Yapay Kendilik ve Hakiki Kendilik

Kısa Özet

Sohbette daha önce konuşulan "yapay zeka" benzetmesinden yola çıkılarak insanın da bir "yapay kendiliği" ve hiçbir zaman bozulmayan, eksiksiz bir "hakiki kendiliği" olduğu anlatılıyor. Çocukluk döneminde yaşanan anlaşılmama, terk edilme, alay edilme gibi deneyimlerin zamanla "kendim" olarak algılanan yapay bir kimliğe dönüştüğü; gerçek bilinçaltı temizliğinin bu sahte katmanları "değiştirmek" değil, altlarındaki bozulmaz hakiki kendiliği hatırlamak olduğu vurgulanıyor. Hz. Yusuf'un hiçbir zaman şikayetçi olmaması, Bediüzzaman'ın nefis ile hakikat arasındakiiç diyalogları ve "Allah sana yeter" ayetinin yorumu üzerinden, sahte benliklerle kavga etmeden onları tanıyıp onaylamamanın yolu anlatılıyor. Sohbet "Ey Rabbim beni benden kendine al" duasıyla sona eriyor.

Öne Çıkan Vurgular

  • Hakiki kendilik hiçbir zaman bozulmaz, eksiklik hissetmez, anlaşılma veya anlaşılmama, sevilme veya sevilmemeden etkilenmez; çocukluktaki deneyimler zamanla bu hakiki kendiliği "perdeler" ve yerine yapay bir kendilik geçer.
  • Gerçek bilinçaltı temizliği, kirlenmiş olanı temizlemek değil, hiç kirlenmemiş olan hakiki kendiliği yeniden hatırlamaktır; yapay kendilik "değiştirilecek" değil, fark edilip bırakılacak bir şeydir.
  • Hz. Yusuf'un en ağır haksızlıklara uğradığında bile şikayet etmemesi ve "Allah sana yeter" ayetinin öğrettiği gibi, hakiki kendilik hiçbir dış onaya, ilişkiye veya sonuca muhtaç değildir; sahte kendilikle kavga etmeden onu tanımak ve onaylamamak yeterlidir.

Giriş: Yapay Kendilik ve Hakiki Kendilik Ayrımı

Yapay zeka konuşmuştuk. Evet. Şimdi de o zaman yapay kendiliğimiz ile hakikikendiliğimizi konuşalım. O yapay zeka olarak tarif ettiğimiz şey aslında bizim yapay

kendiliğimiz. Yani eğer doğal haldeyse buna bazen kişilik denebiliyor, bazen izafikendilik de denebiliyor. Bir de hakiki kendiliğimiz var.

Hakiki Kendiliğin Nitelikleri: Eksiksiz, Etkilenmez, Zaman-Mekan Üstü

Hakiki kendiliğimiz daha önce de kısmen ifade ettiğimiz gibi hiçbir zaman bozulmaz, hastalanmaz, herhangi bir eksiklik hissetmez. Mutmaindir, tamdır. Bir eksiklik, bir yetersizlik hissetmez. Dışlanmışlık hissetmez. Anlaşılmamışlıktan dolayı herhangi bir rahatsızlık hissetmez. Küçümsenebilir tırnak içinde, birileri onu küçümseyebilir, birilerionu yok sayabilir, onda hiçbir şey meydana getirmez. Yani "benim umurumda değil, onlar bilir" falan gibi bir cümle bile kullanmaz. Hiçbir şeyin, hiçbir negatifliğin, hiçbir yanlışlığın, hiçbir olumsuzluğun etkisi onda olmaz. O her zaman, her durumda, her halde, hatta diyebiliriz ki zamandan ve mekandan bağımsız olarak tamdır, dingindir, mutmaindir, hiçbir eksiği yoktur. Anlaşılmak veya anlaşılmamak onun açısından herhangi bir farklılık oluşturmaz.

Ama şu değil yani: "anlaşılsam da umurumda değil, anlaşılmasam da umurumda değil, artık insanlar beni seviyor mu sevmiyor mu artık umursamıyorum" gibi bir reaksiyon da değil arkadaşlar. Bunlara dikkat edin. Ben özellikle bu konuda dikkat etmeye çalışıyorum ama dil o kadar problemli bir şey ki, anlatmak da, bir şeyin anlaşılması da bazen zor olabiliyor.

"Kendini Bilmek" Ne Demektir? Kadim Öğretinin Kastı

Mesela benim bir tanıdığım vardır, her zaman böyle dikkatli oturur kalkar, konuşurken dikkatlidir, hayatta görebileceğim en — nasıl diyeyim — nazik insanlardan biridir. Mesela derdi ki: insan kendini bilecek. Oturmasını kalkmasını bilecek. Nerede nasıl konuşacak, nerede nasıl davranacak, hatta nerede nasıl giyinecek, bunları bilecek. Kısaca insan kendini bilecek.

Şimdi ben de "insan kendini bilecek" diyorum. Hatta ben demiyorum, kadim öğretibunu bize söylüyor. Ama bakın bu cümleyle kadim öğretinin kastettiği "kendini bilmek" farklı şeyler değil mi? Kendini bilmek hakiki kendiliği bilmektir. Hakiki kendilikte ne kastediyoruz? Hakiki kendilik, eğer dini literatür üzerinden konuşacaksak, Kur'an'da "biz insanı yarattık" — yani aslında oradaki yaratma şekillendirdik, yani onun değişken tarafını, işte bedenini, psikolojisini ve bununla bağlantılı bütün imkân ve kabiliyetlerini şekillendirdik. Sonra ruhumuzdan üfledik. Bakın bu çok önemli bir sıralamadır.

Ruhun Üflenmesi: Zamansız Bir Gerçeklik

Tabii ki burada dikkat edin, bu zahirdeki bir sıralama olarak anlatılıyor. Yaniinsan mesela dediğimiz zaman nedir? Diyoruz ki anne karnında şekilleniyor diyoruz değil mi mesela? Hatta bizim İslam düşüncesinde veya işte kelam geleneğinde şey vardır: anne karnına ne zamandan itibaren ruh üflendiği, kaçıncı aydan mı, dördüncü aydan mı vesaire tartışılır. Ama şunu da tabii ki unutmamak lazım: ruh zamansız bir şeydir aslında. Sadece deyim

yerindeyse o etkileşimin tam olarak gerçekleşmesi bir zamanda başlıyor. Yoksa Allah'ın üflediği ruh — o her neyse, ona şimdilik şey yapmayayım — ama o bizim gerçek kendiliğimizdir. O gerçek kendilik zaman üstü mekan üstü bir şeydir, ilahi bir şeydir. Onun için zaman, mekan, sınırlılık, olumsuzluklardan etkilenme, kendini kötü hissetme, mutsuz olma gibi bir kavram yoktur.

Bebeklikteki Masumiyet: Gerçek Kendiliğin Deneyimlerle Perdelenmesi

Dolayısıyla aslında biz doğuştan, hatta doğmadan evvel bile anne karnında aslında o gerçek kendimiz ile tanışıyoruz. Gerçek kendilik bizde var. O çocuktaki o en doğal bebeklikteki masumiyet — hatta ona çocuk da dememek lazım, hani o bebek hali, belkiişte ilk bir yaş içindeki halini kastediyoruz — orada gerçek kendilik mevcuttur.

Gerçek kendilik bu noktada yaşanan şeylerle çok fazla o anlarda özdeşleşmez.

Zaten dikkat ederseniz hep örnek veriyorum: çocuklarda, özellikle ne kadar ufak yaştaysa, yaşadığı bir şey yaşanır ve akış devam eder. Örneğin 2-3 yaşındakiçocuklar bazen ufak tefek kavga eder veya böyle alınır, gücenir veya kızar, sonra bakarsanız geçiverir. Neden? Çünkü henüz o gerçek kendimiz deneyimler tarafından tamamen örtülmüyor. Tamamen üstü örtülecek ve unutulacak derecede kaplanmıyor. Üzeri tamamen kalın bir örtüyle kaplanmıyor. O yüzden kızıyorsun ama beş dakika sonra geçiyor. Alınıyorsun, beş dakika sonra geçiyor çocukken. Çünkü o gerçek kendilik henüz deneyimler tarafından perdelenemiyor tam olarak.

Fakat bizim durumumuzda bir süre sonra şu oluyor: yaşadığımız, özellikle ilişkiler ve etkileşimlerle yaşadığımız olaylar — bu işte anne baba, kardeşler, işte yaşadığımız bir olay, örneğin diyelim ki çocukluğunda bir deprem yaşarsın, bir yangın yaşarsın, bir kaza yaşarsın vesaire — bunlar bir süre sonra "kendim" olarak algılanır ve kendim bu sefer gerçek kendilikten yapay kendiliğe doğru atlar. Yani bu bizim bilincimizde olur, ama dikkat edin: gerçek kendiliğimiz ölüyor, ortadan kalkıyor, biz yapay kendilikle baş başa kalıyoruz — veya artık o var, diğeri yok değil. Bilinç, idrak, hakiki kendilikten yapay kendiliğe evriliyor. Bilinç olarak. Yani merkez hakiki kendilikteyken, merkez yapay kendiliğe dönmeye başlıyor.

