Yanlış Özdeşleşme ve Otomatik Tepkiler
Kısa Özet
Sohbette içimizde beliren bir düşünce veya duygunun "ben böyle hissediyorum" demeden önce bize ait olmadığı, ırmaktan geçerken üzerimize yapışan yapraklar ve sülükler gibi geldiği anlatılıyor; onu sahiplenip sahiplenmemek elimizdedir. İnsan psikolojisinin "makine" gibi otomatik tepkiler verdiği, bunun fark edilip bir "bilinç uyanıklığı" ile değiştirilebileceği vurgulanıyor. Kıyafet, dış görünüş üzerinden yapılan iltifatların ("çok yakışmış") aslında karşıdaki kişinin egosunu beslediği ve bir hapishaneye tuğla eklediği; doğru olanın insanların içsel/ruhani vasıflarını öne çıkarmak olduğu anlatılıyor. Son olarak, Mekke döneminde iman edenlerin hakikati toplumsal bir payanda aramadan, sırf hakikat olduğu için kabul ettikleri; hakikatin yandaş aramadığı vurgulanıyor.
Öne Çıkan Vurgular
- İçinizde beliren bir duygu veya düşünce, "ben böyle hissediyorum/düşünüyorum" demedikçe size ait değildir — o anonim bir üründür.
- Peygamberin öfkelenince "otur, kalk, yüzünü yıka" tavsiyesi, başka bir merkezi (hareket merkezini) devreye sokarak duygunun etkisini azaltma yöntemidir.
- "İnsanın psikolojisi olur, senin sokakta insan dediklerin makinedir, makinenin mekaniği vardır" — bu ağır ama büyük oranda doğru bir tespittir; otomatik tepkiler makine gibi çalışır.
- Kıyafet veya bedensel güzellik üzerinden yapılan iltifatlar, karşıdaki kişinin zaten dar olan psikolojik hapishanesine bir tuğla daha koymaktır; insani erdemlere dair ifadeler kullanmak gerekir.
- Mekke'de iman edenlerin imanı sosyolojik değildi, topluma rağmen bir imandı; hakikat yandaş aramaz, sadece hakikat olduğu için kabul edilir.
Sülük ve Yaprak: Neyi Sahipleneceğiz?
Bir olayın süreci içinde içinizde olumsuz bir duygu ortaya çıkar. Sizin ekranınızda gözüktü diye sizin midir bu? Hayır. Bu nasıl bir duygu, gerçekçi midir — buna bakmalı, onaylamayabiliriz. Öbür türlü kişi ekranda çıkan her şeyi yanlış programlarla işleme hatasına düşer; psikolojik benliğin çoğunlukla yaptığı budur.
İçimizde doğan düşünce ve duyguları önce fark etmek, sonra özdeşleşmeden tanımlamak gerekir. Bir şeye önce sahip çıkmayın — o anonim bir üründür, kimseye ait değildir. "Ben böyle düşünüyorum" demedikçe o sizin değildir, "ben böyle hissediyorum" demedikçe o sizin hissiniz değildir. Bu cümleye dikkat etmek gerekir: "ben böyle hissediyorum" dediğin anda onunla özdeşleştin, onu sahiplendin.
Bir ırmaktan geçerken üzerinize yapraklar, dal parçaları düşer — bunlar yapışmaz. Ama sülükler yapışır. Yapıştı diye ne yapacaksınız, bırakacak mısınız? Bazı şeyler daha özdeşleşme eğiliminde olduğumuz şeylerdir. Nasıl olursa olsun, insan bu süreci kendi içinde oluşturmak durumundadır — bir duyguyla özdeşleşmemek. Peygamberin öfkelenince "oturuyorsan kalk, ayaktaysan otur, yüzünü yıka" tavsiyesi buna örnektir — başka bir merkezi (hareket merkezini) harekete geçirerek öfkenin etkisini azaltmak. Öfkeliyken beş kilometre yürü, aynı öfke hâli var mı bakalım?
"Bu benim duygum" demeden önce dikkat etmelidir insan, çünkü sahiplendikten sonra geri dönmek daha zor olur — imkânsız değildir ama sen onu onayladın, ona alan açtın, kendini ifade etme imkânı sundun. Hayat ırmağına girdiğimizde birçok şey bize yapışır; hangisi benim diye ayrıştırmalıyız. İnsanların seni bilerek veya bilmeyerek tetiklediği her noktaya koşmak zorunda mısın? Bir insan seni eleştirdiğinde "sana ne" demek otomatik ağzından çıkar — işin kötü tarafı bu; sonra düşüneceksin, bu doğru bir şey mi?
"İnsanın Psikolojisi Olur, Makinenin Mekaniği Olur"
Bir üstadın öğrencisine söylediği söz üzerinde durmak gerekir: "insanın psikolojisi olur; senin sokakta insan diye işaret ettiklerin makinedir, makinenin mekaniği vardır, psikolojisi olmaz." Ağır bir söz ama büyük oranda doğru. Bir insanı "buna şunu dedim, tak şöyle tepki verir" diye çözersen, onu bir makine gibi görmüşsündür — bir düğmesine basıyorsun, ekranda o çıkıyor. "Seni sevmiyorum" desen yüzü düşer, "sen aptalsın" desen sarsılır, "seni ezerim" desen bütün ayarları tetiklenir — bunlar otomatik düşünce, duygu ve davranış alışkanlıklarıdır.
