarak, psikolojik düzeydeki sevginin temelde bir ihtiyacın karşılanması olduğu; Freud'un annesini sevip babasını sevmemesinin Oedipus kompleksiyle değil, ihtiyaçlarının anne tarafından karşılanıp baba tarafından karşılanmamasıyla açıklanabileceği gösteriliyor. İlişkilerdeki sorunların çoğunun, karşılıklı ihtiyaçların objektif olarak konuşulmamasından kaynaklandığı; hakiki/birlik sevgisinin ise bu ihtiyaç zemininin ötesinde, öz varlığın bilinciyle açığa çıkan bambaşka bir düzey olduğu vurgulanıyor.
Öne Çıkan Vurgular
- Bediüzzaman: "İhtiyacın güçlü olması iştiyaka, iştiyakın güçlü olması muhabbete, muhabbetin güçlü olması aşka işaret eder" — sevginin en temel zemini ihtiyaçtır.
- Freud'un annesini sevip babasını sevmemesi Oedipus kompleksi değil, tam bir "psikolojik benlik düzeyinde sevgi" örneğidir: annesi ihtiyaçlarını karşılamış, babası karşılamamıştır.
- Sağlıklı bir psikolojik sevgi ilişkisi dört şeye bağlıdır: kendi ihtiyaçlarını objektif bilmek, bu konuda tolerans sahibi olmak, muhatabın ihtiyaçlarına duyarlı olmak, ve kendi memnuniyetsizliğine rağmen onları karşılamaya gayret etmek.
- "İnsanlar birbirlerini değil, aralarındaki şeyi kucaklarlar" (Halil Cibran) — biz sevdiğimiz kişiyi tam tanımayız, kendi tasavvurumuzdaki hayali kişiyi severiz.
- Anne-baba-çocuk ilişkisini "kişiselleştirmemek" gerekir — anne de psikolojisi, ihtiyaçları, kısıtlılıkları olan bir insandır; "annem beni sevmedi" değil, "annemin psikolojik dinamikleri benim sürecimle uyum sağlayamadı" demek, travmatik izleri önler.
Sevgi Nedir Sorusu Yanlıştır
İnsan her zaman farklı bilinç düzeyleri, farklı varoluş mertebeleri olduğunu unutmamalıdır; tek bir bilinç düzeyinin mahkûmu değiliz. "Sevgi nedir?" doğru bir soru değildir; daha uygun soru "ne tür sevgi düzeyleri vardır, hangi bilinç hangi varoluş düzeyi sevgiyi nasıl yaşar?" olmalıdır. Biri "sevgi boş bir şeydir, beni sevdi ve terk etti" der, biri "sevgi hayatın özüdür, mayasıdır" der (Mevlana) — ikisi de kendi tecrübesinden konuşur; farklılık bilinç düzeylerinin farklılığından çıkar. İmanın mertebeleri de böyledir: biri "iman eden depresyona girmez" der, biri "birçok mümin depresyona giriyor" der — farklı düzeylerden bahsediyorlardır.
Kişi hangi düzeyde olduğunu fark ettiğinde onunla özdeşleşmemelidir — "benim sevgim gerçek değilmiş, ne kadar bencilmiş" dememelidir; şu anda böyle bir düzeyi yaşıyor olsa da en hakiki düzeyi yaşamaya adaydır. Nerede olduğunu anlamak, kendini onunla tanımlamak demek değildir — 100 katlı bir gökdelenin giriş katında olduğunu anlamak gibi, üstünde daha kaç kat olduğunu bilmektir.
Sevgi = İhtiyaç
Bediüzzaman'ın bir yorumu: "ihtiyacın güçlü olması iştiyaka, iştiyakın güçlü olması muhabbete, muhabbetin güçlü olması aşka işaret eder." Sevginin en temel zemini ihtiyaçtır. Lezzetli bir yemeği severiz çünkü gıda olarak ve lezzetine ihtiyaç duyarız. Bir insanı sevmek en temel düzeyde ihtiyaç duymaktır — bedensel, cinsel ihtiyaçtan güven, şefkat, önemsenme, ilgi görme, korunma ihtiyacına kadar açılabilir. "Seviyorum" demek aslında "ona muhtacım" demektir.
