İçimizdeki Çoklu Benlikler ve Özdeşleşme

Kısa Özet

Sohbette insanın psikolojik olarak tek bir varlık değil, farklı ihtiyaç ve düşünce tarzına sahip birçok "benlik durumu"ndan oluştuğu anlatılıyor; otobüste yaşlı bir teyzeye yer verip vermeme örneğiyle bu çokluk somutlaştırılıyor. Nefs-i levvamenin, hangi benlikle mücadele edildiğinin bilinçli olarak adının konmasıyla başladığı; adı konmayan bir mücadelenin otomatik ve amaçsız kalacağı vurgulanıyor. İkinci bölümde ise insanın bedeniyle, güzellikle, kariyeriyle, unvanla "özdeşleşmesinin" onu o şeyin hükmü altına soktuğu; buna karşı tek çarenin Allah'a aidiyeti idrak edip hiçbir şeyle özdeşleşmemek olduğu işleniyor.

Öne Çıkan Vurgular

  • İnsan tek değil çoktur; içimizde farklı ihtiyaç, düşünce ve tetiklenme biçimine sahip "benlik durumları" vardır.
  • Nefs-i levvame, hangi benlikle mücadele edeceğinin bilinçli olarak adının konmasıyla başlar; adı konmayan mücadele otomatik kalır ve kaybedilir.
  • Tetikleyen çoğunlukla dışsal bir etkendir ama vuran, içerideki tetikçi benliktir; mücadele dışarıyla değil o iç tetikçiyle olmalıdır.
  • Kendini bedenle, güzellikle, kariyerle özdeşleştiren insan o şeyin hükmü altına girer; beden yıpranır ama "ben yıprandım" demek yanlıştır, "bedenim yıprandı" demek gerekir.
  • Kur'an'daki bir ayete göre Allah, dünya malıyla özdeşleşmemiş olsalar kâfirlerin evlerini gümüşten yapardı; zayıf müminlere bu özdeşleşmeyi taşıdıkları için bu kadar fazla vermiyor.

İçimizdeki Çokluk: Otobüsteki Yaşlı Teyze Örneği

Kendi içindeki negatif benlikleri kınayan bilince varmanın en temel şartlarından biri, aslında bir değil çok olduğumuzu anlamaktır. Senin içinde farklı beklentileri, ihtiyaçları, arayışları, tatmini olan benlik durumları var. Dolayısıyla insan tek değildir, çoktur psikolojik olarak.

Mesela otobüse bindiniz akşam, yorgunsunuz, oturdunuz; bir yaşlı teyze geldi, oturacak yeri yok. İçinizde bir benlik "teyze bir sonraki otobüse binse ne olur, ben de yorgunum, kalkamam" diyebilir. Bir başka benlik de "yaşlı bir teyze benden daha zor durumda, ben bedensel olarak yorgun olsam da ona yer vereceğim, doğru olan bu" der ve yer verir. Bu, farklı benliklerin tetiklenip kendilerini işlevsel hâle getirme sürecidir; kişi burada bir tercihte bulunur — biri zayıf, biri güçlü olur, ne yaparsın, tercihte bulunursun. Bazen bu tercih bir saniyede olur, bazen birkaç dakika mücadele edersin.

Sigara içen birinde, geçici rahatlamayı veya nikotin ihtiyacını temsil eden bir benlik vardır — bu benlik bazen sigaranın ne kadar faydalı olduğuna dair bir nutuk bile atabilir. Ama yanında sigaranın zararlı olduğunu bilen bir benlik de vardır. Hangisi galip gelirse. İnsan kendisinin tek bir şey olduğunu düşünmemelidir; bu, çok kişilikli olmak, çift kişilikli olmak meselesi değildir. Bu, psikolojimizde birçok farklı kompartımanın, birçok farklı alanın olduğu manasına gelir. Normal şartlarda insan bunların tümünü kendisi olarak görür; bunlar birbiriyle çatışmıyorsa, hangisi çıkarsa o hükmünü icra eder ve sen bu çokluğu fark edemezsin. Ne zaman fark edersin? Kısa veya uzun süreli bir çatışma içine girdiklerinde.