Bir Örnek: Annesi Tarafından Görülmeyen Çocuk

Örneğin geçen bir arkadaşla böyle küçük bir çalışma yaparken mesela şunu hatırladı: "annem beni hiç anlamıyordu, görmüyordu, fark etmiyordu, dinlemiyordu, ben istemediğim halde işte beni bazen akrabalarına bırakıyordu" diye bir hikaye anlattı. Ve bundan dolayı ne oluşmuş? Annesi tarafından — bu babası da olur örnek yani, bu yaşanmış bir örnek — "annem tarafından anlaşılmayan, onaylanmayan, takdir edilmeyen, en basitinden ne istedi ve ne istemedi sorulmayan biri oldum, kendimi hep böyle hissettim" — cümle bu.

Şimdi ne olmuş oldu bu? Biz ne yapacağız burada? Geçmişi değiştiremeyiz. Ne yapacağız tırnak içinde bugünlerde veya böyle son yıllarda çok meşhur "bilinçaltı temizliği" yapalım. Aslında, olumsuzluklarla kirlenmiş olan, olumsuzluklarla etkileşim yaşayıp bunlar üzerinden kendini tanımlamış olan kişinin — sen neyini temizliyorsun?

Yine o kirlenebilecek olan alanını temizliyorsun. Bu mu bilinçaltı temizliği? Halbukigerçek temizlik nedir? Tertemiz olan tarafını hatırlamaktır bakın. Oraya "geçmek" tabirini bile kullanmak istemiyorum. O tertemiz, dingin, huzurlu, mutmain olan gerçek kendine yeniden merkezlenmektir. Gerçek kendini tekrar hatırlamaktır. Gerçek kendinin tekrar farkına varmaktır. Çünkü gerçek kendi — işte ebeveyni tarafından anlaşılmamış, annesi veya babası tarafından görülmemiş.

Bir Diğer Örnek: Babasının İlgisizliği

Veya başka bir örnek vereyim. Mesela bir başka arkadaşımız: "işte babamın gelmesini böyle çocuk yaşında büyük bir hevesle beklerdim. Ama babam işte yorgun argın gelip yemeğini yer, uyur, dinlenir. Halbuki ben işte bütün gün onun gelmesinibeklemişim. Hani ondan böyle bir çikolata veya bir şey almasını da beklemiyordum, öyle bir şey de hatırlamıyorum. O gelecek ve ben mutlu olacağım." Ama babasında o beklentisine uygun bir heyecan, bir karşılık görmüyor. Kendisi böyle deyim yerindeyse büyük bir heyecanla, coşkuyla yaşayacağı o güzel hislerle bir beklentiiçindeyken işte babası yorgun argın gelip yemeğini yiyip, diyelim örneğin, uyuyor veya dinleniyor veya televizyon seyrediyor.

Belki diyelim ki o kız çocuğu babasına demiştir ki "nasılsın baba, ne yapıyorsun?" O da "işte ne yapalım işte, yorgunuz, yaşıyoruz" falan demiştir. Halbuki orada o çocuk ne bekliyor? "Gel canım kızım bir tanem, sen ne yaptın bugün mesela?" Örneğin. Aslında orada ne var? "Beni gör, beni anla, ben seni görüyorum, birbirimizin farkında olalım" üzerinden üretilen bir benlik var aslında orada. Tabii ki o çocukluk yaşında bunları dinleyecek hali yok, bu bilgileri o çocuk yaşta anlayacak hali yok. Kastımız orası değil. Kastımız şu.

Bülûğ Çağı ve Günahın Yazılmaya Başlaması

Hani bizde İslam'da bir laf vardır ya, işte bülûğ çağına kadar çocuk günahkar kabul edilmez. Yanlış yapabilir, bu hiç yanlış yapmaz anlamında değildir. Ama ne diyoruz? Ona günah yazılmaz. Neden? Çünkü o süreçte yapay benlikle yaşamaya eğilimli — hani o bebeklikten sonraki dönem için söylüyorum. İşte 3 yaşında, 5 yaşında, 7 yaşında her neyse, ne düşünüyor? "Beni kim anladı? Beni kim seviyor? İşte benim yaptıklarım onaylanıyor mu mesela?" Sürekli eleştiren bir anne düşünün. Şimdi o çocuk ne üretiyor? Mizacına göre, böyle eleştirilen, onaylanmayan veya sürekli böyle kaygıyla yaşayan bir anne veya babanın çocuğusunuz diyelim. Veya kendi yaşadığı travma nedeniyle çocuğunun gözüne bakmayan bir baba düşünün mesela. Şimdi o çocuk ne olacak? "İşte babam bir kere bile kucağına almadı, kucağına alsa da öyle bir kere hatırlıyorum, onu da böyle yarım yamalak hatırlıyorum" — bulanık bir fotoğraf gibi.

Bedensel Özellikler Üzerinden Alay Edilme: Uzun Boylu Genç Kız Örneği

O zaman o ne hissedecek? Daha doğrusu ne hissedecek de, hissettikleri nasıl bir kendilik oluşturuyor? Anlaşılmayan, sevilmeyen veya işte onaylanmayan, takdir edilmeyen — veya diyelim

ki diğer çocuklarla ilişkimiz — bu sadece anne babaya yüklendiğimi düşünmeyin. Diğer çocuklarla ilişkide mesela herhangi bir özelliğin nedeniyle belki diyelim ki alay edilmişsin. Belki boyun uzun olduğu için alay edilmişsin, boyun kısa olduğu için.

Bir gün böyle genç bir kız vardı, 16-17 yaşında, hani böyle ince uzun, böyle hakikaten narin bir çehre, genç kız diyelim. "Ben" dedi, "bir şeyden rahatsız oluyorum bedenimden." "Ne var" dedim, baktım görünen bir şey yok, böyle bir sakatlık yok veya böyle atıyorum boyu çok kısa olur, cüce bir kız olur falan bedenen — kimse cüce değildir, bunu unutmak lazım. Yaniişte dedi ki "benim boyum çok uzun" dedi. "Allah Allah" — başkaları olsa böyle bir boyu arar mesela. Hani böyle aşırı, diyelim kianormal bir boy uzunluğu olur — var, bizim Mardin'de dünyanın en uzun adamı vardı, vefat etti zannediyorum mesela — hani böyle bir durum da değil, hakikaten uzun boylu bir genç kız beden olarak. Dedim "ya bu ego ne kadar garip bir şey ya." Hanibir şeye bakıp biri boyun uzun diye rahatsız oluyor, biri boyuna bakıp boyun kısa diye rahatsız oluyor. Muhtemelen biri de "ya uzun olaydım ya kısa olaydım, böyle orta sıradan bir boy, hiç fark edilmeyen bir şey" diye de muhtemelen düşünenler vardır.

Yapay Kendilik Türleri: Güçlü Olma, Terk Edilme Korkusu

Ve aslında burada ne oluyor? Yaşanan olaylar ne yapıyor bizde? Bir, yapay kendilik üretiyor. Mesela çocukluğundan itibaren güçlü olmayı öğrenebilirsin. Yine böyle bir tanıdığım vardı — hani hep böyle kadınlar hakkında konuşuyor gibi olmasın, eşitlik maksadında da yapmıyorum, aklıma geldiğiiçin söylüyorum — diyor ki: "çocuktum, 3-4 yaşındaydım, uyandım. Uyuduğumda evde işte annem babam, kardeşim vardı ama uyandığımda, işte odaları dolaştım, baktım, hani zannediyorum ki başka bir odada olabilirler de. Önce baktım bir sessizlik var. Evi dolaştım, her yere baktım, kimse yoktu." Mizacı da sekiz — "bundan sonra sen tek başınasın ve güçlü olacaksın" diye bir hikaye üretmiş.

Mesela mizacı iki olaydı ne üretirdi? Bunun da örneği var: "sen terk edildin, hep yalnız kalacaksın, terk edileceksin" diye bir hikaye üretmiş. Abdurrahman böyle de geçebilirsiniz, ama merak etme, "kedi" şey değil — mesela oraya dikkat edin.

Evet, ne oluyor? Bir bakıyorsunuz birinde "ben her zaman güçlü olmalıyım" diye bir yapay kendilik üretiyor. Bir başkasında "hep ben terk edileceğim" diye bir kendilik üretiyor. Bir başkasında "bundan sonra işte anne babandan asla uzaklaşma, onları bırakma" diye bir kendilik üretebilir. Birinde "hiçbir şey umursama, keyfine bak" diye bir kendilik üretebilir. Her çeşit kendilik üretebilir. Sonra ne olur? Sonra başın artık belanın içine girmiştir, başına bir çuval geçirilmiştir. Ve ne olursun? Ömür boyu o kendilikle yaşamaya başlarsın. Ömür boyu o kendilik sana ne yapar? Kendiymiş numarası yapar. Sen de o numarayı zaten baştan yutmuşsun, zaten o numarayı sen üretmişsin.

Kendini nasıl hissediyorsun? İşte hep güçlü olması gereken biri. Peki zayıflık hissedersen ne olur? Onu bırakma — zayıflık hissedersen kötü olursun. O zaman ne

yapman lazım? Her zaman güçlü olman lazım. Veya "asla hata yapmamalıyım" — bunu öğrenirsin. Kediye dikkat, arkada.

