Zenginlik, Yoksulluk ve Dünya Hayatının Süsü
Kısa Özet
Sohbet, kişinin maruz kaldığı negatifliğe rağmen pozitif kalabilmesinin insan için asıl deneyim olduğu fikriyle başlıyor. Ardından İslam'ın mülkiyet anlayışı sosyalizmle karşılaştırılıyor; kişisel teşebbüs özgürlüğünün var olduğu ama kazanılan malın ilahi çerçevede paylaşılması gerektiği anlatılıyor. Dünyadaki lüks-yoksulluk çelişkisi (Mercedes örneği, Nijer'deki elektriksiz hayat örneği) üzerinden zenginin vicdani sorumluluğu tartışılıyor. Son olarak, Hz. Peygamber'in hanımlarının dünya hayatının süsünü istemeleri üzerine inen ayet çerçevesinde, dünya nimetlerinin insanı asla tatmin etmeyeceği ve bir mü'minin bu tür sorgulamaları zaten yapmaması gerektiği vurgulanıyor.
Öne Çıkan Vurgular
- "Sen de negativiteye maruz kalmana rağmen kendi potansiyelindeki pozitifliğe gidebilme şansına sahipsin" — asıl deneyim budur, "e-rağmen" olabilmektir.
- İslamiyet'te kişisel teşebbüs özgürlüğü vardır fakat kazanımların dağılımı ilahi yasal çerçeve içinde, Allah'ın razı olduğu şekilde paylaşılmalıdır; sosyalizmdeki gibi baştan kolektif engelleme yoktur.
- Dünyanın açlık ve yoksullukla boğuştuğu bir ortamda kişinin lükse, keyfe sınırsızca yönelmeye vicdanen hakkı yoktur; peygamberin hanımlarına inen ayette olduğu gibi, dünya hayatının süsünü isteyenler "güzellikle salıverilir", kınanmaz ama bu bir tercih meselesidir.
Negatifliğe Rağmen Pozitif Olabilme
Negatifliğe maruz kalan kişi o durumda şunu düşünür: "ben bunu hak etmedim" ya da "bunu hak edecek bir rahatlık yok, aramızda böyle bir düzen yoksa bunu hak etmedim." Senin durumunla ilgili şunu ifade edebiliriz: sen negativiteye muhatap olmana, negativiteye rağmen olmana rağmen, o negativite deneyimi konusunda olumsuz bir noktaya varmış olsan da, kendi potansiyelindeki pozitifliğe gidebilme şansına sahipsin. Olumsuzluklara maruz kalmışsın, sen de o olumsuzluklara rağmen iyi olabilme imkânına sahipsin. Bu müthiş bir cevaptır — insan için asıl olan budur, "e-rağmen" olabilmektir. Sen rağmenliği orada deneyeceksin; negativiteye uğramana rağmen negatif olmuyorsun. Bu senin oradaki deneyimin ve olaya bakış açındır.
İslam'da Mülkiyet ve Sosyalizm
Allah'ın "mağdur hükümeti" yoktur derler; güzel bir ülkede zekât, infak, rekat da vardır, mülk biriktirir, sahiplenir insan — ekran açık, İslam'ı sosyalizm gibi doğrudan yorumlamıyoruz. Allah'ın malı, kimsenin değildir; İslamiyet'te teşebbüs özgürlüğü var, kişisel teşebbüs hürriyeti var. Fakat "ben malı istediğim gibi kullanırım" değil. Sosyalizmde ise kişisel teşvike imkân verilmiyor, çünkü sorun yaratıyor, adaletsizlik yaratıyor diyor; baştan bir kolektivite dayatıyor, kişiliği kendine baştan engelliyor — sen zengin olamıyorsun ki başkasına iyi bir şekilde katkı sunasın. İslamiyet o hür teşebbüse imkân veriyor, fakat o kazanımlardan sonraki dağılımı ilahi yasal çerçeve içinde yapacaksın; Allah'ın razı olduğu şekilde paylaşılmasını istiyor.