Diyelim ki acıkmışsınız, önünüze yemek gelmiş, karşınızda başka bir aç insan var; bir benlik "başını kaldırma, yemeğine bak" der, bir başka benlik "o da en az benim kadar aç, ihtiyacı var" der, paylaşırsın. Kur'an der ki: kendi ihtiyaçları olduğu hâlde Allah'ın onlara verdiklerini öncelikle kardeşlerine verirler. Burada bir başka bilince sahip bir benlik var.

Nefs-i Levvame: Mücadele Edilecek Benliğin Adını Koymak

Eğer aynı anda veya birbirine yakın zamanda tetiklenmişlerse benlikler birbiriyle mücadele ederler. Bir tanesi diğerlerini gölgede bırakmışsa tek bir benliğe sahip olduğunuzu zannedersiniz. Nefs-i levvame, bu mücadelenin özel bir farkındalıkla yapıldığı süreçtir. Sen nefs-i levvamede dersin ki "içimde şu şu nitelikte bir kısım benlikler var, ben bunlarla mücadele edeceğim" — bunu demeye başladığın andan itibaren, bu benlikler devreye girdiğinde iç mücadele başlar.

Nefs-i levvame, basitçe otomatik olarak tetiklenen zıt benliklerin birbiriyle mücadele ettiği bir durum değildir. İnsan hayatın içinde de bu mücadeleyi yapar ama bu, adı konulmuş, bilinçli olarak yapılan bir mücadele değildir. Nefs-i levvamede kişi ne ile mücadele edeceğinin adını koymalıdır: hırsınla mı, cimri benliğinle mi, öfkeli benliğinle mi, kibirli benliğinle mi, bencil benliğinle mi, tembel benliğinle mi, kolaycılığa kaçan benliğinle mi, erteleyen benliğinle mi? Adını koymak zorundasın. "Biz o kadar olgun değiliz, biraz gayret etmemiz lazım" demek yetmez; adını koymazsan mücadele de olmaz, sabun gibi sıvışır gider.

Tıbbi tedavide ilk adım teşhis koymaktır — "vücudunda mikrop var" da yetmez, "ne tür bir mikrop" diye sorulur, ona göre antibiyotik verilir. Negatif benlikler tespit edilmekten hoşlanmaz, üzerine parmağını bastığın anda sıyrılıp kaçmaya çalışır; onu tanımlamalısın, ne zaman ortaya çıkıyor, niye ortaya çıkıyor, hangi şartlarda tetikleniyor — hepsini analiz etmelisin, buna dair bir hafızan olmalı. Birisiyle tartışırken üst perdeden konuşulduğunda "laf yetiştir, o kim ki" diyen bir benlik çıkabilir; ya ona "ben" dersin, onun maskesini giyerek konuşursun, ya da "buna benim demiyorum, bana ait demiyorum, sahiplenmiyorum, bu tetiklenen ama mücadele edeceğim benliklerden biri" dersin.

Bu mücadele her durumda başarıya ulaşır mı? Ulaşmaz elbette ama mücadele edersin. Yenildiğinde hangi benliğe yenildiğini bilirsin — "gene bu hırslı benliğime yenildim" dersin. Yenilirsin ama mücadeleye devam eder, neye yenildiğini bilirsin. Avrupa, 300-400 sene Osmanlı'ya yenilmiş ama kime yenildiğini biliyordu ve bir gün yenmek için gerekli şartları elde edip galip geldi. Neye yenildiğimizi bilmiyorsak, nefs-i levvame bu değildir. Peygamberimiz "tövbe eden günah işlememiş gibidir" diyor — yeniliyorsun ama neye yenildiğini biliyorsun ve onu onaylamıyorsun, "bundan sonra gene mücadele edeceğim" diyorsun.