Dağılan arkadaş var. Ne yaparsın? Eleştirilirsin. Mizacın da diyelim ki bir veya altıdır.

Bu sefer eleştirilmemek için sürekli olarak ne yapman gerekir? Hata yapmaman gerekir. "Asla hata yapmamalıyım." Biraz da kendini — tırnak içinde söylüyorum — geliştirirsin ve kolay kolay hata yapmazsın. O zaman da o kendilik "bak ben çaba gösteriyorum, hata yapmıyorum, sen de yapmayacaksın" — o da yapmayacak, o da yapmayacak, kimse yapmamalı diye üretirsin. Veya "hiç hata yapmamalıyım, mükemmel olmalıyım" diye bir kendilik ürettin ya, kazara bir hata yaptın. O zaman al başına bela: "ben bunu nasıl yaptım?" Ağır bir suçluluk duygun olur veya seni o hataya götürenlere karşı aşırı öfken olur. Bir sürü hikaye, artık ondan sonra hikayenin ucu bucağı belli değildir.

Peki bütün bunların nedeni nedir? O yapay kendiliktir. Peki o yapay kendiliğin aklına ilk gelecek olan şey şudur: "ne yapalım, yanlış mı yapalım, umursamayalım mı, boş mu verelim acaba?" Hayır. İyi, doğru ve güzel davranmaya çalışabilirsin. Ama kendini"ben mutlaka doğru yapmalıyım, yanlış yapmamalıyım, yanlış yapmak çok kötüdür" şeklinde tanımlayan o yapay kendilikten kurtarmalısın. Ve her zaman gerçek kendinihatırlamalısın.

"Oku, Yaratan Rabbinin Adıyla Oku" Ayetinin Yorumu

Biz o zaman gerçekten kutsal metni anlayabiliriz. İşte o zaman "oku, yaratan Rabbinin adıyla oku." Yani aslında o "yaratan Rabbin"in adı nedir? Bir yönüyle senin gerçek kendiliğindir. Sen gerçek kendiliğinle yaratılışı okumaya başlarsın. Gerçek kendiliğinle yaratılışı okuduğunda — diyelim ki bülûğ çağına erdin, birkaç yaş geçti, artık senin neyi hatırlaman gerekiyor veya neyin farkına varman gerekiyor? O yapay kendilik ile gerçek kendilik.

Diyelim ki ebeveynin seni yetersizlikle eleştirmiş olabilir, çok öfkeli olabilir, çok güçlü bir sekizdir, tip sekizdir, sana da "güçlü olacaksın" diye dayatıyor olabilir. Halbuki sen narin bir iki veya dört veya altı olabilirsin. Bu sefer o narin yapın, baskın ve aşırılık içinde olan bir tip sekiz babanın hareketleri altında ezilebilir. Bu sefer oradan hikaye üretmişsindir. Peki bülûğ çağına geldin, birkaç yaş geçti, hadi orayı da ekleyelim. Ne yapman gerekir? Gerçek kendine dair bir hatırlamada bulunman gerekir. Yani senin gerçek kendini hatırlaman gerekir. Gerçek kendini hatırlama yolculuğuna girmen gerekir. "Gerçek kendim neyim?"

İşte o zaman gerçek kendini bulduğun zaman hayat gerçekten hayattır. Hani ben bazen diyorum hayat bir deneyimdir, ama bu tip yedilerin anladığı anlamda "her şeyideneyelim, hayat bir deneyimdir, hadi bakalım neler deneyeceğiz bugün" anlamında değildir. Gerçek kendini hatırlayarak, hiçbir deneyimin sana mutlak anlamda bir katkıda bulunacağını düşünmeden, bir kayıp yaşatacağını da düşünmeden bakabildiğinde o zaman o gerçekten bir deneyimdir.

Gerçek Bilinçaltı Temizliği Nedir?

Neyin deneyimidir? Bir düşüncenin, yaniizafi bir algının; dualite içindeki alemideneyimlersin. O zaman bak, her şey yerli yerine oturur. Bilinç temizliği de budur bence. Gerçek bilinçaltı temizliği ne yaparsın? Gerçek kendiliğin farkındalığıyla — o bebeklik haricindeki, deyim yerindeyse o saf haldeki durumun dışında, o bugüne kadar yaşadığın şeylerin senin üzerinde meydana getirdiği sahte kendilik algılarını bırakırsın. Bakın bunun için böyle büyük çalışma yapmaya gerek yok aslında. Bunu bırakmayı hatırlayabildiğinde — yani ben mesela nasıl bir sahte kendilik üretmiştim? "İsmail güçlü olmalısın." İşte "İsmail kimseye bir şeyini anlatma, ya çöz ya da kabul et" — yani ya çöz ya da "bu böyledir" diye üretmiştim mesela. Veya başka ne üretmiştim, farkında değilim, bunları zaman içinde gözlemledim: "toplum içinde yanlış olan şeyler görürsen mutlaka bunları düzeltmelisin, değiştirmelisin, insanlar yanlış yapıyor, onları uyarmalısın, insanlara doğruyu göstermelisin."

Bir Hatıra: Hastanedeki Akraba ve Takdir Beklentisi

Mesela eskiden böyle birine bir şey anlatırdım. Bir olaydan dolayı mutsuz — böyle anlatırdım, derdi ki "ya İsmail iyi ki geldin, beni rahatlattın." Mesela böyle hatırlıyorum, hastanede bir akrabam vardı, böyle mutsuzdu, "işte o gelmedi, bu gelmedi, işte bunun için neler yaptım, ama işte bak beni ne kadar hatırlıyor, öyle kuru kuru bir telefon etti" falan. Böyle baktım, üzgün, mutsuz — ameliyat acısını unutmuş, psikolojik acının içinde. İşte ben de işte "Allah, din, maneviyat, bak önemli olan senin iyi olmandır, bak affedici olmak lazım" — artık oradan giriyorum, buradan giriyorum, öğrendiğim bütün şeyleri, epey de kitap okumuşum falan. Sonra rahatladı, "ya iyi kigeldin İsmail" dedi falan filan. Ben böyle bir baktım, "İsmail iyi şeyler yapıyorsun ya" — böyle içimde o sesi hâlâ hatırlıyorum mesela. Hani şey de yok, böyle büyük kibir de yok, "çok şükür mütevaziyim" falan — o mütevazilik de dokuz kanadından geliyor halbuki. Ondan sonra "işte İsmail güzel şeyler yapıyorsun ya, bak ne güzel de geldin buraya, iyi oldu" diye öyle şey yapıyorum. O yapay kendiliği şarj ediyor aynı zamanda, değil mi?

Mesela diyelim ki böyle bir kendiliğin var ve hiçbir şey yapamıyorsun, mesela fazla bir şey bilmiyorsun, fazla bir şey öğrenemiyorsun ve öğrendiklerini dinlemiyorlar, kimseye anlatamıyorsun, anlatsan da etki etmiyor. O zaman o yapay kendilik ne yapacaktı bana? "Ya işte, iyi öğrenememişsin, iyi öğrenseydin ikna ederdin" diyecekti. Veyahut da "ya işte aslında sen iyi öğrenmişsin de bunlar anlamıyor." Mesela bir psikolog da bana diyecekti: "bak sen yanlış düşünüyorsun, sen iyi biliyorsun ama onlar anlamıyor, bundan dolayı üzülmesen mutlu ol." Oraya bir cila sürecekti, ben de rahatlayacaktım falan filan. Hikayeler bitmez burada. Yani yapay kendiliğin ucu bucağı yoktur arkadaşlar. Hani böyle on tane var, yüz tane var değil — binlerce çeşidi var, her modeli var.

Sahte Kendiliği Değiştirmek Değil, Nefsi Ondan Temizlemek

Peki nedir, neyi temizleyeceğiz? "Nefsinizi temizleyin." Nefsinizi neyden temizleyin? Nefsinizi eylemlerden temizleyin değil aslında. Nefsinizi sahte kendiliklerden

temizleyin. Sahte kendiliklerden temizlerseniz zaten ne olur? O sahte kendiliklerin ürettiği her şey ortadan zaten kalkar. Ama sen davranışı temizliyorsun; o davranışa sebep olan, o davranışı ortaya çıkaran sahte kendiliği temizlemiyorsun. Mesela "alınmayacağım ya, geçende öyle bir olay oldu, çok alınmadım, iyi güzel" — hayır, bu değil. "Ben alınıyorum" şeklinde işleyen kendiliği değiştir. "Az alınıyorum" diyen kendilik neyin arayışında, neyin arzusunda, şu veya bunun arzusunda?