Mercedes, Massarat ve Vicdani Sorumluluk
Geçen bir arkadaş konuşurken şöyle demişti: "benim Mercedes'e, masraf falan yapmaya hakkım yok mu?" Ben dedim ki: "eğer buna hakkın olduğunu düşünüyorsan valla çok kötü bir tercih ediyorsun." Bunun bir tarafı bu; ikinci tarafı şu: kardeşim, şu anda dünyada açlık, susuzluk, evsizlik sorunu yaşayan milyonlarca insan varken, sen nasıl bunu düşünürsün? Bunu bir düşün. Neden bu sorun yaşanıyor, neden bazı insanlar aç, bazıları — birilerinin kapitalist ve haksız işlerinden dolayı mı? Peki sen ne yapacaksın? Ben de o zaman masraf edeyim mi diyorsun, onların yaptığı benim değil diye mi savunuyorsun? Onlar nefislerindeki zulümden dolayı bunu yaptılar, nefsin damarlarını çalıştırırlar; peki senin merhamet damarın nerede?
Afrika'daki ülkelerin durumunu bazen televizyonda seyrederken şöyle yorumlarız: "bunlar niye böyle fakir, bunlar niye aç" — öbür tarafta Monte Carlo'ya gidip kumar masasında adam kaç tane arabasını kaybediyor; Kongo niye öyle, Myanmar niye öyle, Allah niye böyle yapıyor diye sorarız. Buna dair bir söz var: hayvanlarda imkân ve kabiliyetler sınırlanmıştır, katliam yapan bir hayvan neredeyse yoktur, zarar vermesi sınırlıdır. İnsanlıkta ise kabiliyet ve imkânlar sınırlanmamıştır; insana hem ulviyete hem de süfli olana açık olan kapılar sınırsızca açık bırakılmıştır. Adam kumarda kazandığı parayı Monte Carlo'da harcıyor — bu onun negatiflik hesabına gittiği uçtur. Peki Allah sana ihtiyacından fazlasını vermişse ve öbür yerde de zulme uğramış biri varsa, sen bu durumda ne yapacaksın? "O da öyle olmasaydı mı" mı diyeceksin, yoksa paylaşacak mısın? Temel soru bu; o zenginliğine rağmen — onun tabiatındaki negatiflik noktasında uçmuşluğuna rağmen — sen pozitif noktada hareket edeceksin. "Bu zamanda lükse hakkımız yoktur" diyor bir söz; alem-i İslam'ın, insanlığın bu kadar lükse, keyfe, sınır noktasında en köşeye kaçma hakkı yoktur — vicdanen hakkı yoktur.
Bir arkadaş, TİKA'da çalışıyor, Ankara'dan Nijer'e gitmiş. Orada diyor ki: "Türkiye'den salam getirmiştim, birine 'bunu al, buzdolabına koy' dedim; adam buzdolabı ne bilmiyor, elektrik yok, çamaşır makinesini duymamış bile." Öbür tarafta çocuklar hayatını kazanmaya çalışıyor, karnını doyurabilirse kendini mutlu addediyor. Bir de sen kalkıp neyi yapacaksın? Bu çok üzücü; insanların bu tür şeyleri gidip görmesi lazım. İlla gidip görmen gerek yok ama diyor ki "biz onu da yapıyoruz ama rahatımızda yaparız." Benim buna cevabım şu: eğer dünyada aç insan kalmazsa, o zaman Mercedes almaya para kalırsa, ben de öyle düşünürüm — o zaman olabilir. Ama öbür tarafta o sıkıntıları yaşayan insanlar varken, senin öbür tarafta keyif yapman vicdanını rahatsız etmiyorsa, Allah'a bunu ikna edebileceksen, bu ayrı; ben ikna edemem. Müthiş bir denge var aslında, insanlar farkında değil.
Burada hakikaten bir nefsaniyet var: dünyanın nimetlerinin kişiyi tatmin edeceğini zannetme. En derindeki problem bu. Peygamberin bile o kadar imkâna sahip olduğu halde dünyaya meyletmemesi bundandır. Hatta hanımlarıyla yaşanan meselenin temeli de budur — birkaç hanımı, "ya Resulallah, eskisi gibi imkânlar senin eline geçiyor ama sen niye hep dağıtıyorsun, biraz da bize kumaş alalım, şuraya buraya harcayalım" demiş. O zaman ayet inmiş.