Nefs-i levvamede kişi kendini bir nevi ikiye böler: mücadele etmem gereken benlikler ve onayladığım, doğru bulduğum benlikler. Ama bu adı konarak yapılan bir ayrımdır. "Hepimizde kötü taraflar var, hiçbirimiz masum değiliz" demek herhangi bir bilinç içermez; doğru tarafın ne, yanlış tarafın ne olduğunu bileceksin, adını koyacaksın, buna dair bir hafızan olacak.

Tetikleyen ve Tetikçi

Tetikleniyorsun, sonra tetikçinin kurbanı oluyorsun. Tetikleyen çoğunlukla dışsal etkenler, tetikçi kendi içindeki benlik, vurulan sen. O zaman neyle mücadele edeceksin? İçindeki tetikçiyle. Dıştaki tetikleyiciyle mücadele etmek nadiren yapabileceğin bir şeydir. Bunu engelleyen şey ise sahiplenmen — "bu benim" demen, özdeşleşmen, ya da karşı tarafı suçlaman.

Doktor "senin kalbin rahatsız" diyor, sen "sen de 60 yaşındasın, senin kalbin sağlam mı" diyorsun — bunun seninle ne alakası var, nereden nereye geldin? Bu ne kadar doğal bir şey ama. Kur'an'da güzel bir ayet var: "İçimizdeki beyinsizler yüzünden bize helak mı edeceksin?" Bir yönüyle dışsal boyutu var — toplumun içindeki kötülerin toplumu bozması. Bir de içsel açıdan yorumlarsak: içimizde bir kısım beyinsiz benlikler var, hakikaten idrakten, farkındalıktan, doğru bilinçten yoksun. "Sen çok mu temizsin, bana söyleyene bak" — bu beyinsizliktir, elle tutulur bir tarafı yok, ne alakası var.

Bazen gururlu, kibirli, hırslı bir benlik hayatını alt edebilir; trafikte önünü kesen birine levyeyle vurup öldüren bir insan, o anda tetiklenen benliği tarafından bütün hayatı ipotek altına alınıyor demektir; 30 sene hapis cezası çekiyor. Ya da sürekli kolaycılığa kaçan tembel bir benliğin var, gazete okumaya başlıyorsun — sıkılan bir benlik devreye girdi, belki yüzleşmek istemediği bir benlik var, üzerine parmak bastık.

Allah'ın bu konuda net bir ifadesi var: "Ey kendi nefislerine zulmeden kullarım, benim rahmetimden ümit kesmeyin." Allah hem "kendi nefislerine zulmeden" tarafı tanımlıyor hem de "kullarım" diyor, ayırıyor; tümüyle kötü demiyor. Sen bu ayrımı yaptığında Allah'ın rahmetinin seninle olduğunu bileceksin. "İçimde bana zulmeden benlikler var, hayatımı zorlaştırıyor, ama ben ilahi öze ait, o özün kaynağına bağlı biriyim" diyeceksin. Doğru bir yere koydun kendini.

Burada en büyük tehlike, kişinin negatif benlikleriyle özdeşleşmesidir. Tasavvufi gelenekte buna "nefsini savunma" denir — negatif benliği öz kendisi zannedip onu savunma. Onu savunduğun anda kendini savunmuyorsun aslında; vücudundaki mikrobu niye savunayım, onu savunmak kendimi savunmak değil ki. Nefs-i levvame, gerçek kendini kurtarmak için yalancı kendiliklerle mücadele etmektir, onları kendin kabul etmemektir. Yenilginin adını koymak — hangi benliğe yenildiğini bilmek ve onu savunmamak — yeterlidir; kaç defa yenildiğine bakılmaz.

Çok bariz negatif benliklerimizi hepimiz tanımlayabiliriz ama daha gizli duran, kendini meşru göstermiş bir kısım benlikleri kolay kolay fark edemeyiz; onun için iyi bir arkadaşa, bir mürşide ihtiyaç olabilir — mutlak bir zorunluluk değil ama ekseriyetle ihtiyaç duyulan bir şey. Yerin altında bir hazine varsa, içinizde sürekli kolaycılığa kaçan bir benlik varsa o hazineye ulaşamazsınız; hayat aslında ekseriyetle negatif benliklerin otomatik tetiklendiği ve ilişkilerde arıza çıkardığı bir süreçtir. Her birimizdeki negatif benlik, muhatabımızdaki negatif benlikleri de tahrik eder.