Mesela bir arkadaşım vardı, "benim sevgiye ihtiyacım yok" derdi ama davranışlarında bir çelişki de olurdu. Hani "hadi ihtiyacın yok" — ama "ihtiyacım yok" diyen öz kendilikten söylemiyor bunu. "Güçlü olmalısın, kimseye ihtiyacın olmamalı" diyen bir kendilikten söylüyor. Sonra da siz öyle insanları görünce bazen şey der: "ya falana bak ne kadar güçlü." Kadın veya erkek fark etmez. Bakın bazı sahte kendilikler bazı sahte kendiliklere özenir, bazı sahte kendilikler bazı sahte kendilikleri küçümser, bazı sahte kendilikler bazı sahte kendilikleri rol model alır. Hikaye bitmez burada. Mesela bazen şey olur: "keşke ben de hiç kimseden etkilenmeyecek yapıda olsam" diye bir hikaye kurgularsın. Ama bu öz kendilikten gelmez. Zaten öz kendiliğin böyle bir cümlesi de yoktur. Öz kendilik zaten etkilenmediğinin bilincinde. Zaten böyle bir hikayesi yok.

O yüzden arkadaşlar dikkat etmemiz gereken şey, öz kendimizi hatırlama yolculuğu yaparken sahte kendiliklerimizin tuzaklarına düşmemek. Sahte kendiliklerin tuzağına düşmeyeceksiniz. Bütün mesele budur. Sahte kendiliklerin tuzağına düşmemeye çalışarak hakiki kendiliğimizi hatırlamaya çalışıyoruz.

Yapay Kendiliğin Verdiği Gizli "Hediyeler"

Yol hem basit hem de yanlış yerden baktığınızda büyük bir tuzak. Yani yanlış bir yerden baktığınızda o sizin tekrar içine düştüğünüz bir kendiliğe dönüşür. Mesela geçen böyle bir korku eğilimi yüksek olan bir arkadaşla bir şeyler konuştuk falan. Bir anda o gerçek kendiliği az da olsa hatırladı. Ve bir anda böyle derin bir güven duyan, hatta "ya ben bunu yıllarca niye fark etmemişim" deyip bundan dolayı sevinç, gözyaşları döken bir arkadaşla konuştuk. Bu şeyi fark etti. Ama beş dakika sonra ben ona sordum zaten: "şu an gelen bir düşünce var mı?" Çünkü o yapay kendilik, sahte kendilik gene aldatmaya çalışacak. "Ne diyor o, gelen düşünce ne diyor" dedim. Dediki "ya bunu kaybedersen?" Şimdi, "ya bunu kaybedersen" diyen kim? Sahte kendilik.

Ve hani bıraksam, ona karşı onu uyandırmasam, beş dakika sonra o gerçek kendiliğin kısmen huzurunu, dinginliğini, mutluluğunu, mutmainliğini — mesela ona soruyorlar "bir şey istiyor musun?" "Hayır hayır" diyor, "burası bir şey istenecek bir yer değil, burada her şey tam, hiçbir şeyim yok, eksiklik yok" diyor. Ama beş dakika sonra bir benlik geliyor, bir düşünce geliyor, ve diyor ki "ya bu giderse?" Zihin işte gider mi, gitmez mi? "Ya giderse ne yapacağım?" Bak giderse de — bak güzel bir şey yaşadın şimdi giderse — bir de hani vardır ya hüznün kaynağı nedir? Güzel bir şeyikaybetmektir. "Keşke bunu yaşamasaydım" mı acaba demeye kadar gidebilirsin.

Ne oldu bu durumda? Gerçek kendine doğru yol alırken ve bunu biraz hatırlamışken, bakın ne geliyor araya? Sahte kendiliğin bir cümlesi, bir ifadesi. Ve o anda seni ne yapıyor? O gerçek kendilik halinden çıkarıveriyor. Ve başlıyorsun aynı hikayeye dönmeye.

Bir de o sahte kendiliğin elinde tabii ki bir alet edevat var. Mesela diyor ki: "tamam biraz korkuyorsun, bu da biraz rahatsız ediyor" ama mesela bazen "beni rahatsız eden var" diyen insanlara bazen sorarım. "Tamam" derim, "o zaman gel bunu bırakalım." "Nasıl?" "Bak bir yöntem var, mesela bırakalım mı?" "Bırakalım" diyor.

"Bak tam olarak bırakalım mı?" "Yok, tam olarak bırakmayalım, birazı kalsın." Yaniöfkenin birazı kalsın, korkaklığın birazı kalsın, işte kibrin birazı kalsın. Çünkü kibritamamen bırakırsa zannediyor ki öyle herkesin önünde ensesine vurulup lokması alınan, ezik biri olacak. O sahte ego ona demiş ki: "bak biraz kibirli olmak veya en azından öyle gözükmek iyidir, öyle çok bir tevazu da gözükmek — öyle bir dünyada yaşıyorsun ki kurtlar sofrasında yaşıyorsun, o zaman biraz kibir iyidir" diyor. "Biraz öfke iyidir" diyor ama o öfkeyi sahte benlik üzerinden yaşıyor, o rahmani bir öfke değil, o sahte benlikten çıkan bir öfke. Veya böyle "kaygıyı da biraz bırakmayayım" diyor. "Kaygıyı biraz bırakırsam iyice zıvanadan çıkma ihtimalim var, çünkü içimde bir haylaz bir çocuk var" diyor. Halbuki onu da bırakabilirsin. Bak o haylaz çocuk da sahte kendilikten bir tanesi.

Dolayısıyla şuna gelmek istiyorum: sahte kendilik niye bizde kendini devam ettirebiliyor? Çünkü sana, farkında olmadığın bir kısım hediyeler sunuyor. Halbukikibirli olmadan da kendimi koruma imkânım var aslında. Ama o sahte kendilik bana ne demiş? "Biraz kibirli olmazsan insanlar böyle — tırnak içinde — fazla tevazu iyideğildir." Veya işte birkaç cümle var, şimdi aklımdan gidiverdi: "fazla tevazu gösterme, gerçek sanırlar." Demek ki sahte bir şey gösteriyorsun değil mi? "Fazla tevazu gösterme ki gerçek sanırlar." O zaman sen orada sahte bir tevazu gösteriyorsun.

Sahte Tevazu ve Gerçek Tevazu Farkı

Gerçek tevazu gösterilen bir şey değil zaten arkadaşlar. Anlatabiliyor musun? Gerçek tevazu gösterilen bir şey değildir, olan bir şeydir. Gerçek tevazu böyle "estağfurullah" değildir yani. Veya işte böyle "siz buyurun lütfen" falan değildir. Gerçek tevazu kendiniherhangi bir varlıktan ne aşağıda ne üstte görmektir. Hatta daha hakikisi, bir "görebilme" bilincidir. O zaman sen kime tevazu gösteriyorsun veya kim tevazu gösteriyor aslında?

"Kendini Bilen" Kimdir?

Dolayısıyla hepimizin insanlık olarak aslında temel bir konusu var. Temel konu bakın işte bilgi çağı, işte "bilenle bilmeyen" — doğru, hiç bilenle bilmeyen bir olur mu, doğru. Bana göre çok doğru. Ama benim için bunun hakiki anlamı, yani asli hakikianlamı — tabii ki alt düzeye indirirsek, alt düzeyde de atıyorum, işte eve tamirciçağırırsın, iyi biliyordur, dersin ki — bir de daha önce çağırmışsındır, neredeyse bir

daha da bozmuştur — dersin ki bilenle bilmeyen bir olur mu? Şimdi orada da geçerlio cümle. Ama en hakiki aslı nedir? Kendini bilenle bilmeyen bir olur mu? Bir olmaz.

Kendini bilenle, kendini bilmeyen bir olmaz. Ama kastettiğimiz burada oturduğunu bilecek, işte nerede ne konuşacak, nerede ne yapacak bunu bilecek değil. Gerçek, hakiki anlamda kendini bilen. Kendini bilenin arkadaşlar göstergeleri aslında çok değildir. Veya bilen için barizdir. Ama onun en çok görülen şeyi şudur: o hiçbir zaman hakiki anlamda şikayet etmez.

Şikayetsizlik: Hz. Yusuf ve Bediüzzaman Örnekleri

Ne yapıyor, ne ediyor? Yani diyelim ki "zalime bu arkadaş zalimlik yapıyor" der, "işte bu arkadaş kibirli davranıyor ve ezmeye çalışıyor" der. Bunu dersin ama bakın şikayet hissi yoktur. Durum tespiti vardır. Anlatabildim mi? Durumu tanımlar, şikayetiyoktur.

Bir şikayet kavramından bahsedelim. Mesela Hz. Yusuf'u düşünün. Mesela bize gelip anlatsa, ondan hiçbir şikayet hissi almayız, belki bize en ağır süreçleri anlatabilir.

Mesela düşünün, yani birkaç kişi dışında kimse onun masum olduğunu bilmiyor, mesela Mısır halkı iffetsiz olduğunu düşünüyor değil mi? Çünkü öyle yayılmış. İşte o sarayın gelini ahlaksız olduğunu düşünüyor. Üstelik de kendisini büyüten, kendisinikoruyup kollayan kişilere karşı vefasızlık, iffetsizlik yaşadığını düşünüyorlar değil mi?

Ama mesela şöyle anlatmaz muhtemelen: "ya bu çok zordu, bana çok ağır geldi" falan böyle demez mesela; ama olayı anlatır, böyle oldu, işte hiç kimse benim iffetliolduğumu bilmiyordu, herkes benim işte yanlış yaptığımı, kötü biri olduğumu, hapsedilmeyi hak ettiğimi düşünüyordu — ama anlatırken siz bir tırnak ucu kadar bir şikayet hissi almazsınız. Neden? Çünkü gerçek kendilikte bir şikayet kavramı yoktur.