Bir uçak ilelebet otomatik pilotta gitmez; fevkalade durumlarda pilot devreye girer, idareyi eline alır. Otomatizma yanlış değildir, doğru dizayn edilebilir, zamandan kazandırır; ama yanlış kurgulanmamalı. Bir öğrenciye "yanlış yapmışsın" denince "nasıl, nerede yanlış yaptım" diye kaygıya kapılmak yerine, "hocam tam anlayamadım" diyebilmek — bu, otomatik olmayan, bilinç uyanıklığıdır. Umursamak ile onaylamak farklıdır: "yüzde yüz umursuyorum ama söylediğin söz yanlış olduğu için değerlendirme gereği duymuyorum" demek, tepkisizlik değil doğru işlemedir.
Yahudilerin bir sözü: "bir elin kesilmesini istiyorsanız onu öpün" — övüyorsun, egosu şişiyor şişiyor, "ben her şeyi yaparım" diyor, sonra eli kesiliyor. "İnsanların zaafları vardır" deriz ama yanlış — psikolojik benliğin zaafları vardır, insanın zaafı olmaz. Bir kadına "çok güzelsiniz" desen, "siz nereden anladınız, neye güzelsiniz diyorsunuz, bedenime diyorsanız ben o beden değilim, ruhuma diyorsanız sizde o feraset var mı" diyebilecek bir kadın olmalı aslında.
Kompliman ve Kıyafet: Hapishaneye Bir Tuğla Daha
Bediüzzaman: "ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum." Bir sahabiyi bir başka sahabi övünce peygamber onu çağırtıp "kardeşinin boynunu mu kırmak istiyorsun?" demiş — övülen kişi henüz olgun değilse o övgüyle egosu şişer, sen egosunu şişirip onu o egonun altında ezersin. İnsani bir erdem gördüğünde onu takdir et, ama "çok güzel giyinmişsin, çok yakışmış" gibi zahiri iltifatlardan kaçınmak gerekir. Bir kız çocuğuna "çok güzelsin, kraliçe gibisin" demek yerine "çok akıllısın, çok merhametlisin" gibi insani erdemlere dair ifadeler kullanmalı — sürekli "kraliçe" denen çocuk sonunda aynaya bakıp "benden güzeli var mı" diye sorar, bu onaylanacak bir şey değildir.
Bir peygambere veya evliyaya "çok yakışıklısınız" desen zararı olmaz, çünkü o bundan olumsuz etkilenmez. Ama sürekli kombinezonuyla, kıyafetiyle meşgul bir psikolojik benliğe söylersen, o gerili alanda döndürmeye devam edersin — hapishanesine bir tuğla daha koyarsın. Doğru olan, insanların özüne, insani vasfına dair ifadeler kullanmaktır: "hocam bu renk sana yakışmış" yerine, bir gün oturup çay içerken "bunlar çok önemli değil, bizim insani özümüz önemli" demek — bu insani bir vazifedir aynı zamanda, "kim bize özümüzden bahsedecek?"
Geleneksel toplumlar (Hindistan'ın bir kısmı gibi) yüzyıllardır aynı kıyafet stilini giyer, dert etmezler — çünkü inşa edilmesi, süslenmesi, zenginleştirilmesi gereken şey içte, özdedir. Modern medeniyet tamamen dışa dönük bir benlik inşasına odaklanmış. Peygamber "iki günü eşit olan zarardadır" demiş — bu iki gün aynı elbiseyi giyme meselesi değil, hangi değişimin kâr, hangisinin zarar olduğunu düşünmeye işaret eder.
Hakikat Yandaş Aramaz
"İnsanların çoğu senin gibi düşünmüyor" cümlesi egonun mükemmel bir kaçış hareketidir. Sen ne düşünüyorsun — onlar gibi mi düşünüyorsun? Değilsen açıkça söyle. Psikolojik benlik bilinci o kadar tahakküm eder ki, "bu doğru ama insanların çoğu böyle düşünmüyor" der içten içe; ama insanların çoğu böyle düşünmüyorsa düşünmüyor, "doğru bu" diyebilmek gerekir — bunu demediğimiz müddetçe o hapishanenin duvarlarını kıramayız.
Mekke'de vahiy geldiğinde "la ilahe illallah, hakikat tektir" diyen peygamberin sözü nereye oturdu? İnsanların bizzat kendi kalplerine. "Doğru söylüyorsun ama Mekke'nin durumu da malum" diyen iman etmedi; "doğru söylüyorsun, ben de bunu kabul ediyorum" diyen iman etti. Mekke'deki iman sosyolojik değildi, topluma karşıydı — ama toplum karşıtlığı üzerinden bir ego üretmek değildi bu; hakikati idrak ettiler, hakikati yaşadılar, anlatırken bir şeyler devrildi ayrıca. Peygamber "biz devrimciyiz" demedi — İslam hiçbir şeyin antisi değildir.
Mekke'de iman edenler ya da Hz. Asiye Firavun'a rağmen inandı; kocasının inanmamasından dolayı bir dert duymadı, sadece "beni onun amelinden koru" diye dua etti. İman, hakikat bir destek ihtiyacına sahip değildir; hakikat yandaş aramaz ama yanı başındakileri uyarmaya, aydınlatmaya mütemayildir. "İnsanlar böyle olmasa ben de böyle davranmayacaktım ama etrafım böyle" demek psikolojik bir kabullenmedir — gerçeği tam olarak idrak etmemişsindir. Değişimin öznesi de nesnesi de sensin; kimsenin buna engel olma ihtimali yoktur, çünkü değişecek olan şey içteki bir şeydir.
Geçen Ayetler
Not (tahmini / editör): Doğrudan sure/ayet numarasıyla anılan bir ayet metinde geçmiyor; "iki günü eşit olan zarardadır" hadisine işaret ediliyor. --- ---