Sohbetin Kıymeti ve Karşılıksız İyilik (2. Kısım)
Kısa Özet
Sohbet, İsmail Rusûhî Ankaravî'den aktarılan bir sözle başlıyor: hakikate giden yolun bir kısmı halvetle (yalnız kalarak), Mevlevîlikte ise sohbetle kazanılır. Gerçek sohbetin, hedefi dünya olan bir toplantı değil, hakikate ve Allah'a giden yolda arkadaşlık çerçevesinde paylaşım olduğu; günlük hayatta insanın küçük görünen kendi iç dünyasında aslında en büyük görevinin, geniş görünen dünya işlerinde ise en küçük görevinin bulunduğu anlatılıyor. Ardından "eylemden değil, eylemin meyvesinden vazgeçmek" ilkesi, Hz. Yusuf'un hiçbir karşılık beklemeden doğru davranması ve Peygamberimizin affedici tabiatına dair bir kıssa ile pekiştiriliyor: iyilik, sonucundan bağımsız olarak, sırf fıtratımıza uygun olduğu için yapılmalıdır.
Öne Çıkan Vurgular
- Gerçek sohbet, hedefi ve gayesi Allah'a giden yol olan insanların birbirine hatırlatmasıdır; hedef dünya olduğunda zahiren sohbet gibi görünen şey gerçek sohbet olmaz.
- İnsanın kendi iç âlemi (varlık dairesi) küçük görünür ama en büyük vazife oradadır; siyaset ve dünya işleri geniş görünür ama insanın oradaki vazifesi küçüktür.
- Hz. Yusuf, doğru davranışını herhangi bir beklenti ya da gelecekteki bir karşılık ummadan sergilemiştir; "iyilik yap, iyilik bul" değil, iyiliğin kendisi zaten en büyük kârdır.
- Affetmek insanın fıtratında vardır; Peygamberimiz "Allah affedicidir, affetmeyi de sever" buyurmuştur.
Gerçek Sohbetin Mahiyeti
...Duyuyor, güzel duyuyor, ona benzer bir şey söylüyor. İsmail Rusûhî Ankaravî — Mevlevî, Ankaralı — bu da çok güzel, ona benzer bir şey söylüyor: "kimine halvetle, uzlette açığa çıkan (hakikat), Mevlevîler'e de sohbetle kazandırılır" diye. O mealde bir şey. Gerçek anlamda sohbet, hakikate, kendi özüne, Allah'a giden yolda arkadaşlık çerçevesi içinde birbiriyle paylaşımda bulunmaktır. Gerçek anlamdaki sohbeti böyle buluruz. Hedef, gaye mesela dünya olduğunda, o zahiren bir sohbet de olsa gerçek bir sohbet olmaz. Onun için tasavvufta bir adım da sohbettir. Sohbetin şeyi de budur — aslında sohbet edebilmek de belli bir anlayış ve farkındalık gerektiren bir şeydir.
Dikkat edin, biz bazen oturuyoruz, "güzel bir şeyden bahsedeceğiz" derken bir bakıyoruz siyasete kaymışız, oraya buraya gidiyoruz. Neden? Çünkü o kıvamda değiliz, gereksiz dallanıyoruz. Hâlbuki sohbet, hedefi gayesi olan ve yolda olan insanların birbiriyle paylaşımda bulunması, birbirine hatırlatmada bulunmasıdır. Gerçek anlamda işte sohbet budur, sohbet arkadaşlığı da budur.
Küçük Görünen Büyük Vazife
Bununla ilgili galiba risalede geçen bir şey de vardır. Bir arkadaş göndermişti, güzeldi — insanı odalara benzetiyor. Küçük odaya, o mahiyette büyük olan şeyi yerleştirmiş, onu oraya koymuş; büyük olan yere de geçici olanı, ondan sonra küçük olanı, mahiyet itibarıyla oraya yerleştirmiş, koymuş. Tam bir tezat var burada. Hâlbuki şimdi bu gündelik hayatımızda siyasetle ya da diğer şeylerle meşguliyetimize baktığımızda, bunlar bizim hayatımızın büyük bir alanını kapsıyor. Ama olması gereken, ilgilenmemiz gereken hakikat tarafına baktığımızda, o küçücük bir alanda yer tutuyor.
Zahiren küçük gibi görünen dairede — yani insanın kendi varlık dairesinde — en büyük vazife vardır. En büyük vazife var. Zahiren geniş daire gibi görünen siyasette, dünyanın şu bu meşgalesinde, o dairede de insanın en küçük vazifesi bulunur. Muazzam bir ifade — çok hoşuma gitti, çok hoşuma gitti. İnsan böyle dönüp bakıyor kendisine hakikaten: iş, güç, siyaset gibi işlerde bir sürü meşguliyetimiz var.
Eylemden Değil, Meyvesinden Vazgeçmek
Burada bir şey söylemiştiniz, aklıma geldi de: eylemden vazgeçmeyeceksin, onun izlemiş olduğun meyvelerinden, sonucundan vazgeçeceksin — izlemiş olduğun meyvelerinden vazgeçmek. İşte orada da, tabii, arayıcı değilsin orada eyleminde. Eylemi niye yapıyorsun? Doğru olduğu için yapıyorsun. Eylemsizlik de hoş değil, tabii ki; eylemden vazgeçmek değil, eylemin sonucundan vazgeçmek — insana düşen odur.
Mesela diyelim ki, Hz. Yusuf o süreci yaşadığında herhangi bir şey düşünüyor muydu? "Bir gün benim iyi olduğumu, dürüst bir adam olduğumu anlarlar, hak ettiğim yere beni getirirler" — böyle bir şey var mıydı? Ya da bu beklentiyle mi kendisine yakışan tutumu sergiledi? Yok. O, eylemlerinin ve sözlerinin insaniyetine yakıştığı için onları yaptı, yoksa öyle bir beklenti yok.