Neyden şikayet edeceğim? Tamsın, eksiksizsin, huzurlusun, dinginsin. Yaşadığın hiçbir şey senin o gerçek kendine zarar vermemiş, vermediğini müşahede ediyorsun, bizatihi tecrübesini yaşayansın. Şimdi neyden şikayet edeceksin? Ne yaparsın? Olayları anlatırsın, olanı anlatırsın, olan süreci anlatırsın.

Ha bazen, mesela bakın bu Bediüzzaman'da çok vardır. Mesela der ki: "bir zaman şöyle şöyle olmuştu, nefsim bundan çok muzdarip oldu, işte şöyle düşündü, işte böyle aciz, zayıf, ihtiyar bir adama bu kadar da yapılır mı diye nefsim beni kandırmaya çalışıyordu" der. Anlatabildim mi? Veya işte "bir saat kadar eski Said" — yani yapay kendilik — "beni meşgul etti." Bakın "beni sardı" demiyor, sarmıyor da zaten, "meşgul etti" diyor. "Ya tamam da yani, tamam ben hadi gücenmeyeyim, alınmayayım, hadi bir şey demeyeyim de, anladım da ya onların yaptığı da doğru mu ya" gibi meşgul etmiş. "Sonra bir hakikat kalbime geldi ve kalbimi bütün bütün rahata erdirdi" diyor.

İşte bu nedir? Yapay kendilik bir şeyler söylüyor ama sen ona kendini kaptırmadığın gibi, onun hikayesinin altında kalmadığın gibi, aynı zamanda hakiki kendiliğinihatırlayarak hakiki kendiliğinin perspektifinden, onun varlık bilincinden olaya bakıyorsun. O yüzden diyor ki mesela "bana türlü türlü işkenceler eden, beniidam etmeye çalışan, beni zehirleyen, hepsine hakkımı helal ediyorum." Neden? Yani o

zahiren, tabii ki hani diyelim ki aydınlanmış ve ermiş bir insan hapishanede sıkıntı çekmiyor mu? O soğuğun altında neredeyse donmaya bırakılmış yani. Afyon'da kışın en ağır şartlarında camlar kasten kırık bırakılmış, sobasız bir hücre. Bedeni muhtemelen tabii ki doğal olarak biraz acı çekmiştir, beden olarak yani. Sızlamıştır parmak uçları, ayakları belki. Ama bakın o nedir? O benim gerçek kendiliğim değil. Evet o bedenin acısını deneyimliyorum diyorum ama, "işte bak beni mahvetmek istediler" veya "işte beniöldürmek istediler" — hayır. Beni zaten öldüremezler. Öyle bir şey yok. Ama diyelim ki bu dünyadaki bedenle olan bağımı veya bedenimin acı çekmesini sağlamak adına şunları yaptılar diyebilirsin. Bunda bir mahsur yok, bu doğal bir şeydir zaten. Ama ya işte "kimse beni kabul etmedi, kimse beni onaylamadı, kimse bir gün bile seniseviyorum demedi, seni seviyorum diyenler de hep beni bıraktı, artık kimseye de güvenmiyorum" — bu ne? Ne bu? Bu yapay kendilik tarafından yapılan konuşmalar. Ve sen kendini böyle zannediyorsun, böyle biri zannediyorsun.

Yapay Kendiliğin Çok Parçalı Yapısı

Bu konuşmalarla — onlarla konuşarak, şimdi konuşarak — nihayet cevabı vereyim, ara cevapları şimdi geçeyim, ara cevaplar da var, onların da kısmi doğruluğu var, ama hakiki ve nihai cevap: onlarla konuşmayı bırakabiliriz. Anlatabildim mi? Çünkü bakın onlarla konuşurken onlara cevap yetiştirmeye çalışan kim? Evet, yine yapay kendiliğin başka bir parçası. Yapay kendilik böyle yekpare bir şey değil. Hatta yekpare bir şey olsa daha kolay baş edilirdi. Çok parçalı, çok başlı, çok beyinli. Haniyazılım dilini kullanırsam, belki çok fazla işletim sisteminin böyle entegre edilmiş hali. Biri diyor ki "ya takma ya, hata yaptıysan yaptın." O anda rahatlıyorsun. Ondan sonra bir başkası geliyor — bu aynı kişinin içindeki bir başka yapay kendilik — "ya bu sana yakışmadı, yapmaman lazımdı." Oradan dayak yiyorsun. Oradan oraya, oradan oraya bir başkası çıkıyor: "ya senden de zaten adam olmaz, bir doğru davranıyorsun bir yanlış davranıyorsun, senden adam olmaz" diyor. Anlatabildim mi? O yüzden o yapay kendilikle çok fazla konuşmamak lazım. Ya da sakince konuşmak lazım, böyle gerçek kendilikmiş gibi değil.

Bir Hatıra: Tüp Kaçağını Kibritle Kontrol Etmek

Hani mesela "nasıl bu hatayı yaptın?" diye içeride bir yapay kendilik var. Ben geçen hafta anlatmıştım yani, veya başka bir yerde anlatmıştım. Neyse, böyle 10-11 yaşında, bakkalken böyle, daha doğrusu bakkal çıraklığı yapıyorum, babam bakkal, ben de çalışıyorum. Böyle büyük tüplerden birini takıyordum, sırtıma alıyordum — o zaman güçlüyüm ya böyle, "İsmail güçlü, tüp takabilir, şunu yapabilir, bunu yapabilir." İşte tüpü kontrol ederken de sabunla falan yapmıyorum, direkt kibriti çakıyorum.

"Yanarsa yanar, yanmıyorsa söndürürüm, sönmüyorsa bir çare bulurum" — yaniböyle, kafam öyle işliyor, benim yapay kendilik öyle işliyor.

Neyse bir yerde böyle tüpü taktım, böyle o zamanlar yeni çıkan — şimdi böyle 3-5 liraya satılan şeyler var, Çin malı — ve onu gördüm, çok hoşuma gitti. "Ben" dedim, "ne olacak, bunu alayım" dedim, hatırlıyorum hâlâ. Ama böyle içeride de bir şey

"İsmail bunu yapmaman lazım" diyor, "doğru değil" falan. Neyse aldım yani. Yanişimdi ben bu benlik üzerinden "nasıl bunu yaptın, nasıl bunu yaptım" diye kendimidövebilirdim. İçeride hafif bir kavga, tartışma oldu ama hiç dünyamda — yani çok fazla şey yapmadı, anlatabildim mi? Halbuki yani sahte bir kendilik bir arzuyla yanlış bir şey yapmış aslında.

Şimdi mesela ben bu gözle mesela bakın daha rahat anlatabiliyorum değil mi? Niye rahat anlatıyorum? Çünkü aslında o ben değilim. Anlatabildim mi? O benim gerçek kendim değil. Yani hakikikendilik böyle bir şey yapmaz, zaten yapmaz. Yapıyorsa sahtekar İsmail'in tekidir, herhangi bir tane sahtekar İsmail'dir o yani. Sen niye onunla özdeşleşiyorsun?

"Bülûğ çağında en çok..." falan diye — o zaman kafam o kadar çalışmıyor, "çünkü ben o kadar güçlü biriyim ki, bülûğ çağında bile bunu yapmam" — yani öyle bir şey var yani, o zaman aklıma gelmemiş böyle bir şey. Sahte benliğin aklına gelmemiş. Şimdi dolayısıyla ne oluyor? "Ya diyecekler millet ne çalıyor yani, senin aldığın şeyde ne ki yani" diyebilir değil mi? Bak hepsi sahte. Ama bakın şu da sahte: "sen bunu yapmamalıydın, sen yaptın." Mesela doğru bilinç nedir? Hakiki kendilik bunu yapmaz, o an sahte bir kendiliğe kapılmışım.

Suç ve Sahte Benlik: Kanuni Sorumluluk ile İçsel Farkındalık Ayrımı

Peki bunu dedik, mesela bir birler şey der mesela — bunu böyle dedik, kurtulduk değil mi? Tamam, oh ne güzel, sahte kendilik yaptı hadi bakalım — mahkemede şey mi olacak? "Hakim bey ben yapmadım, benim gerçek öz kendim yapmadı, sahte kendiliğim yaptı" mı diyeceğiz? Bunu kastetmiyoruz arkadaşlar. Kanuni hukuk ayrı bir konudur, orayı şey yapmayın, kendimizle ilgili şey yapıyoruz. Çok büyük bir suç işler, sahte kendiliğin — onun da kanuni bir yükümlülüğü vardır, kanun seni hapsedebilir, ama sen hapisten nasıl bir bilinç içinde olmalısın, kendinle ilgili nasıl bir bilincin olmalı? "Bunu niye yaptım, Allah kahretsin" falan filan — "işte o bana yaptırdı, o şöyle dedi, bu böyle dedi, işte zaten benim aile dinamikleri de çok kötü, zaten kimse benitakdir etmedi ki, onaylamadı ki, hep bana yanlışsın dediler, ben de zaten kafayı bir yerden sonra kırdım, umursamadım, işte bu büyük suçu işledim" diyelim. Böyle midiyeceksin? Ya da ağır bir şekilde bir suçlayıcı benliğin işkencehanesine girip — bakın size işkence yapılmaz, bazen içinizdeki bir benlik size işkence yapar. Hem öyle yapar ki hani, dersine kadar, fiziksel işkence bundan daha iyi. Ben böyle insanlar gördüm. Yani ona fiziksel işkence yapar. Hatta bazen ufak tefek döverdim — "abibeni biraz daha döv" derdi. Çünkü hem o sahte egosu cezalandırılmaktan mutlu oluyor kendince, hem de o fiziksel darbe psikolojik acıyı unutturuyor. Böyle sahte benlikler var, bunların ucu bucağı yok. Benim hayatta gördüğüm o kadar çeşitli sahte kendilikler var ki, bazılarını görmeseydim ben de inanmazdım yani.