Freud annesini seviyordu çünkü annesi onu en değerli evlat görüp bütün isteklerine olumlu cevap veriyordu; babasını sevmiyordu çünkü babası onun en büyük ihtiyacı olan güç ve korunma ihtiyacına cevap veremedi — korkak, pasif bir adamdı. Bunu Oedipus kompleksine bağlaması hiç alakasız bir teoriydi; gerçekte psikolojik benlik düzeyinde ihtiyaç ve karşılanma meselesiydi. Psikolojik benlik ihtiyaçlarına önem verir ve onların karşılanmasına ihtiyaç duyar; bu düzeyde sevgi "bencildir" derken kastedilen, ben-merkezli bir ihtiyaç mekanizmasından zuhur ettiğidir — çocuğun oyuncak ayısını sevmesi gibi.
Sağlıklı Bir Psikolojik Sevgi İlişkisi Nasıl Olur?
Dört soru: Bir, kendi ihtiyaçları konusunda objektif farkındalık — neye, ne kadar ihtiyaç duyduğun ve bunların karşılanmaması konusunda ne kadar tolerans sahibi olduğun. İki, muhatabının ihtiyaçlarının farkında olmak. Üç, kendi memnuniyetsizliğine rağmen muhatabının ihtiyaçlarını karşılayabilme kapasiten. Dört, muhatabının bu konuda nasıl bir yapıda olduğu. İnsanlar evlenmeden önce "birbirimizi seviyoruz" demek yerine bu dört soruyu sormalıdır. Boşanmaların (Türkiye'de %35-50'ye varan oranda) sebebi memnuniyetsizliktir — "beni anlamıyor" demek, "benim ihtiyaçlarımın farkında değil" demektir.
Bir anne (mizacı iki olsun) çocuğundan (mizacı beş) duygusal karşılık beklerken çocuk soğuk, rasyonel cevap verirse anne onu daha az sever mi? Hayır ama duygusal paylaşım ihtiyacı karşılanmadığı için bir eksiklik hisseder. Bir baba (sekiz), kendisine tabi olmayan güçlü bir çocuğuna (sekiz) nefret bile edebilir — çünkü ona kafa tutmayan bir çocuğa ihtiyacı vardır. Bu, Oedipus değil, hesap-kitap meselesidir — bilinçli veya bilinçsiz bir psikolojik hesap.
Bir insanı severken hoşlanmadığımız şeylerle karşılaştığımızda sevgi eksilir — şiddet, umursanmama, güvenin sarsılması, sorumsuzluk gibi. Sevgi iki nedenle azalır: ihtiyaçların karşılanmamasından ve rahatsız edici şeylerle muhatap olmaktan. Bediüzzaman birine der ki: "sen beni evliya zannedip mi hizmet ediyorsun, yoksa ihtiyar ve hizmete muhtaç bir kişi olarak mı? Öyle bakarsan kabul ederim, öbür nazarla bakarsan kabul etmem" — çünkü evliya nazarıyla bakarsan, dua ettiğin şey gerçekleşmeyince "bu da evliya değilmiş" deyip bırakır gidersin; hizmete muhtaç nazarıyla bakarsan ilişki sağlıklı kalır.
Hakiki Muhabbet: Bir Olduğunu Fark Etmek
Arapça'da sevgi kelimesi "hub" — "habbe" (çekirdek) kökünden gelir. Çekirdek bir ağacın her şeyini kendinde toplar, bir kılar; toprağa ektiğinde ağacın kökünü, dalını, meyvesini, sonunda yine çekirdeğini verir. Hakiki muhabbet de "bir olduğunu fark etmektir" — düşünmek veya hissetmek değil, fark etmek. Buna öz varlığın bilinciyle temas edinceye kadar erişilemez.