Dünya Hayatının Süsü Ayeti
Bu ayet ilginç bir şeydir: onların istekleri gayrimeşru şeyler değil ama ayet şöyle diyor: "eğer onlar dünya hayatının süsünü istiyorlarsa, onları güzellikle salıver; eğer seninle kalmaya razı olurlarsa bu onlar için daha hayırlıdır." Yani "biz dünya hayatının süsünü istiyoruz" demek, Allah'ın dünya hayatının süsüne teslim ettiği bir şeydir — bu kadar önemli, bu kadar arzuya değer, bu kadar tatmin edecek bir şey değildir dünya hayatının süsü. Dolayısıyla bir Müslümanın aslında az önce konuştuğumuz soruyu bile sormaması lazım; sormaya gerek duymaması lazım. Müslüman bilinçliyse bunu sormuyor olur; soruyorsak biraz o şeyleri düşünmek lazım.
Kur'an-ı Kerim'deki bu ayet ilginçtir; bu, anlatıp ikna edebileceğin bir şey değildir. Peygamberimize inen ayette diyor ki bu herkese, erkek kadın fark etmeksizin, dünya hayatını istiyorsa o gruba girer — mevzu ikna edilecek ya da matematiksel hesap yapılacak bir şey değil, anlayabiliyorsan anlıyorsun. Bir insan lüks giyim, lüks evler, arabalarla tatmin olacağını düşünüyorsa, ben şahsen üzülürüm, samimi olarak üzülürüm — çok büyük bir şey kaybediyor. Yoksa, gidip Mercedes'te masraf yapmasınlar da biz aç kalalım demiyorum; hatta aç kalsam, adam Mercedes'te masraf yapsa, ben açlıktan ölsem Allah şahit, çok da üzülmem, "biz açlıktan ölüyoruz, adam Mercedes'te masraf yapıyor" diye düşünmem — hatta altın camda otursa yine düşünmem. Ama ona üzülürüm; çünkü çok yanlış bir şeyle uğraşıyor, çok manasız bir şeyle uğraşıyor ve hiçbir zaman onu tatmin etmeyecek, hiçbir zaman kendine ait kılamayacağı bir şeye sahip olduğunu zannediyor.
Bazı Müslümanların bu tür insanlara kızmasına da mahal yok; kızacak bir durum yok, çünkü orada yanlış bir bilinç var. Peygamber'e inen ayette de görüldüğü gibi, "dünya hayatının süsünü istiyorsanız, size güzellikle izin vereyim" deniyor — orada bir kınama yok, bir yargılama yok, "ne biçim Müslümansınız, peygamberi mi beğenmiyorsunuz" denmiyor. Güzellikle salıver diyor onları; kızmak, "böyle şey olur mu" demek yok. İstiyorsa, orada niteliği tarif ediliyor: "dünya hayatının süsünü istiyorsanız" demek, "istediğimiz şey dünya hayatının süsü, o kadar" demektir. İstiyorsanız Allah ve Resulü size bu konuda kapı açar, o imkânları ararsınız; ama Allah ve Resulünü tercih ediyorsanız, o zaman o idrake göre karar vereceksiniz.
Yoksa "aman şuna ikna edelim, biz haksızlığa maruz kalıyoruz, onlar işin keyfini sürüyor" — bu minvalde bir tartışma değildir mesele. Üstad'ın dediği gibi, ahiretin bir parçası bütün fani olan dünyaya mukayese bile edilmez; baki olan bir şeyin bir zerresi fani olan bir şeye tercih edilmez. Şimdi sen neyi tercih ediyorsun, neyi istiyorsun? Mesele bunun fark edilmesidir. Yoksa sanki benim hakkımı alıyormuş gibi hissedip terakki edemem; gönlüm ister ki kimse hayatta sıkıntı çekmesin, dünya kardeşlerimize Allah bolluk versin — ama sonuçta herkes kendi tercihini yapacak.
Geçen Ayetler
Not (tahmini / editör): Hz. Peygamber'in hanımlarının dünya hayatının süsünü istemeleri üzerine inen "tahyir" ayetine atıfta bulunulmuştur (Ahzab Suresi: 28-29; metinde sure adı ve ayet numarası zikredilmemiştir). --- ---