Kendini Analiz Etmenin Sınırı: "Kendim" Diye Değil

Peki ne yapacağız? Diyelim ki öyle bir adam hapse girdi, büyük suç işlemiş mesela, diyelim ki hırsından birini öldürmüş yani. Ne yapacağız mesela, bu kişi ne yapacak?

Önce şunu hatırlayacağım: bunu yapan gerçek kendin değil, senin sahte kendiliğin. E peki bunu deyip tırnak içinde hemen şey mi yapacak? Hayır. O sahte kendiliği bütün ayrıntılarıyla tanıyacaksın. O bunu nasıl yaptırdı? Niye yaptırdı? Hangi psikolojik boşlukların vardı? Belki ailede çok küçümsendin, aşağılandın, "kendimiispat edeceğim" dedin, ispat etme yolunda birini engel gördün, "e bunu da ekarte etsek iyiolur, ben onu ekarte etmesem o beni ederdi" diye de bir savunma bile geliştirmiş olabilirsin. Ama ne demen gerekiyor? "Evet, bu sahte benlik bana bu yanlışı yaptırdı.

Ama niye yaptırdı? Yani bu sahte benliğin altında yatan hikaye nedir?" Yoksa hanitamam "sahte benlik" deyip çıkacağız mı işin içinden? Hayır, bunu kastetmiyoruz. Zaten hakikaten özünde olsan zaten artık o analizi yapmama bile gerek yok, zaten hepsi apaçık görünüyordur.

Ama şu anda biz ne yapacağız? "Beni yanlışa götüren hangi sahte benlik var?" Diyelim ki aşırı mükemmeliyetçiyim, diyelim ki aşırı hırslıyım, diyelim ki tembelim, sorunlarla yüzleşmekten kaçınıyorum, ya istemiyorum, tembellik içinde sahte bir huzur tuzağına düşmüşüm, beni o sahte benlik [yönlendirdi]. Analiz edeceğiz onu. Ama "kendim" diye değil — buna çok dikkat edin. "Kendim" diye değil. Bana kendisini "kendim" diye pazarlayanın mahiyetini çözümlemen lazım. "Ben güçlü olmak adına kendimi baskılamışımdır, bazen başkalarını baskılamışımdır, bazen haklılığımı abartmışımdır" — bir sürü hikaye. Niye? İçimde "İsmail güçlü olmalısın ama güçlü olmanın yanında da mütevaziolmalısın" — bu ince bir denge. "Kolay sağlayamadım" diye bunu söylemek isteyen bir başka sahte benlik de çıkabilir.

Bütün bunları gör, bütün bunların farkına var. Bunlar sen değilsin. Ama bunlar sana diyelim ki bugüne kadar kendin gibi gelmiş: "sanki ben buyum ya, ben buyum, yaşadıklarım, mizacım, yaşadıklarım ve bunların etkileşmesi sonucu oluşan şey" — "ben buyum" diye algılanışsın. Peki ne yapacaksın? Dikkat edin, bu çok önemli: kendini bunların içinde mi arayacaksın? Yoksa bunların dışında ama aslında sen olan?

Aydınlanma Eğitimle Gelmez

Yani dışında aramak demek bir arayışa girmek değil. "Daha çok öğrenirsem, daha çok okursam, daha çok şunu yaparsam bunu yaparsam" değil. Bakın hiçbir insan eğitimle aydınlanmamıştır ve aydınlanamaz. Hani formal eğitimden bahsediyorum.

Yani ne seküler eğitimden ne dini eğitimden, ne ilahiyattan ne ilahiyat dışından. Bu eğitimlerle insan kendini bulamaz ve aydınlanamaz, öyle bir şey yok. Neden?

Bununla ilgili bir eğitim müfredatı bile yok. Alın oradan düşünün yani. Hani açın herhangi bir psikoloji kitabını, hatta dini bir kitabı — "gerçek kendilik nedir?" Böyle bir kavram bile çoğunda yoktur. Neredeyse hiçbirinde yoktur.

Bu aslında arkadaşlar biraz bir şey — bunlara dair belli bir bilgi edinip hayatın içinde, hayatın içinde ve kendiiçinizde. Yani hayatın içinde derken şu: hayatın içindeyken, yani böyle dağ bayır, işte insanlardan uzak yere çekilmek değil. O dediğimiz gibibazen geçici olur, bir hafta çekilirsin, o da ne için — "oh be elhamdülillah huzur

varmış ya." Hayır, huzur yok, dış çevre değişti, geçici bir huzur oldu, bunu kastetmiyoruz. Sanki o zaman — çünkü böyle sahte kendilikler vardır — "işte insanlardan uzak insan huzur buluyor," bu sefer içindeki bir sahte kendilik eğer ilişkileri önemsiyorsa "ya insan böyle konuşacak da bir muhatap arıyor, ya bir insan arıyor" falan demeye başlar, alttaki kurcalamaya başlar. Anlatabildim mi? O zaman biz neye dikkat ediyoruz? Hayatın içinde yaşarken içimizde ne olduğuna, içimizde ne konuşmalar olduğuna, bunu kimin konuştuğuna bakacağız.

Bediüzzaman'ın Gurbet Hissi ve Nefsin Vesvesesi

Ama ilahi bir dokunuş olur bazen, hiçbir nedensiz. Ben böyle insanlar da görmüşümdür — yani ayrıntısına girmeyeceğim — dünyanın en, tırnak içinde, yanlış şeylerini yapan insanları bazen "ya bak sen böyle bir varlık değilsin, insan bu değil, sen bu değilsin" denilip kalbine bazı ilhamların geldiğiinsanlar da görmüşsündür.

Cumhuriyet gazetesi okurken — yanlış anlaşılmadım, Cumhuriyet gazetesini kötülemek için söylemiyorum, örnek olarak — Cumhuriyet gazetesi okuyup buna dair ilahi esintiler alıp, "hani oradan bak, buradan yürü, orası değil yani, yolun burası, buradan yürümeye gayret et" [diyen bir iç ses gelir]. "İnsanların içinde kendini arama, ilişkilerin içinde kendini arama, başarının içinde kendini arama, işte maddi bir zenginlik veya böyle bir yere gelmek üzerinden kendini arama, işte birilerinin takdirinikazanmak veya birilerinin böyle küçümseyici bakışları altında kendini ezik hissetme hikayelerinin içinde kendini arama" diyen bir şey hissedersin.

Hatta bunu ben daha sonra böyle sorduğumda — "hiç böyle mesela herhangi bir düşünce yok, herhangi bir arzu yok, beklenti yok, böyle hiçbir şey yok, hatta beden algın bile yok veya bedenle ilgin yok, mesela o an ölsen gam yemezsin yani, hiç böyle bir hal yaşadığın oldu mu" diye sorduğumda, aslında Allah'ın tırnak içinde bu konuda çok lütufkar olduğunu da gördüm. Hiç tahmin edilmedik veya hani böyle bir şey yaşamamıştır dediğim insanların bile bazen — mesela bazısının böyle birkaç dakika, bazısının birkaç saat, bazısının birkaç gün bu halleri yaşadığını da gördüm aslında.

Diyeceğim şu: yani hatta bakın o sahte kendilik ne yapıyor biliyor musunuz? "Ya bu hayal miydi, ya işte öyle geldi gitti yani, bunun üzerinden devam etmek gibi bir şey olamaz" deyip orayı bırakıyor. Halbuki ben diyorum ki: o haliidrak ettin ya, ömür boyu tekrar o hali yaşamayacak dahi olsan sen şunu idrak etmelisin: "benim gerçek kendim oydu aslında, benim gerçek kendim oydu ve o hâlâ da o. Ama ben bazı sahte benlikler, kendilikler, düşünceler, duygular tarafından uyutuluyorum, gaflete düşüyorum, bir daha da o anı yaşayamadım, o ana benzer bir şey yaşayamadım, ama benim gerçek kendim budur" dememiz gerekiyor. Bunun yerine biz çoğunlukla ne diyoruz biliyor musunuz? "Ya o öyle bir hayal gibi bir şeydi, geldi ve gitti, hani öyle tatlı bir hatıraydı" falan dersin en fazla. Halbuki gerçek kendin olsun.