Her kâmil ârif (Mevlana gibi duygu merkezli olsun, Bediüzzaman gibi akıl merkezli olsun) istisnasız aşk hakikatine ermiştir; ama irşad fonksiyonları farklı olduğu için biri aşktan çok bahseder, biri az bahseder — Bediüzzaman'ın kendisi için "içindeki madde-i kesife, nar-ı aşk ile ateş alır, ziya ile nura döner" demesi kendi yolunu anlatır, ama o aşktan binde bir bahseder, çünkü ona verilen irşad fonksiyonu o yönde değildir.
Kişiselleştirmemek: Anne-Baba-Çocuk İlişkisi
"Annem beni sevmiyordu" demek yerine "annemin psikolojik ihtiyaçları, dinamikleri, süreci ile benim sürecim arasında uyum imkânı azdı" demek gerekir. Anne baba dediğimiz insanlar, psikolojileri, ihtiyaçları, beklentileri, memnun oldukları ve rahatsız oldukları şeyleri olan insanlardır — biyolojik olarak anne, psikolojik olarak bir insan. Bunu tam anladığında görürsün ki yapacağından başka bir şey zaten yapamazdı; o zaman hiçbir manasız travma ve iz kalmaz, çünkü kişiselleştirmezsin, kendi hakkı-hukuku nazarıyla bakmazsın.
Bazen bir anne "bu çocuk beni çok seviyor" der ama çocuk aslında annesi üzerinden gelen ihtiyaç karşılanmasını sever; anne yaşlanıp ihtiyaç duyan konuma geçtiğinde çocuk onu istemez olabilir — bu, çocuğun yalan söylediği değil, sevgiye bakışının o düzeyde olduğu anlamına gelir. "Kardeşim, sen gerçekte anneni sevmiyordun, ihtiyacını seviyordun" demek yerine "hiç olmazsa muhatabının ihtiyaçlarına da duyarlı ol" demek daha faydalıdır.
İnsanları Tam Tanıyor muyuz?
Halil Cibran'ın sözü: "bana seni seviyorum dedin, oysa sen benim içimdeki kendini sevdin... sevgililer birbirlerinden çok aralarındakini kucaklarlar." İnsanlar birbirlerini bir yönüyle görür, öbür tarafını kendi kafalarına göre doldururlar; kendi tasavvur ettikleri kişiyi severler. "Onu ne kadar tanıyorsun?" diye sormak gerekir — karşındaki insanın bütün psikolojik mekanizmasının imkân ve potansiyelini biliyor musun?
Bir örnek: 2 mizacında bir kadın, 5 mizacında bir erkeği sevmiş — kadın, adamın hayattaki olgulara karşı stabilitesine ihtiyaç duyuyordu; adam ise kadının hesap kitap yapmayan, çocuksu sıcaklığına ihtiyaç duyuyordu. İlişki dinamiği ortaya çıktığında (kadın konuşmak istiyor, adam yatağa uzanıp uyuyor) bütün ihtiyaç ve beklentiler açığa çıktı; ihtiyaçlarına dair farkındalıkları gelişince ilişkiyi daha iyi yürütebildiler.
Karşılıklı olmayan bir sevgi durumunda kişi kendine sormalı: egom neyi ne kadar tolere edebilir? Bir dergâh şeyhinin, kendisini döven eşinden mahkemede ayrıldıktan sonra "biz de bir davayı kaybettik, daha fazla tahammül edebilirdik" demesi örneği, bunun kişisel bir bilinç meselesi olduğunu gösterir — herkes kendi kapasitesini bilmeli ve arttırmaya gayret etmelidir.
Allah'ın Nimetleri İçin mi, Allah İçin mi?
Bediüzzaman'ın örneği: bir insan bir elmayı iki nazarla sevip yiyebilir — biri onu Allah'ın bir nimeti, bir rızık nazarıyla sever, elma bitince muhabbeti bitmez, çünkü rızık vericiliğinden dolayı sevmiştir; biri elmayı elma olduğu için sever, elma bitince muhabbeti de biter. "Allah'ın kulu musun, nimetin kulu musun?" — biri Allah'ın verdikleriyle sevinir, biri doğrudan Allah ile sevinir. Bunlar farklı bilinç düzeyleridir.
Geçen Ayetler
Not (tahmini / editör): Doğrudan sure/ayet numarasıyla anılan bir ayet metinde geçmiyor. --- ---