Güzel bir laf var, akılda kalması için ifade edilmiş: "iyilik yap, yanına kâr kalsın" diyor. Yani iyilik yapıyorsan, o zaten en büyük kârdır. Bir insanın fıtratına göre davranması, fıtri davranması kadar büyük bir kâr olabilir mi? "İyilik yap, iyilik bul" değil yani, öyle bir şey değil — iyilik yapıyorsan zaten yanına kâr kalmıyor, çünkü iyilik hâli zaten bizatihi iyidir. Biz fıtratımızda var olan bu şeyi büyük ölçüde kaybetmişiz.
Affetmek Fıtri Bir Şeydir
Mesela diyor ki "affedeceğim, niye edeceğim? Çünkü fıtri bir şey o." Çocuğa bak, işte affediyor değil mi? Arkadaşıyla kavga ediyor, beş dakika sonra unutuyor, affediyor. Neden? Fıtri bir şey. "Yani affedeceğim, e, o da beni affeder mi?" diye bir amaç, bir gaye arıyoruz — böyle bir durumda o affeder mi? Yani ne yapıyor? Eylemine yine yatay düzlemde bir amaç, bir gaye arıyor. Hâlbuki affetmek senin duan — çok ilginçtir, Peygamberimizin tavsiye ettiği bir duadır: "Allah affedicidir, affetmeyi sever." Bu deyim yerindeyse Tanrısal bir dua; onun doğası aynı zamanda senin de fıtratındır.
Allah affedicidir; bir de dikkat edin, affetmeyi de seviyor. Zorlana zorlana Allah affetmiyor; bu fıtri bir şey. Tam hatırlamıyorum ayrıntısını ama bir gün birisi Peygamberimize biraz sert ve kaba bir davranışta bulunuyor, bir şey oluyor. Peygamberimiz de "kısas yapacağım" diyor. "Kabul etmiyorum, yapamazsın" falan diyor karşı taraf. Peygamberimiz de gülümsüyor. "Niye böyle davrandın" diye soruyorlar. Diyor ki: "sen affedici ve kerim bir insansın, ben sana kötülük yapsam da sen bana karşılık vermezsin, biliyorum" diyor. İşte orada o kişi aslında peygamberi görüyor, aslında onun fıtratını görüyor — o kişi o peygamberde yaşanan fıtratı görüyor. Kötüyle karşılaşsa bile kötüyle cevap vermeyen bir fıtrat var aslında bizde. Anlatabiliyor muyum? İşte o bizde de var aslında ve biz onu tekrar fark etmek durumundayız. "Sen kötülük yapana kötülükle karşılık vermezsin" diyor.
Geçen Ayetler
Not (tahmini / editör): Belirtilmemiş. (Metinde Peygamberimizden aktarılan "Allah affedicidir, affetmeyi sever" mealindeki söz ve bir hadise atıfta bulunulmuştur; ancak anlatıcı belirli bir ayet numarası veya sure adı zikretmemiştir.) --- ---
İlgili Sohbetler
Kaynak Bilinci ve Beklentisizlik
Sohbette, insanın kendisini iyilik ve güzelliklerin kaynağı zannetmesinin nasıl bir "beklenti" ve "gurur" tuzağına yol açtığı anlatılıyor. Kedi örneği ve Peygamberimiz'in Ensar'a hitabı üzerinden, fıtratına uygun yaşayan "kâmil insan"ın hiçbir karşılık beklemediği; çünkü elindeki her güzelliğin Allah'tan geldiğinin (lîveçhillâh) farkında olduğu vurgulanıyor. Sohbet, "hangi arşivi tutuyoruz" sorusuyla, insanlardan beklenti arşivi yerine Allah'ın nimetlerinin arşivini tutmaya çağırarak sona eriyor.
Varlık Farkındalığı ve Kendini Hatırlamak
Sohbet, "Aradığın Mutluluk Sensin" kitabından yola çıkarak insanın aslında huzur ve mutluluğu dışarıda değil kendi özünde taşıdığını, ancak duygu ve düşüncelerle özdeşleşerek bunu unuttuğunu anlatıyor. Peygamberin Mekke yıllarındaki sabrı, Hz. Âdem kıssası ve çeşitli günlük hayat örnekleriyle, tepkisellikten kaçmadan, içe dönerek "kendini hatırlamanın" öneminin altı çiziliyor.
Nefsine Zulmetmek ve Fıtratın Sınırlarını Aşmak
Bu sohbette, ayette geçen üç farklı kulluk tutumu (nefsine zulmeden, iktisat eden, hayırlarda öncü olan) üzerinden günah, tövbe, kendine zulmetmek ve fıtratın sınırsız imkânları ele alınıyor. Konuşmacı, günahın insanın özsel bir niteliğiolmadığını, gerçek tövbenin yanlışı besleyen düşünce ve duyguyu fark edip terk etmek olduğunu, insanın çoğu zaman farkında olmadan kendine zulmettiğinianlatıyor. Ardından "iktisat" kavramının iki anlamını (ifrat-tefrit dengesi ve iyiile daha iyi arasındaki orta hal) Hazreti Yusuf, Hazreti Ebu Bekir, Buda kıssası ve Bediüzzaman örnekleriyle açıklayarak, insanın nefsinin koyduğu sübjektif sınırları (takat) aşıp fıtratının hakiki genişliğine (vüsat) doğru "üstün çaba" ile ilerlemesigerektiğini vurguluyor.