O yüzden bizim dikkat etmemiz gereken şey hayatın içinde yaşarken kendiiçimizde ne olduğuna bakmak. "İçimde bana bunu söyleyen gerçek kendilik mi?" Buna bakabilmek. İşte o buna dair — hatta ben bu anlamda da Bediüzzaman'ı önemserim.

Çünkü belki bunları bazen mecazen anlatıyor, bazılarını hakikaten yaşamış olabilir. Şöyle şöyle bir olay oldu: "nefsim" diyor, "kendini yapayalnız hissetti." Diyor ki: böyle bir gece vakti ağaçların hışırtısını duydun, böyle derin bir yalnızlık hissi, "beni kaplamaya çalıştı" diyor. Baktım ne diyor? Mesela bak ne kadar güzel bir — baktım diyor ne diyor? İşte diyor ki "sen burada gurbet elde, işte sürgün olan birisin, işte bak bütün arkadaşların kimi öldü, kimi savaşta öldü" diyor, "kimi şehit oldu, kiminden artık uzaksın, kiminden" diyor, "haberi yani kiminden haberleşemiyorsun bile. Ondan sonra diyor kiişte bak burada şöyle teselli bulabileceğim kimse de yok." Böyle diyor: "beş çeşit gurbet içinde" diyor, "nefsim beni kuşatmaya çalıştı." Sonra bir hakikat kalbime geldi. Ve dedi ki: "yalnız değilsin, bak Allah var, görsen de görmesen de melaikeler var" değil mi, melekler var. "Yapayalnız değilsin, boş bırakılmış değilsin." Sartre'ın dediğinin aksine sen dünyaya fırlatılmış bir varlık değilsin, tırnak içinde dünya ormanına bırakılmış narin bir geyik, narin bir kedi, narin bir kuş değilsin.

Yapay Kendiliklerle Konuşmayı Bırakmak, Onlarla Kalmak

Bu nedir aslında? İşte bu bahsetmeye çalıştığım iş. Yani yapay kendiliklerin sana ne dediğini fark et. Hatta biraz izin ver onlar konuşsun. Sen onlara cevap verme. Aslında orada konuşan sen değilsin. Ona konuşan da sen değilsin, cevap veren de sen değilsin. Dikkat et. O zaman biraz sakin olursan, korkmazsan, tedirgin olmazsan, hemen acele edip "şunu yapayım, ya dur bir televizyon açayım veya işte internette en azından faydalı bir video açayım" falan diye bile demeden, bir dur, ya bir sakin ol, bir kal onunla, o öyle desin, bir dur yani, bir kal, bakın bir otur ne olur, bak şu an öyle dursan ne olur — belki o benliğin biraz böyle sıkıcılığı böyle seni daraltmaya çalışmasına dikkat et; seni daraltmıyor, bir duygu üzerinden seni daraltmaya çalışıyor. O duyguya da bak. Yani o yapay kendiliğin düşüncesine de bak, duygusuna da bak, davranış tarzına da bak.

Mesela o anda "ya neyse, bunları boşver, şimdi böyle biraz alışveriş yapayım mesela, alışveriş beni rahatlatıyor hakikaten, geçen gittim AVM'ye böyle bir doldurdum 3-4 şey, paket, rahatladım." O zaman bak gene de haklayabilirim. Bak sana ne güzel, başka bir yapay zeka, bir yapay zekanın ürettiği sıkıntıdan senikurtarıyor. Hoş geldin yapay zekalara. Yapay zeka cehennemine hoş geldin. Onu da gör. "Yok, alışveriş de yapmayacağım, sakin bir yerde bunları seyredeceğim." İşte o zaman bakacaksın ki bir şey hissedilecektir. Ama bak bir şey hissetmeye de çalışma, hatta hiçbir şey de hissetmeyebilirsin. Bu benliklerle daha uzun süre durmaya çalış. Eskiden 5 saniye bile katlanamayıp alışverişe koşarken veya dışarıda şöyle gezeyim, bunu yapayım, bunu edeyim derken, bunu 5 dakikaya çıkar, 10 dakikaya çıkar, 10 dakikadan sonra 20 dakikaya çıkar. Ama sakin ol, böyle hani onların içinde kalma, onları gözlemle. Sen sakin bir yerden bakıyorsun onlara. Hiçbiriyle kavga etmiyorsun, hiçbirini değiştirmeye çalışmıyorsun.

"Allah Sana Yeter": Modern Psikolojiile Karşılaştırma

Modern psikoloji nedir yalnızlık hissedenlere? "Bak yalnız değilsin" — "ya ama bak atıyorum eşim de beni bıraktı, ailemle de aram bozuk." "Ya git atıyorum biraz

sekülersen meyhanelere, barlara, kafelere git, bulursun birini. Daha muhafazakarsan işte kermeslere, bilmem neleri, oraya buraya, sosyal etkinliklere katıl, işte eş, arkadaş, dost bulursun, yalnızlığından kurtulursun." Şimdi bana böyle bir şey mitavsiye ediyorsun? Böyle bir şey değil. Dikkat edin, Allah'ın böyle tavsiyeleri var mı, tırnak içinde söylüyorum. Mesela Allah ne diyor? "Ey Muhammed, eğer insanlar topukları üzerine dönüp seni bırakacak olurlarsa, falan yerde varsa oraya git, çarşıya git, gez, yeni birilerini bulursun" — işte "ya bak eşin var, arkadaşların var, en azından birkaç tanesi var, en sevdiğin birkaç dostun vardır, ha yok mu, o da mı yok, bulursun ya" — böyle mi diyor? Ne diyor? Dikkat et. "Allah sana yeter." Peki, arkadaşlarınken, arkadaşların ile iken Allah sana yetmiyor anlamı mı çıkaracaksınız bundan? Hayır. Bu şu demektir: insanlar, yani beraber olduğun insanlarla birlikteyken tabii ki hoşlanılır, güzel etkinlikler yaparsın, psikolojik düzeyde tatmin edici süreçlerin olur, fikir alışverişiyaparsın, bunlar güzeldir. Ama diyelim ki hepsi bıraktı, ne olacak? De ki "Allah bana yeter." Şimdi bunu meğer okuyarak ne kadar anlamlandırabiliriz?

"Allah bana yeter" — bakıyorsun Instagram sayfasında "Allah kuluna yeter" — üç kağıtçılık yapma işte yani. "Allah kuluna yeter" de sana yetmiyor. Ama "sana yetmiyor" dediğimiz sen gerçek sen değilsin, sahte bir sensin. Sanki birileri olunca mutlu olabilecek, birileri olunca bir varlık zannediyorsun kendini. Ama birkaç ilişkide birkaç dayak yiyince veya beklentilerin sarsılınca veya onlardan beklediğin şeyleribeklediğin ölçüde alamayınca küsüyor, alınıyor, güceniyor. Sonra aç bir meal oku: "Allah sana yeter." Sonra Allah'ı bağrıma basıp insanları dışlamaya çalışıyorum. Halbuki "Allah bana yeter" dediğimde o topukları üzerinde dönen insanlara da kalben teşekkür edeceğim, çünkü diyeceğim ki bu hakikati hakikaten bana hatırlamaya vesile olduğunuz için — ama bunu laf çakmak için değil, samimi olarak.

Bir Hatıra: Vefasız Arkadaş Örneği

Mesela bazen bir şey olur, en sevdiğin insan sana bir yanlış yapar, sen de o an kendini hatırlarsın. Benim böyle 5-6 yıl böyle içtiğimiz su neredeyse ayrı gitmeyen bir arkadaşım vardı. Ayrıntısına girmeyip umulmadık bir hareketine rastladım. Ama umulmadık yani. Güya kendisi benle olan ilişkisinde alacağını almış, benden bilgiyivesaire almış, artık bana ihtiyacı yok. Hani birlikte güzel şeyler yapacakken "biz seninle çalışamayız" deyip böyle çok sert ve katı bir şekilde dışladı. Bir arkadaş da buna şahit böyle. Neyse dedim "sen bilirsin" dedim, "yani beraber çalışmak istemiyorsan çalışmayabilirsin, olabilir." Tabiiiçime bakıyorum o anda, hani yıkıldım mı, ne oluyor, ne bitiyor, baktım böyle çok bir şey yok içimde, bir şey yok. Orada bir şeyi fark edince o denge halini merak ettim, "bunu niye yapıyor olabilir" ama böyle çok meraklı değil yani, hani şu değil — "onun bunu neden yaptığını anlarsan rahatlayacaksın" bak böyle bir şey değil, sadece doğal bir şekilde "niye yaptı acaba" diye gibi.

O olaya şahit olan üçüncü kişi, baktım böyle akşam, gece vakti beni arıyor. "İsmail abiiyi misin?" Hani bir geri dönüş yapma. Hani şey olur ya bazen biriyle bir çatışma

yaşarsın, olayın içinde olmayan ama şahit olana anlatırsın değil mi, böyle bir telefon açarsın. "Bana böyle dedi, şöyle dedi" falan filan — anlatma ihtiyacı duyan egolarımız da var, değil mi? Böyle anlatmadan içi şişer, illa birini anlatacak. Bende de öyle bir benlik yoktu Allah'a şükür.