Böyle hayatının büyük bölümünü etkileyen büyük negatif benliklerle başlamalıyız, küçüklerle uğraşmak gerçekçi değildir. Hristiyan gelenekte bunlara "büyük günahlar", İslam gelenekte "kalbin hastalıkları" denir. Mizaç tipimiz bu konuda bize yardım eder — kimi aşırı yargılayıcı olabilir, kimi sürekli karamsar olabilir (bu görünürde günah gibi durmaz ama bütün hayatını etkiler). Sen doğuştan karamsar değilsin; bir yaşındaki fotoğrafına bak, başını düşünmüş bir bebek fotoğrafın var mı? Yok, bu sonra oluştu, bir yatkınlığın vardı ve birileri onu tetikledi.

Bedenle Özdeşleşme ve Kurtuluşu

Kendi bedeninle özdeşleşiyorsun — "ben güzelim" diyorsun; biri sana burun kıvırdığında sende kibirli ve bedeniyle özdeşleşen benlik tetiklenir, "şımarık, burnu havada" dersin; ya da kendini o kadar güzel bulmadığın için kendini çirkin gören benliğin tetiklenir. İkisi de aynı özdeşleşmeden gelir. Bir bilge kadına biri "çok güzelsiniz" demiş, kadın "nereden biliyorsun, beni görmedin ki" demiş — bedeniyle özdeş değil, özünü düşünüyor. Kadim geleneğin bilinç düzeyine bakın.

Neyle özdeşleşiyorsan onun hükmü altına girersin. Bedeninle özdeşleşiyorsan bedeninin hükmüne girersin; saçının dökülmesinden muzdaripsen, sırma saçlı birini görünce tetiklenirsin. Kendini bir beden, bir yakışıklı, bir güzel olarak algılayan benliği eve alma, misafir olarak başka bir yere koy. Yumurta örneği: yumurta güzel kokar, iyi rengi vardır ama dışarıda aşırı sıcakta çatlaksa bozulur; yapı olarak bozuk değildir ama olumsuz şartlarla tetiklenirse kötü özellikler ortaya çıkabilir. İnsanla yumurtayı özdeşleştirmiyoruz, bir örnek üzerinden bağlantı kur.

Elbise giyiyoruz ama özdeşleşmiyoruz; bir kadına "mavi giymişsin" desem gücenir, çünkü giydiği elbiseyle kendini özdeşleştirmiştir. Bir kadının ve erkeğin kendini bedeniyle özdeşleştirip "ben güzelim, kısayım, uzunum" demesiyle arasında kıl payı kadar bile fark yoktur. Neyle özdeşleşirsen onun hükmü altına girersin. Din insanı yaratıcıyla bağlantılandırıyor; Allah baki mi? Ona mı aitsin? Sen de bakisin. Ama "ben bedenim" dersen beden sana "yaşlanırım, sonra ölürüm" der.

Elbisesi yırtılan hangi insan "yırtıldım" der? Yok. Ama bedeni yaralanan "yaralandım" der; "bedenim yaralandı" demesi gerekirken "ben yaralandım" der — bu bile yanlış, ne kadar doğal geliyor bize ama. Bedenin ihtiyarladı, bedenin yıprandı; ben yıpranmadım.

İnsanlar birçok şeyle özdeşleşir ve özdeşleştikleri şeyle kendilerini ortaya koyabilirler; ne zaman olumsuz tetiklenmelere maruz kalırlar? Sen de aynı özdeşleşmeye sahipsen etkilenirsin. Bir kadın öbürüne "ben senden güzelim" derse, size dokunur çünkü siz de güzelliği bir değer görüp özdeşleşmişsinizdir. Doçent olmuş biri "ben doçent oldum" der, olamayan "şuna bak, ne kadar kurumlu" der — buna dedirten şey, doçentliği bir değer görüp özdeşleşen benliktir. Hava atan biri havaya karışıp gider, boş bir şeydir, kendine zulmediyor demek olur; "ne hava atıyorsun" diyen de kendi negatif benliğidir. Bir insan hava atsın, rahatsız olmam, ona şefkatim artar — "ne kadar özdeşleşmiş" diye üzülürüm ona.

İslam dünyasında niye kapitalistleşiyoruz? Çünkü içimizde kapitalist bir benlik var, büyük kapitalistler onu tetikliyor — "o restoranda yiyor, biz yemiyor muyuz, neyimiz eksik" diyoruz. Kur'an'da Allah, eğer insanlar dünya malıyla özdeşleşmiyor olsalardı, kâfirlerin evlerini gümüşten altından yapardı diyor; zayıf müminlere, bu özdeşleşmeyi taşıdıkları için bu kadar fazla vermiyor — ne büyük bir merhamet. Allah'ın katında altın da taş da bir; sen özdeşleşiyorsun bunlarla.

Bir bedenin var ama bir beden değilsin; bir dünyanın içindesin ama bu dünyanın malı değilsin; burada yaşıyorsun ama burası sana ev sahipliği yapamaz, sen burada misafirsin. Kibirli, hırslı, cimri benliğin açıktır, nettir ama bedeninle özdeşleşen benliğin öyle bir şeyin mücadele edilmesi gereken bir şey olduğunu bile fark ettirmez. Buna dair aydınlatıcı bilgiye ihtiyacımız var; kadim geleneğimizde bu var ama biz onu o idrakle devşiremiyoruz.

Geçen Ayetler

Not (tahmini / editör): "İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak mı edeceksin?" mealindeki ayete atıfta bulunuluyor (sure adı belirtilmemiş). Kâfirlerin evlerinin gümüşten/altından yapılabileceğine dair ayete işaret ediliyor (sure adı belirtilmemiş, muhtemelen Zuhruf sûresi bağlamı ancak metinde adı geçmiyor). --- ---

İlgili Sohbetler

Varlık Farkındalığı ve Kendini Hatırlamak

Sohbet, "Aradığın Mutluluk Sensin" kitabından yola çıkarak insanın aslında huzur ve mutluluğu dışarıda değil kendi özünde taşıdığını, ancak duygu ve düşüncelerle özdeşleşerek bunu unuttuğunu anlatıyor. Peygamberin Mekke yıllarındaki sabrı, Hz. Âdem kıssası ve çeşitli günlük hayat örnekleriyle, tepkisellikten kaçmadan, içe dönerek "kendini hatırlamanın" öneminin altı çiziliyor.

Kurban Hakikati ve İkilik Algısından Kurtuluş

Sohbette kurban, bir hayvan kesme ritüelinden çok, insanın kendini Allah'tan ayrı bir varlık olarak algılama yanılgısından (ikilik) kurtularak iradesiniYaradan'ın iradesinde eritmesi olarak anlatılıyor. Bediüzzaman'ın "buz parçası" metaforu ve Hz. İbrahim ile oğlunun Saffat suresindeki kıssası üzerinden, gerçek kurbanın bir bilinç dönüşümü ve teslimiyet hâli olduğu vurgulanıyor.

İmtihan Kavramı ve Gerçek Kendilik

Bu sohbette anlatıcı, insana verilen "ben" ve "kendim" deme imkanının aslında kutsal bir bilinç hediyesi olduğunu, ancak bunun beden, meslek, sosyal itibar gibi geçici şeylerle özdeşleştirilmesinin insanı "sahte bir kendilik" tuzağına düşürdüğünü anlatıyor. Bakara Suresi 155-156. ayet üzerinden korku, açlık ve eksilmenin aslında birer "olgu" olduğu, bunlardan doğan mahrumiyet/mağduriyet hikayelerinin insanın kendi ürettiği bir şey olduğu; Allah'ın bu eksiltmeyle insanı sahte özdeşleşmelerden ayrıştırıp gerçek kendiliğine (Allah'la olan bağına) uyandırmayı amaçladığı işleniyor.