Ve arıyor, "aramadın da, bir merak ettim" diyor. "Acaba" hani şey düşünmüş, "hadikendimi köprüden atacağım veya atıyorum bir şey mi yapacağım" falan. "Ya" dedim, "gayet iyiyim, bir sıkıntı yok, niye sordun" dedim. "Ya çok ağır gelmedi mi sana" dedi.

"Yok" dedim, "yani ağır gelmedi, bana ağır gelmedi." Yani gerçek kendime ağır gelmedi. Sadece yanlış bir davranış olduğunu, insani düzeyde bir vefasızlık olduğunu — ama bunu kendime dair değil. "Bana vefasızlık" diye değil. Onun yaptığı davranışın adı vefasızlık ama bu onunla ilgili, bu benimle ilgili değil. "Bana vefasızlık yaptı" değil. Anlatabilir miyim? Bu ince noktalardır bunlar. Karşındaki vefasızlık yapabilir ama sen "bana vefasızlık yapılıyor" hissiiçinde değilsin. Böyle bir hissin varsa bu sahte bir kendiliktir. Öyle bir hissin oldu, tamam var, sakin ol, bak ona. "Vefasızlık yaptı." Kime vefasızlık yaptı? Ancak vefalı insanlarla bir arada olduğunda var olan yaşayabilen — ne arıyorum yani, para aramıyorum, şunu aramıyorum, bu an vefa arıyorum, kötü mü? Bana öyle sorularla gelmeyin mesela, ben derim ki vefa arayan biriyseniz gelmeyin ama vefalı bir insan görürsünüz, fıtraten memnun olursunuz, güzel bir şey, ne kadar vefalı bir insan.

Allah'ın Vefası ve Sahte Vefasızlık Hissi

Ama en vefalı olacak bir insandan — Muhammed — en vefalı olacak bir insandan vefasızlık gördün. Ne yapacaksın? Bir şey yapman gerekmiyor. Şunu yapman gerekiyor: içeriye bak, içeriye bak. İçeride kendini mağdur, kurban, haksızlığa uğramış, agresif bir biri var mı yok mu? Farz et ki var, dur ve sor kendine: "bu ben değilim." Ama hep kendimi ben böyle hissettim, olabilir, bu sende hissettim. Sen, bak, Allah'ın kendisiyle vefa, doğal bir vefa anlaşması yaptı. Allah kulunu terk etmez. Allah seni yaratmış. Bütün alem terk etse o seni terk etmez. Hatta sen sahte benliklerinle onu terk etsen — bazıları bana soruyor, "peki ben Allah'ı terk etmiş olsam?" — sen terk etmezsin ki, senin sahte benliklerin terk edebilir. O zaman bak bundan da şey yapma.

Çünkü bazen de "Allah çok vefasızlık yaptı, ben çok vefasızdım" diyor. Diyorum kibak içinde vefasız bir benlik olabilir Allah'a karşı, olabilir, ama o sen değilsin; ama onu iyi tanı ve bir daha onun tuzağına düşme. Mesela bazı sahte benliklerimiz vardır: "ne Allah'ın vefasından bahsediyorsun" diyen. "Allah'ın vefasından ne bahsediyorsun, istediğim hiçbir şeyi vermedi" diyen bir benlik çıkabilir değil mi. "Ben namazımı kıldım, orucumu tuttum, ramazandan sonra altı gün orucu bile tuttum, Allah istediğimi vermiyor, Allah beni sevmiyor" dersin. "Allah beni sevmiyor." Şimdi ne yapacağız bu durumda? Allah'ı bile, istediklerini vermediğinden dolayı, "en azından sevmeyen" — güceniklik yaşayan, Allah'la arasını bozmuş olan bir benlik var. Şimdi ne yapacağız bunu? Bu ben miyim? Ama var içeride böyle bir tane diyelim. Ne yapacağım? Ona diyeceğim ki "anladım seni, çok şeyler istiyorsun veya çok az şey de istemiş

olabilirsin. Ama bu mutmain olan, hiçbir eksiklik hissetmeyen, özünde hiçbir zaman hastalanmayan, ölmeyen ve ölmeyecek olan gerçek kendinden gelen bir ses değil bu. Bu, 'şu olsa mutlu olurum, bu olsa mutlu olurum, şu olsa olmam, şunu istiyorum, bunu istemiyorum, istediğim olursa mutlu olurum, istemediğim olursa mutsuz olurum' diyen sahte bir benlikten geliyor." Buna karşı dikkatli ol, bu bazen seni sarmaya çalışabilir.

Kapanış Duası: "Beni Benden Kendine Al"

Namazla, Allah'ı lafzen bile hatırlamakla, derin bir nefes al: "Ya Rabbi ben bu sahte kendilikten sana sığınıyorum. Bu sahte kendilikten senin sonsuzluğuna ve senin sonsuzluğunun bendekiizi olan gerçek kendime dönüyorum, dönmeye çalışıyorum." O yüzden konuşmamı uzattım mı kısa mı oldu bilmiyorum. Sözümü şu duayla tamamlayayım:

"Ey Rabbim beni benden kendine al." Bu aslında şu demektir: beni her türlü sahte kendiliklerden kendine al. Aslında bu şu anlama da gelir: beni sahte kendimden hakiki kendime al. Çünkü hakiki kendilik aynı zamanda Rabbimizle bağlantılı olan bir niteliktir. Beni benden kendine al. Beni bu benlikler açısından fani kıl. Yani bu benliklerimin, bu geçici, değişken, alemden kendilik üreten bütün bu benliklerden beniazad eyle. Beni bu sahte benliklerle perdelenmiş kılma. Beni bu sahte benliklerle kendinden uzak hissediyormuş tuzağına düşürme. Ve beni her türlü düşünce ve duygunun perdelemesinden — yani gerçek kendiliğimi her türlü düşünce ve duygunun perdelemesinden koru.

Bakın hiçbir şey sizin gerçek kendiliğinizi ortadan kaldıramaz, yok edemez, ondan uzaklaştıramaz. Biz hiçbir zaman gerçek kendiliğimizden uzaklaşmadık. Uzaklaşma kavramı da yoktur. Biz ondan perdelendik, biz onu unuttuk. Bu yaşımız 20 olur, 30 olur, benim gibi 56-57 olur, 60 olur, 70 olur, fark etmez. Hiçbir perdelenme kalıcı bir iz bırakmaz. Yani "ya bu kadar sene perdelenmişim, bir de bu kadar sene o perdeleri mikaldıracağım?" Hayır. Allah bir anda o perdeleri kaldırabilir. Bir an içinde bütün perdeler kalkabilir. İnşallah.

Teşekkür ediyorum.

Geçen Ayetler

Not (tahmini / editör): Belirtilmemiş (konuşmacı "yaratan Rabbinin adıyla oku" ifadesine, eşler arası yakınlaşmaya dair bir ayete ve "Allah sana yeter" ayetine gönderme yapmıştır; ancak hiçbirinde sure adı ve ayet numarası birlikte verilmemiş, doğrudan alıntı da yapılmamıştır, bu nedenle üst bilgide bir ayet listelenmemiştir.)

İlgili Sohbetler

Varlık Farkındalığı ve Kendini Hatırlamak

Sohbet, "Aradığın Mutluluk Sensin" kitabından yola çıkarak insanın aslında huzur ve mutluluğu dışarıda değil kendi özünde taşıdığını, ancak duygu ve düşüncelerle özdeşleşerek bunu unuttuğunu anlatıyor. Peygamberin Mekke yıllarındaki sabrı, Hz. Âdem kıssası ve çeşitli günlük hayat örnekleriyle, tepkisellikten kaçmadan, içe dönerek "kendini hatırlamanın" öneminin altı çiziliyor.

Kurban Hakikati ve İkilik Algısından Kurtuluş

Sohbette kurban, bir hayvan kesme ritüelinden çok, insanın kendini Allah'tan ayrı bir varlık olarak algılama yanılgısından (ikilik) kurtularak iradesiniYaradan'ın iradesinde eritmesi olarak anlatılıyor. Bediüzzaman'ın "buz parçası" metaforu ve Hz. İbrahim ile oğlunun Saffat suresindeki kıssası üzerinden, gerçek kurbanın bir bilinç dönüşümü ve teslimiyet hâli olduğu vurgulanıyor.

İmtihan Kavramı ve Gerçek Kendilik

Bu sohbette anlatıcı, insana verilen "ben" ve "kendim" deme imkanının aslında kutsal bir bilinç hediyesi olduğunu, ancak bunun beden, meslek, sosyal itibar gibi geçici şeylerle özdeşleştirilmesinin insanı "sahte bir kendilik" tuzağına düşürdüğünü anlatıyor. Bakara Suresi 155-156. ayet üzerinden korku, açlık ve eksilmenin aslında birer "olgu" olduğu, bunlardan doğan mahrumiyet/mağduriyet hikayelerinin insanın kendi ürettiği bir şey olduğu; Allah'ın bu eksiltmeyle insanı sahte özdeşleşmelerden ayrıştırıp gerçek kendiliğine (Allah'la olan bağına) uyandırmayı amaçladığı işleniyor.